• DOLAR 5,4794
  • EURO 6,2177
  • ALTIN 230,010
  • ...

Sosyal bütünlüğü etkileyen en önemli faktör eğitimdir. Neden eğitim? Pratiklerine baktığımızda eğitimle düzelir bireyler, toplum, toplumsal kurumlar, kurumları oluşturan aile, ekonomi, hukuk, siyaset…

Eğitimin bu denli önemli olması sınır problemini de ortadan kaldırmıştır. Uzakta da olsa karşılıksız alınması gereken yegâne sermayedir. Bu sınırsız hazineye ulaşmada sınır tanımayan bireylerin ve toplumların kendinden sonraki kuşağa en güzel mirası bırakacaklarını düşünenlerdenim. Bu bilinçle hareket edilmesi ve bunun bir an önce ciddiye alınması gerekir. Özellikle detaylarına inmemiz gereken önemli konu şüphesiz eğitim olmalı.

Neden?

Çünkü toplumsal halkalara hayat veren ve bütünleştiren eğitimdir. Bütünlüğü ve evrenselliği dikkate almayan bir eğitim sisteminin karşılığı olamaz; olsa da mantıksal olarak ne`liği yani sadece düşüncesi olur. Eğitim felsefemizin dışavurumuna baktığımızda ise bir yapaylıktan bir protezden öteye geçmez. Kendi değerlerinden, kültüründen uzak, yapaycı bir anlayışın iradeli bireyler yetiştirmesi mümkün müdür?

Her şeyi ithal etme umudu doğuda muz yetiştireceğim umuduna benzer. Bu yüzden her bölgenin hassasiyetleri dikkate alınmalıdır. Dikkate alınmadan atacağımız adımların yanlış sonuçlara neden olacağını söyleyebiliriz. Geçmişi irdelediğimizde yapılan izahlar ile beklentiler arasında bir tutarsızlığın olduğunu söylemekte fayda vardır.

Eğitim felsefemizde dilsel gelişim ile zihinsel gelişimin paralel olduğu ya da eğitimimizin en önemli evresinin 0-6 yaş gurubunda gerçekleştiği izah edilir. Bölgemizdeki çocukların geçmişteki eğitim durumunu irdelediğimizde ise çocukların eğitim diline yabancı olmaları ve o yaşta bir baba gibi çalışıp evin ihtiyaçlarını öncelediklerini görürüz. Bu psikolojiyle büyüyen çocuklar ile dilsel ve ekonomik problemi olmayan çocukları aynı tutup buna da eğitimde eşitlik dersek eksik olduğu gibi haksızlık da olur.

Tarihsel tecrübenin verilerine baktığımızda bir  “zorunluluk” düşüncesinin ön plana çıkması, rıza-i ilahinin gözetilmemesi, insanımızı zorunlu tercihe zorlamıştır. Bu politikanın özelde ve genelde uygulanması insanımızı mutsuzlaştırmıştır. Bunların tekerrür etmemesi için bazı değişimlere ihtiyaç vardır.

“İnsanlardan iki sınıf  var ki, onlar salâha ererse insanlar da salâha erer; onlar fesada girerse insanlar da fesada girer: Âlimler ve amirler/yöneticiler.”

Bunlardan biri âlimlerdir. Bir toplumun maddi ve manevi olarak doğru yolda ilerlemesi için elbette âlimlere ihtiyaç vardır. Eğer işin ehli olan ilim adamları varsa, halk düzgün ve sağlıklı bir çizgide hayat sürme imkânına sahip olur. Eğer insanların maddi manevi yolunu aydınlatma görevini üstlenmiş olan âlimler yanlış yolda giderse, onları rehber kabul eden insanların durumu da bozuk bir çizgide sürer.

İkinci unsur, yöneticilerdir. Bunlar işin ehli kimseler ise toplumda maddi manevi huzuru temin ederler, dünya ve ahrette mutluluğu netice veren işler yaparlar. İnsanlar da onların bu güzel ve adil yönetimlerinden memnun olarak toplumun güzel bir mecrada yürümesi için müspet davranışlarıyla onlara yardımcı olurlar.

Bu konuda detaylı çalışmalarıyla eğitim sistemini cesurca irdeleyen ve eğitimi önceleyen ve eğitim konusunu güncelleştiren bütün Sivil Toplum Kuruluşlarına teşekkür ediyorum.

Selam ve dua ile…