• DOLAR 7.874
  • EURO 9.385
  • ALTIN 457.873
  • ...

    Yakın geçmiş zaman göstermiştir ki, reform ile ilgili iddialı söylemler genellikle beklentileri karşılayamamıştır. Hatta beklenenin aksine kimi zaman tamir yerine daha çok tahrip etmiştir.

   Örneğin; İstanbul sözleşmesi ile aile kurumunda yapılan reformlar, maalesef daha çok sorun üretmekten öteye geçememiştir. Sözleşme, yüzlerce proje ile hak ve özgürlükler gibi haklı kavramlar üzerinden kültürü, dini ve toplumsal değerleri doğrudan hedef tahtasına koymuş durumdadır. Bundan dolayı onlarca dünya devi ülke bu sözleşmeye imza atmadığı gibi atan ülkelerin bir kısmı da özellikle aile kurumunda oluşan yıkımdan dolayı sözleşmeyi tartışmaya açmış durumdadır. Yani gelecek kaygısı ile ciddi bir reform yapılmak isteniyorsa ilk önce bu sözleşmeye dokunulması gerekiyor.

  Çünkü aile, toplumun ilk halkası ve temelidir. Çürük temele bina yapılmaz.

  Çünkü aile ilk ve en sağlam eğitim kurumudur. İlk evrelerini düzgün yaşayamayan ağaç çiçek veremez, bebek yürüyemez, çocuk koşamaz…

 Çünkü aile, toplumsal birlikteliğin ilk simülasyon ortamıdır. İlk sosyal deneyimin ve ortak yaşam kültürünün gerçekleştiği alandır.

  Çünkü aile; vefa, erdem, değer ve bağlılıktır. İlk doğan bebeğe verilen anne sütü nasıl etkili bir kalkansa, aile kurumunda kazanılan ilk toplumsal tecrübeler ileride meydana gelecek tahribatlara karşı o denli etkili bir kalkandır.

   Çünkü aile; ümmetin neşet ettiği kaynaktır. Kaynağı tahrip edilen toplum beslenemez, var olamaz ve büyüyemez.

  Aile kurumunu sadece yedirme, içirme ve buna karşılık vefa gibi duygudan yoksun basit bir denklemle değerlendiren bazı batı filozofları, aile kurumunu devre dışı bırakıp; devletin çocuğun tüm bakımını üstlenmesi ile aile kurumundaki güçlü yapının devlet ve vatandaş arasında oluşmasını hedeflemişlerdir. Bunlara göre devlet küçük yaştan çocukları almalı yurtlarda, kreşlerde ve özel ortamlarda bir ebeveyn gibi onların bakımını sağlamalı ve damarlarına ideoloji pompalamalı ki; aile bireyleri gibi birbirine karşı vefalı ve güçlü bir yapı oluşsun. Tabi duygusal ve fıtri boyutu ihmal edilen bu robotik ve yapay anlayış, annenin şefkat ve merhametinden yoksun bireylerin ilerde nasıl birer bencil ve egoist canavarlara dönüşeceğini görememiş ve anlayamamıştır. Bu ve benzeri sebeplerle batıda genel anlamda aile kültürü yoktur. Bunun bir sonucu olarak da toplumu ayakta tutan toplumsal ve kültürel değerler de bitik durumdadır. Bu tür toplumlar başka toplumların kültürleri altında ezilmeye ve yok olmaya mahkumdur. İşin trajik yönü, batı yok olmaya yüz tutmuş kültürünü , yabancı kültürlere karşı korumak için sürekli yasa ve kanunlara başvurmaktadır. İşin daha trajik yönü ise aile kültürü bitmiş tükenmiş durumda olan batıdan, aile sorunlarımıza merhem olacak çözümlerin(!) ithal edilmesidir.

  Aile kurumunun zayıflaması ile kültür, kültürün zayıflaması ile toplum yok oluşun eşiğine varır. Zayıflayan toplumlar da yok olmaya mahkumdur. Eğer gelecek kaygısı ile ciddi bir reform arzulanıyorsa, kendi güçlü kültürümüze ve medeniyetimize dönmemiz gerekir. Çünkü bizim medeniyetimizden beslenen Nene Hatunları hiçbir medeniyet yetiştiremez. Evet demek ki, gelecek kaygısı ile bir reform yapılmak isteniyorsa, batının boyunduruğu altında feryat eden aile kurumunu gözden geçirmemiz lazım…