• DOLAR 13.605
  • EURO 15.298
  • ALTIN 794.06
  • ...

1 Kasım 1928’de, 1353 Sayılı Kanun’la Arap alfabesi olarak da bilinen “İslam alfabesi” yasaklandı. Onun yerine Latin alfabesi, “Türk alfabesi” diye adlandırılarak resmî alfabe ilan edildi ve bunu kapsayan 3 Kasım’da resmi gazetede yayımlanan kanuna “Harf Devrimi” dendi.

Kur’an-ı Kerim, Arapça nazil olmuş, Arap alfabesiyle yazılmıştır. Müslümanlar, Kasım 1928’e kadar Hicrî hesapla 1347 yıl boyunca Arap alfabesini kullanmışlardır.  

Türkler Müslüman olduktan sonra, bütün İslam toplumları gibi İslam’a aykırı olmayan geleneksel/kültürel uygulamalarında özgür bırakılmışlar. Kendi hür iradeleriyle bir süre Uygur alfabesiyle Arap alfabesini birlikte kullanmış ama zamanla Arap alfabesine geçmişlerdir.

Türkler, 1928’e kadar yaklaşık bin yıl ama en az 900 yıl Arap alfabesini kullandılar. Bütün inanışları gibi kültür ve tarihlerini de Arap harfleriyle anlattılar, o harflere hiç kuşkusuz kendi harfleri gibi sahip çıktılar. Öyleyse 1928’de Harf Devrimi neden ilan edildi? Harf değişikliği toplumun sert muhalefetine rağmen neden jakoben yöntemlerle topluma dayatıldı?

Modernleşme, İslam toplumları açısından bir “Batı aldatması”dır. Batı’nın İslam’a karşı siyasi ve askeri savaşını kazanmasının sarhoşluğu içinde dayattığı, öfke ve kinini tatmin için açık veya saklı antlaşmalara koyduğu pek çok husus, Batıcılarca, toplumların uyanış ve tepkisine yol açmasın diye, toplumun çıkar ve menfaati söylemiyle anlatılmıştır.

Örneğin, Osmanlı’nın İslam toplumunun çıkarlarına zıt oluşu bariz olan Tanzimat ve Islahat Fermanları, devletin bekası gibi toplumun çok önemsediği bir çıkar etrafında anlatılmış ve toplum sinesine süngü gücüyle dayatılmıştır.

Harf değişikliği ile ilgili argümanlarda hakikat ne, oluşturulan algı ne? Bunun anlaşılması için o günlere gitmek gerekir.

YASAKLANAN ARAP ALFABESİ GETİRİLEN TÜRK ALFABESİ MİYDİ?

Harf değişimini getirenler, yasaklanan alfabeyi “Arap alfabesi” diyerek ötekileştirmiş; Eski Yunan/Latin alfabesini ise “Türk alfabesi” diye halka anlatmışlardır. Hakikat ise bambaşka!

1 Kasım 1928’de yasaklanan harfler, Arap menşeli olsa da İslam’la özdeşleşmiştir; Müslümanlar, o harfleri Kur’an harfleri, İslam harfleri olarak görmüşler ve öyle sahiplenmişlerdir. O harfleri yasaklayanlar, bir yandan cumhuriyetin halk yönetimi olduğunu öne sürmüşler, öte yandan halkın kararını önemseme bir yana inançlarına dahi saygı duymamışlardır. Halkın inandığını, bir kalemlik yasaklarla engelleyerek I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yorgunu halkı tek kelimeyle hiçlemişlerdir. Öte yandan diyelim ki bu harfler “Araplık”la ilişkiliydi. Bu da yasağı getirenlere bir dayanak oluşturmazdı. Zira yüzyıllardır yönetimde hiçbir payı kalmayan Araplar istilacı değildi, Anadolu’ya kastedip de bir işgale kalkışmamışlar, Anadolu insanının toprak ve namusuna el uzatmamışlardı.

Yasağı getirenlerin ilk tutarsızlığı, kullanımdaki harfleri “Araplara ait” diye yasaklarken Eski Yunanlılara ait Latin Alfabesini getirmekle kalmayıp bir mukaddesat gibi sahip çıkmalarıydı. Harflerin menşei Yunanlılar, henüz birkaç yıl önce Anadolu’yu istila etmişler, Anadolu’nun toprağına, Anadolu insanının can ve namusuna kastetmişlerdi. Anadolu’da şehit kanları henüz kurumamış, mağdur kadınların figanı henüz kesilmemişti. Daha birkaç yıl önce Anadolu halkı ile omuz omuza Yunan’a karşı savaşan Arapları ötekileştirip kullanımdaki harfleri bile terk etmeyi onlarla ilişkilendirmek, buna karşı onca acıya yol açan Latinlerin, Yunanlıların uygarlık simgelerini kutsamak!

TÜRK ALFABESİ ARGÜMANI

Cumhuriyetle birlikte Türklük, bilimselliğin canına okuyan bir okumayla modernlik ile özdeşleştirilmiş, modernlik adına yapılan her şey Türklük adına yapılmış gösterilmiştir. Yüzyılların Latin alfabesine de bu kapsamda “Türk alfabesi” denmiştir. Latin alfabesi; eski Latin/Roma alfabesi ile Eski Yunan alfabesinin çağa uyarlanmış biçimiydi ve hem Batılılık hem Yunanlılıkla özdeşleşmişti. 

Menşei açık olan o alfabe, neyle Türk alfabesi oldu ki? Acaba Türkler tarihleri boyunca bir kez olsun, Latin alfabesini kullanmışlar mıydı? Asla!

Buna rağmen sen gel de Türklerin bütün kültürlerinin yazıya geçme vesilesi olan Arap alfabesini, yabancı ilan et de Türklerin özenle uzak durdukları bir alfabeyi ise Türk alfabesi diye millileştir! Bu toplum, yüzyıllardır savaşa maruz kalmaktan yorgun düşmeseydi hiçbir güç, onu bu kadar gülünç duruma düşürmeye muktedir olamazdı. Nüfus olarak yaşlı ve yorgun bu halk ile resmen alay edilmiştir!

LATİN ALFABESİ DAHA MI KOLAYDI?

Harf değişikliğini halka izahta en çok başvurulan argüman Latin harfleriyle yazmanın daha kolay olduğu ve okuma-yazmanın daha hızlı yayılmasına yardımcı olacağıdır.

Öğretmenliğimin henüz ilk aylarında branşı İnkılâp Tarihi olan, il içi bir üst düzey Milli Eğitim yetkilisi stajyerlik kursu bağlamında bize İnkılâp Tarihi anlatıyordu. Sıra Harf Devrimi’ne geldiğinde çok açık bir ifadeyle, artık çocuklarımızı aldatmayın, biz daha kolay olduğu için harf değişikliğine geçmedik, yönümüzü Batı’ya dönmüştük ve bunun için Batı’nın kullandığı harflere geçtik. Bugünden sonra siz de böyle anlatın, demişti.

Hoca, açık sözlüydü ve o günlerde nadir İnkılap Tarihi hocasına nasip olacak şekilde doğruyu anlatıyordu. Buna rağmen, doğrunun tamamını anlatmaktan çekiniyordu. Çünkü doğruyu anlatmanın önünde ciddi engeller vardı. Tespiti durumunda aradan geçen yetmiş yıla rağmen ürkütücü, tedhiş edici yaptırımlarla karşılaşmak söz konusuydu.

Hoca, Batılılaşmaya özgür irademizle razı olmuşuz da harf değişikliğine o irade doğrultusunda gönüllü olarak geçmişiz gibi anlatıyordu. Öyleyse, o günün başta İstanbul basını olmak üzere memleket, neden harf değişikliğine karşı çıkmış ve hatta o uğurda ölümü göze alanlar olmuş da darağaçlarında sallandırılmışlardı.

1928’in hemen sonrası bir yana 12 Mayıs 1960 İhtilali’nden sonra bile, kolluk kuvvetleri köylere Arapça kitap avına gönderilmiş ve yanında Arapça kitap bulunduruyor diye gözaltına alınıp can verenler olmuştu.

Şimdi kolaylık argümanına dönecek olursak Latin alfabesi ile yazmak Arap alfabesi ile yazmaktan daha mı kolaydır?

İki alfabeyi de bilen herkes, sağdan sola doğru akan Arap alfabesiyle yazmanın sağ eliyle yazan toplumun yüzde doksan dokuzu için daha tabii ve daha kolay olduğunu bilir. Sağ eli ters işletmeye dönük Latin alfabesi yazımı, başta okuma yazmaya yeni geçen çocuklarda olmak üzere kolu fenaca yorar, yazma şevkini kırıp azaltır. Hâlbuki Arapça yazmaya alışanlar için Arap harfleriyle yazmak, yazı ilerledikçe keyif verir ve gittikçe bir tutkuya dönüşür. Dolayısıyla bu argüman, doğrudan insan biyolojisiyle ilişkili kanıtlarla çürüktür. Bunu en iyi bilenler de Latin harflerinin en militan savunucularıdır. Nitekim, onların saklı yerlerde ömürleri boyunca Arap harflerini kullandıkları herkesçe malumdur. Aziz Nesin gibi bir ateist yazar ile Kenan Evren gibi İslam şeriatına karşıtlığını ayan beyan ifade eden bir darbeci dahi ömürleri boyunca Arap harfleri ile yazmayı sürdürmüşlerdir.

Dolayısıyla Latin harflerinin okuma yazmayı kolaylaştırıp yaygınlaştıracağı yönündeki argüman ilk noktadan çürüktür. Çürüklük noktası bu olan bir iddianın üzerine daha fazla varmanın anlamı yok gibidir. Buna rağmen bu harflerin kabulünden sonraki okuma yazma oranlarına bakalım.

Latin harfleri ile okuyup yazmak, esasta Müslüman halk ile Batı arasında bir kültür koridoru, bir kültür köprüsü olarak düşünülmüştür. Dipçiklerle Batılılaşmayı kabul etmeyen halkın okumayı öğrenerek Batı kültürüne açılacağı ve dolayısıyla Batılılaşmadan etkilenip direnişten vazgeçeceğine inanılmıştır. Açık bir ifadeyle harf değişikliği, kültür istilasına açılan kapı olarak tasarlanmıştır. 

Bu tasarı doğrultusunda Latin harfleri esasta, halkı Batı kültürüne bağlayacak iktidar silahı olarak ele alınmış ve Latin harfleri aracılığıyla okuryazarlık oranını artırmak bir devlet stratejisine dönüştürülmüştür. Devleti yönetenler bu stratejiyi hedefine ulaştırmak için birbiriyle ilişkili iki faaliyet gerçekleştirmişlerdir: Arap harflerine yönelik, dehşete düşürücü, kafa uçuran cezalarla desteklenen bir yasak; Latin harfleriyle okuyup yazmaya yönelik akılları uçuran mükâfatlar.

Kanunun yayımlanmasından sonra Arap harfleriyle yazmak bir yana, yüzyıllar önce yazılmış bir eseri evinde bulunduranın akıbeti meçhul olurdu. Hangi cezaya maruz kalacağı, tamamen tespiti yapan askerin inanç, vicdan ve cesaretine kalmıştı. Bir daha görmeyeyim, deyip geçen birine denk gelmek mümkündü elbette ama korkusundan veya bir terfi uğruna sonunda ölüm bulunan bir gözaltı gerçekleştirmesi ya da ölümcül bir dayak atması da muhtemeldi.

Buna karşı Latin harfleriyle okuma yazmayı az çok sökenlerin devlette memur, müstahdem olma gibi bir şansı vardı. Askerlikte her Anadolu gencinin hayali olan çavuşluk için de Ali Okulu denen okuma yazma kurslarında harfleri sökecek kadar Latin harfleriyle okumayı öğrenme şartlarına bağlanmıştı. Daha ileri düzeyde öğrenenler ise basit prosedürlerle diplomalar alıyorlar ve astsubaylığa geçiş gibi ekmeğin aslanın midesinde olduğu günlerde devlet kapısında yer edinme imkânı buluyorlardı.   

Osmanlı, yıkıldığı günlere kadar aralıksız savaştaydı, özellikle son iki yüzyılı Batı dünyası gibi zengin olmak bir yana, devasa imkânlara sahip büyük güçlerle savaş hâlindeydi, içeride de büyük isyanlar meşguldü. Bu yüzden eğitime yatırım yapamadığı gibi, eğitim için çalışacak insan unsuru da savaşlarda telef olmuştu.

Cumhuriyet günlerinde artık böyle bir savaş söz konusu değildi ve yüzyıllardır devletler, savaş günleri dışındaki süreçleri eğitim öğretime yatırım yapmak için değerlendiriyorlardı. Cumhuriyet yönetiminin de böyle bir imkânı vardı.

Şimdi, bu koşullar altında Latin alfabesinde bir maharet olsa kısa sürede okuma yazma bilmeyen kimsenin kalmaması gerekiyordu, öyle değil mi?

1928’de ülkenin nüfusu topu topuna 14 milyondan biraz azdı. Aşırı yaşlılar ve henüz okuma yazma çağına gelmeyen çocuklar çıkarıldıklarında okuma yazma kurslarına muhatap kesim hiç kuşkusuz çok daha küçüktü. Osmanlı’daki Fransızca eğitim sayesinde lise mezunu olan herkes de esasen Latin harflerini biliyordu. Yani, argüman sahiplerinin iddia ettiklerinin aksine meseleye sıfır noktasından hiç de başlamış değillerdi. Okuma yazma seferberliğiyle bir anda en azından yüzde ellilik bir orana ulaşılabilirdi. Özellikle zorunlu eğitim her şeyi kısa sürede halletmeliydi. Öyle mi oldu?

Osmanlı’dan yaklaşık % 10’la alınan okuryazarlık oranı yıllar içinde onca baskı ve teşvike rağmen istenen sonuçları vermemiştir. Öyle ki 1950'de bu oran ancak yüzde 33,6'ya ulaşmıştır. Yani ancak üçte birde kalmıştır ki bunun en az yarısı uydurmadır. Okuma yazma bilmeyenler, bir çıkar doğrultusunda kendilerini biliyor diye kaydetmişler, özellikle Ali Okulu’nda geçen herkes okuma yazmayı öğrenmiş kabul edilmiştir.

Acaba Latin Alfabesi için verilen bu savaş ve o savaş için yapılan bu seferberlik Arap alfabesi için yapılsaydı sonuç üçte birde mi kalırdı? Elbette değil, belki on yılda okuma yazma oranını yüzde seksenlere çıkarmak bile mümkündü.

Bugün bu oranın yüzde yüzlere yaklaştığı söyleniyor, yaklaşacaktır elbette. Mesele, sadece zorunlu eğitim değildir, bugün dünden bambaşka bir çağdır ve bu çağda artık okuma yazmayı öğrenmek yeme içme kadar zorunlu hâle gelmiştir. Siz bırakın zorunlu eğitim seferberliği düzenlemeyi, dünyanın bütün yasak sistemlerini kullansanız bu çağda artık okuma yazma oranlarını yüzde seksenlerin altına düşüremezsiniz.

MODERNLEŞMEK HARF İNKILÂBI GEREKTİRİYOR MUYDU?

Harf değişikliğine gidenlerin en güçlü argümanlarından biri de okuma yazma üzerinden çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Onlara göre, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için Arap harflerini terk edip Latin harflerini kabul etmek gerekiyordu. Öyle miydi?

Ruslar, 20. yüzyılda Batı medeniyetinin Sol kanadının liderliğini tamamen üstelenecek kadar çağdaş Batı uygarlığıyla kaynaşmışlardır. Ama Ruslar, bu düzeye tırmanırken harf değişikliğine gitmemişler, bazı harflerinin yazımında ciddi zorluklar bulunan Kiril alfabesini kullanmaya devam etmişlerdir.

Çinliler, Koreliler ve Japonlar, her üç toplum da teknikte Batı ülkelerini dahi geride bırakmışlardır. Üstelik dünyanın en zor alfabelerini kullanıyorlar ve harf değişikliğine gitmemişlerdir.

Batı uygarlığının ataları olarak kabul edilen Yunanlılar, Avrupa Birliği üyeliklerine rağmen yazımlarında kendilerine has zorlukları bulunan harflerini kullanmaya devam ediyorlar.

Günümüzde Gürcüler ve Ermeniler gibi Kafkas halkları da Batı uygarlığıyla tamamen kaynaştıkları hâlde kendi alfabelerini kullanıyorlar.

Mesele bu kadar açık! Buna rağmen eğitim sisteminde hâlâ Latin harfleri için Türk harfleri denmesi nasıl karşılanmalı?

Eğitim öğretimin başı okuma yazmayı öğrenmektir. Çocuğun eğitim öğretime bu uydurma bilgiyle başlaması onu nasıl etkiler? Henüz yedi-sekiz yaşlarında ise ona Latin harflerinin Arap harflerinden daha kolay olduğu söyleniyor. Çocuk resmen kandırılıyor, henüz harf öğrenmeye yanlış bilgiyle başlıyor.  

Dürüstlüğün gün geçtikçe bu kadar nadirleşmesi, mikro yalancılığın her geçen gün yayılması, bu makro yalanlardan dolayı olmasın?