• DOLAR 5.815
  • EURO 6.466
  • ALTIN 276.07
  • ...

Sağlık- sıhhat- afiyet, bir kulun dünya hayatının selameti için isteyebileceği en temel isteklerin başında gelir. Kendimiz için, ailemiz ve sevdiklerimiz için yaptığımız münacatlarda, ısrarla isteriz Rabbimizden, sağlık-sıhhat ve afiyeti.

Zaman zaman, yüreğimizin ümmet tarafı acıdığında, bu münacatlarımızın alanı genişledikçe genişler, yeryüzünde zulüm ve eziyet gören sıddık ve sıddıkalar için, afiyet temennilerimizi, kanadı kırık kuşlar gibi terennüm ederiz. Bir de bakarız ki, her damlası gam ve elem olan bir ızdırap okyanusunun ortasındayız.

Ebu Garip’ler geçer gözlerimizin önünden, Guantanamo’lar. Zulümler,  tecritler, tacizler, hakaretler...

Bir insanın aklına ve hayaline gelmeyecek her türlü işkencenin, muhatabı olan; mazlumlar ve mustazaflar!

Her birinin yaşadıklarını dinlemek bile bu kadar zor iken, gözlerin görmediği- kulakların duymadığı işkenceleri bizzat yaşamış olmalarının bu mazlum insanlarda bıraktığı kalıcı izler gelir aklımıza. Ancak Rabbimizin, kulakların duymadığı- gözlerin görmediği özel lütuf- ikram ve yine onlara ihsan edeceği yüksek mertebelerle geçirebileceğine inanırız bu izleri. Tüm zerrelerine hakim olmuş travmaların, ancak ve ancak,  direniş rehberleri olan Peygamberler, onları tasdik edip her türlü bedeli ödeyen sıddıklar ve nihayetinde canını bu uğurda veren şehitlerle haşr olacakları günde selamete ve huzura tebdil olabileceği düşüncesi kuşatıverir bizleri.

Çünkü birçoğu imtihanın her çeşidinden geçmiştir; Firavun’un, Nemrud’un, Ebu Cehil'in aklına gelmeyen türlü şeytani zulüm tezgâhlarından geçmiş, ilmek ilmek işlenmiştir acı, tüm zerrelerine. En üstün nimetlerden olan akıl nimetini bile kaybedenler olmuştur.

Mesela; Guantanamo'da geçirdiği 2 buçuk yıl boyunca aşağılandığını ve tacize uğradığını söyleyen Nizar adlı bir genç, yaşadıklarına dair acı tecrübelerini  şöyle  anlatıyor:

"Söylemesi çok zor ama; en zalimce ve en zor olan kısmı zihinsel işkenceydi. Fiziksel işkence zor, vahşice ve aşağılayıcıydı ancak bitiyordu. Her sabah kalktığımda aklımı kaybetmediğim için mutlu oluyordum ve amacım günü akli dengem yerinde bir şekilde bitirebilmekti. Bu benim tek hedefimdi. Çünkü çevremde normal durumda olup da bir gece sonrası aklını yitiren tutuklular görüyordum."

Bu ve benzeri olayların tanığı o kadar çok insan var ki. Bizim basın/yayın vb. Yerlerde duyduğumuz ve gördüklerimiz buz dağının sadece görünen kısmı. Halâ devam eden zulümler var.

Dr. Afiyet Sıddıki halâ bu zulmü görenlerden. Mekân farklı zulüm aynı!

Bir İngiliz gazetesinin (Yvonne Ridley) açıklamasına göre ona yapılan işkencelere değil bir kadın en güçlü erkeklerin bile dayanması mümkün değildi. New York’ta ilk mahkemeye çıktığında durumu içler acısı idi, yakalandığı sırada göğsünden yaralanmış doğru dürüst tedavi edilmemişti, böbreklerinden biri ve bağırsaklarından bir kısmı alınmıştı, ayakta duramıyordu, otururken de birilerine dayanıyordu, çok zayıf düşmüştü, vücudunda kanamalar görülüyordu.

Yapılan işkencelerin birini şöyle naklediyorlar: Kur’an-ı Kerim parçalanmış, sayfaları yere serilmiş ve kanları akarken üzerinden yürümesi istenmişti, maksat diğer mahkumlara, onun kanı ile kirlenmiş Kutsal Kitab’ı göstermekti.

Afiyet Sıddıki'nin geçtiğimiz yıllarda ve halâ yaşadıklarını öğrenince, şu sözü söylemeden duramıyor insan;

‘’Ben bu çağdan nefret ettim.
Etimle, kemiğimle nefret ettim !’’(C.Zarifoğlu)

Yaşadığı asırda sadık kalmaya çalışan, sıdk üzere gayret eden bir sıddıkaya, Sam Amca' nın(!)reva gördüğü, afiyete dair ne varsa elinden almak olmuş.

Ne acıdır ki, bu gün acaba neye üzülsem de, günlük melankoli ihtiyacımı karşılasam, bu gün acaba neyi abartıp/bahane etsem de afiyetten yana şikâyette bulunsam diye bocalamakta çabalayanlara bir örnektir, afiyete muhtaç Dr. Afiyet Sıddıki...

Şımarıklaşan, dünyevileşen, moda-kozmetik ve diploma elinde oyuncağa dönen bir takım kadınlara, ibrelerini nereye çevirmelerine dair bir ibrettir, 3 çocuk annesi, bedeni küçük/imanı büyük, 650 no'lu mahkum; Dr. Afiyet Sıddıki...

Ey 650 no'lu Sıddıka! Rabbim en tez vakitte sana iki cihan afiyetini lütfetsin...