Muhtaçların ve çekenlerin halini, halle idrak etmenin; şeytanlara galebe çalmanın; Kur`an`ın ve Kur`an`ın buyruklarıyla hayatı güzelleştirmenin ayıydı.
Ramazan; bir yılın özü, sürebilecek manevi bir iklimin mayası ve programıydı.
Evet, Ramazan ayıyla tekrar şarj olduk.
İnsi ve cinni şeytanlara karşı girdiğimiz kamp sona erdi. Ramazan kampında uyguladığımız program bir dahaki Ramazan ayına kadar büyüyüp yeşerecek amel ağacımızın çekirdeğidir. Her kim bu çekirdeği ihlasla sulasa şüphesiz meyvedar bir ağaca sahip olacaktır.
Bu portrenin olumlu tarafıydı. Ama gelgelim ki zamanların en kıymetlisinde, iftarlılarının ve açık lokantaların sayısının çokluğu bizi derinden yaraladı. Yardımlaşma ve iftar programlarının dışında bireysel ve toplumsal olarak hiç kimsenin; Ramazanın havasına uygun bir atmosferde geçmesi, iftarlıların ve açık lokantaların sayısının düşmesi gibi hedefleri saptamaması ve bunlar için çalışmalar içerisine girmemiş olması Ramazan adına yaptığımız çağrının yerini kısmen de olsa bulmadığını gösteriyor.
Keşke; yediden yetmişe herkesin bu manevi havanın içerisinde kendisini bulabilmesi için ve Ramazana hürmetsizliği önlemek en azından azaltmak için gerekli çalışmalar da yapılabilseydi.
Olmuş ile bitmişe çare olmadığından bir dahaki Ramazan ayından önce hatta üç aylardan önce özellikle Sivil Toplum Kuruluşlarının ince bir hesapla hummalı bir çalışma gerektirecek üç ayların programını, yol haritasını ortaya çıkarmalılar.
Bu konu üzerinde neden o kadar duruyorum?
Çünkü bu zaman dilimleri pek kıymetli ve bereketlidir. Bu aylardaki önemli gün ve geceler bir derece bu ayların programlarıdır. En önemlileriyse hiç kimsenin hatta üç ayların dışında fısk u fucur peşindekilerin bile –iki yüzlülük olsa da- bu üç ayların kutsiyetine göre hareket etmesi ve bu zamanların Müslüman halkla özdeşleşmiş zamanlar olmasıdır. Bu zamanlarda yapılacak ciddi ve hummalı bir çalışma; kesinlikle yüz binleri bir araya getirecektir ve gönüllerinde yer edinecektir.
Bunu burada bırakıp; kimisi için seyran, bizim ve çocuklarımız içinse üzüntü ve mücadele dönemi olan yeni eğitim ve öğretim dönemine gelelim.
Evet, yeni eğitim ve öğretim dönemi de bizim için üzüntüdür, bizim için yeni bir mücadele dönemidir. Zira maalesef bu eğitim ve öğretim yılına da çözülmemiş sorunlarla giriyoruz.
Yine çocuklarımıza faşist 'and'la milliyetçilik dayatılacak.
Kürt`e, Arab`a ve Roman`a Türkçülük dayatılacak. Kürd`ün, Arab`ın ve Romen`ın varlığı Türk varlığına armağan edilecek. Türklerin dışındakiler ötekileştirilecek de ötekileştirilecek.
Yine okula başörtülü gidecek olan çocuklarımıza sorunlar ve zorluklar çıkarılacak. Başörtülerinden dolayı çocuklarımız psikolojik baskılara maruz kalacaklar. Tecrit edilecekler, uzak okullara sürülecekler.
Çocuklarımız; ahlaksızlığa, çirkefliğe ve hayasızlığa ortam hazırlayan karma eğitim sisteminin rezaletiyle mağdur edilecekler.
Ana dilde eğitim hakkı sağlanmadığından; çocuklarımız 'Kürtçe, Arapça, Romanca düşünüp Türkçe konuşma'ya devam edecekler.
Okullarda mescitlerimiz olmadığı için namaz kılan çocuklarımız ve öğretmenlerimiz mağdur edilecek, inanç özgürlüğü bir daha ihlal edilecektir.
Milli güvenlik dersleri sırasında okullar bir nevi kışlaya döndürülecektir.
Bu ve benzeri sorun, sıkıntı ve yasaklardan dolayı eğitim ve öğretim dönemi; bizim için çile dönemidir. Tabii ki pes etmiyoruz, etmeyeceğiz ve etmemeliyiz. Sonuna kadar başörtüsü yasağının, faşist andın, saçma karma eğitim sisteminin kaldırılması için, ana dilde eğitim hakkı için ve okullarda mescit açılması için sonuna kadar bireysel ve toplumsal olarak mücadele edeceğiz etmesine; ama bu sıkıntı, sorun ve yasakların müsebbipleri nasıl hesap verecekler onu bilemiyorum. Selametle kalınız.