Mehmed Göktaş

Sadece zekâtla, fitreyle yetinebilir miyiz?

18.03.2024 01:00:41 / Mehmed Göktaş

Zekat, asli ihtiyaçların dışında nisap miktarına ulaşan ve üzerinden bir yıl geçen para, altın, gümüş ve diğer ticaret mallarının kırkta birini, koyunların, sığırların, develerin, meyvelerin ve tahılların her birinin belirli miktarını, yine İslam’ın belirlediği kişilere vermektir.

İslam’ın beş şartından birisi olan bu zekat ibadeti hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Daha da sonra farz kılındığına dair rivayetler varsa da en sahih olanı budur.

Evet, şu bizim bildiğimiz zekat, Ramazan’a mahsus fitre ibadetimiz nübüvvetin ta on beşinci yılında farz ve vacip kılınmıştır.

Peki İslam o zamana kadar, yani on beş yıl boyunca fakirlere, yoksullara yardım etmeyi, onlara bir şeyler vermeyi emretmiyor muydu? Emrediyordu, hem de öyle emrediyordu ki, bugünkü kırkta birlik zekat miktarı o ilk emirlerin yanında bir hiç kalır.

İslam daha ilk günden ezilenlere, sömürülenlere, ruhlarıyla birlikte bedenleri köle yapılanlara, yoksul bırakılanlara, hakkı yenenlere dikkat çekiyordu.

Adam gibi adam olabilmek için sarp yokuşa tırmanmak gerektiğini, bunun için kölelerin azad edilmesi gerektiğini, insanların özgürlüğüne kavuşturulması gerektiğini, salgın kıtlık gününde açların doyurulması gerektiğini, yetimlere el uzatılmasının, toprağa belenenlerin tutulup kaldırılmasını istiyordu hep.

Peki, zekat ibadetinin farz kılınmasıyla birlikte bütün bunlardan kurtuluverdik mi? “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” hadisi şerifiyle soralım bu sorumuzu: Başta Gazze olmak üzere Müslümanlar bu durumdayken, “Allah’ım ben ne yapayım, senin emrettiğin şekilde malımın kırkta birini zekat olarak verdim, fitremi de verdim…” diyerek kurtulabilir miyiz?

Evet, zekat İslam’ın sütunlarından birisidir ve kıyamet gününe kadar asla değişmeden devam edecek bir ibadettir. Fakat bütün zamanlarda ve her toplumda sadece zekatla yetinilemez. Çünkü zekat düzenli ve kurumlaşmış İslam toplumlarının ibadetidir. Devlet olmuş, düzenli bir yapıya sahip olmuş Müslümanların değişmez bir ibadetidir. Daha doğrusu, normal zamanların ibadetidir.

Eğer olağanüstü durumlar söz konusu ise, Müslümanlar asla kırkta birlik zekatla yetinemezler, Allah katında yükümlülükten kurtulamazlar.

Nedir bu olağanüstü durumlar?

Cihad günleri… Evet, İslam’ın cihad günlerinde Müslümanlardan ne istediğine şöyle bir bakın, her şeyi daha iyi göreceksiniz.

“Şüphesiz Allah cennet karşılığında müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı…” (Tevbe Suresi, 111) ayetine dikkat ediniz. Karşılığında cennet satın alınan malın kırkta birlik zekat olduğunu söyleyebilir miyiz?

Şahit olduğunuz gibi her yöneyle olağanüstü bir zamanda ve zeminde yaşıyoruz. Yakın çevremizde de, bizden uzak diyarlarda da olağanüstü durumlar söz konusudur. Asla zekatla yetinemeyiz. Özellikle Allah’ın dinini hayata hakim kılma mücadelesi veren Müslümanlar tamamen olağanüstü şartlarla karşı karşıyadır. Zekatlarımız ve fitrelerimiz yetmiyor bu iş için, daha büyük fedakârlıklar gerekiyor. Sadece maddi açıdan değil, emek ve koşuşturma konusunda da öyle. Cumartesi öğleden sonralarımız yetmiyor. Haftada bir akşam sohbetlere katılmamız yetmiyor. “Elemtera”dan aşağısıyla Allah’ın dinini hayatımıza hakim kılma işimiz olmuyor, daha yukarılara çıkmamız gerekiyor.

 

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Diğer Yazarlar

Tüm Yazarlar