Esra Gülşahin

En güzel azık: Tevekkül!

04.11.2022 04:17:00 / Esra Gülşahin

İnsan dünya telaşesi içinde ne çok kaygılar biriktiriyor. Ve bu kaygılar arttıkça gelecek endişesi, Allah ile olan bağlılığını zayıflatıyor. Zayıfladıkça iman eksilmesi beraberinde tevekkül eksikliğini de getiriyor. Allah’a tevekkülü olmayan insanın maddi kaygı ve endişesi ruhi ızdıraplara sebebiyet veriyor.

 

Oysa tevekkül etmek mutlu olmanın şifrelerindendir. Sebeplere sarıldıktan sonra Allah’a güvenmek ve O’nun vereceği sonuca razı gelmek ne büyük huzurdur. Bazen şer bildiğimiz şeyde hayır, hayır bildiğimiz şeyde şer olduğu inancı bile kalpleri mutmain etmeye kâfi gelmiyor mu?

 

Bugün ruhi bunalımların çok olmasından bahsediyorsak, tevekkülün insan hayatında ne denli azaldığına da bakmak gerekir. Ekonomik süreçle birlikte elbette yaşam zorluğu görülmektedir. Ancak rızık verici olanın Rabbimiz olduğu unutulursa işte esas sarsılma o anda başlıyor. Kaygı ve hırs o raddeye varıyor ki sırtını dayadığı evi, arabası, işi oluyor. Rızık kaygısından dolayı bunları zorunlu ihtiyaç görüp faize bile bulaşıyor. Ve evi, arabayı, parayı arkasına atıp bunu garanti gördüğü yerde mutluluğu bununla oluyor. Oysa bir depremle harabeye dönüşecek eve, bir kazayla çöpe dönüşecek arabaya bu gözle bakmayınca daha fazla hırs ve dünyevi kaygıların yükünü sırtlanıyor. Hâlbuki insan için en büyük ve en güzel azık tevekküldür! Çünkü azığı tevekkül olunca, eksilen para da olsa, azalan maddiyatta olsa ruh hali değişmeyecektir.

 

Maddi kaygılar dillerde o kadar aşikâr ki, gençler evlenmeye korkuyor. Bir evi, arabası veya birikimi olmadan bir adım atamıyor. Hesabi düşününce evlilik zorlaşıyor. Oysa elbet bazı hazırlıkların yanı sıra tevekkül ederek adım adım ilerlemek işi kolaylaştıracaktır. Baba, amca ve büyüklerimizin eski zaman evliliklerinde askerlik süreci uzun olmasına rağmen bunu dert etmeyip evlendikten sonra askerliğe gittiklerini biliriz.

 

Bedir’de ashabın en büyük gücü imanları ve tevekkülleriydi. Üç yüz kişilik ordunun bin kişilik orduya olan zaferlerini imanla birlikte tevekkül üzerinden konuşmamız gerekir. Yarının yemeğini düşünmeyen sahabelerle, evinde bir aylık gıdası olan zamane insanlarının hala geçim kaygılarını dert bellemeleri iman zafiyetini gözden geçirmeyi gerektirir. İman ve tevekkül birbiriyle alakalıdır. Allah’a olan iman bağı zayıflarsa orada tevekkülden de bahsedilemez. Said b. Cübeyr; ‘Allah’a tevekkül etmek imanın toplamıdır’ demiş. Ne güzel özetlemiş.

 

Tevekkülün ruhi tarafı da vardır. Bela, hastalık, musibet zamanlarında da yaralara merhem olacak kadar şifa içerir. Bela ve musibetin Allah’tan geldiğini ve ancak Allah’ın gidereceğini bilmek O’na olan teslimiyet ve tevekkül duygusunu doruğa çıkarır. Bir insanın her zaman imtihan ve sıkıntılarla baş edemeyeceği ve bunu her şeyden öte yüce bir İlah’a havale etmesi, güvenmesi bambaşka bir huzurdur. İman bunun için çok kıymetlidir. Maddi sıkıntısı olmayan ancak ruhi sıkıntı ya da hastalıklarla baş edemeyen inançsız bir insanın kendini intiharın dibinde ya da uyuşturucu bataklığında bulması bundandır.

 

Şimdi yine ve yeniden imanı tazeleme ve tevekkülü hayat boyunca azık olarak alma vakti! Hep endişe, kaygı, korku üzerine demeçler sunan, muhabbet eden kim varsa onlardan uzaklaşma vakti. Bu kişiler Allah ile olan bağlılığa zarar verir. Tevekkülü, değişen zamanla birlikte değişmeyen bir halle sürdürme vakti!

 

 

 

 

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Diğer Yazarlar

Tüm Yazarlar