Çinli Qiaowa Technology şirketi, kadınlar yerine gebelik ve doğum sürecini tamamlayabilen dünyanın ilk yapay rahimli robotunu geliştirdiğini duyurdu. enin, yapay amniyon sıvısı ortamında 10 aya kadar taşınabiliyor ve yapay göbek kordonunu taklit eden bir tüp aracılığıyla besleniyor.
Şirketin verdiği bilgilere göre, prototipin 2026 yılında piyasaya çıkması bekleniyor. Fiyatının 100.000 yuan’ın (yaklaşık 13.900 dolar) altında olacağı tahmin ediliyor.
Son yıllarda dünya genelinde tartışılan en kritik meselelerden biri, küresel nüfusun kontrolü. Bir yanda yaşlanan nüfus ve düşük doğum oranları, diğer yanda ise elit çevrelerin “nüfus azaltma” politikaları iddiaları gündemde.
Yapay rahim teknolojisinin, “kadın bedenine ihtiyaç duymadan” neslin devamını sağlama potansiyeli, bazı uzmanlar tarafından bu iddialarla ilişkilendiriliyor. Eleştirmenlere göre bu tür projeler, doğal aile yapısını ve insanın biyolojik fıtratını bilinçli olarak devre dışı bırakma riskini taşıyor.
Cinsiyetsizleştirme projeleriyle paralellik
Dünyanın birçok ülkesinde yükselen cinsiyetsizleştirme ve toplumsal cinsiyetin silikleştirilmesi projeleriyle de yapay rahim tartışmaları örtüşüyor.
Kadının doğurganlık rolünün teknolojiye devredilmesi, erkek ve kadın rollerinin biyolojik kökenlerinden koparılması, “Aile” kavramının giderek yapay bir zemine oturtulması… Bütün bunlar, teknolojinin toplumsal mühendislik aracı haline getirildiği endişelerini güçlendiriyor.
Yapay rahim teknolojisi, doğum sürecini kadın bedeninden kopararak merkezi otoritelerin ve teknoloji devlerinin kontrolüne açıyor.
Bu, bir süre sonra doğumun bireysel hak olmaktan çıkıp, sistemin iznine ve kuralına bağlı hale gelmesi anlamına geliyor.
Teorik olarak, gelecekte bir hükümet ya da şirket, “kaç çocuk doğacak, hangi özelliklere sahip olacak, hangi toplumlarda doğum teşvik edilecek, hangilerinde kısıtlanacak” sorularına karar verebilir.
Eleştirmenler, bunun insanlığın geleceğini birkaç teknokratik elitin yönetimine bırakmak demek olduğunu savunuyor.
Kadının en temel biyolojik rolü olan doğurganlık, makinelere devredildiğinde İSE “annelik” olgusu işlevsizleşiyor. Bu süreç, son yıllarda birçok ülkede hızla yaygınlaşan “cinsiyetsizleştirme” politikaları ile birleştiğinde, toplumsal yapının kökten dönüştürülmesi anlamına geliyor.
Aile kurumunun erozyonu
Eğer doğum süreci tamamen teknolojik bir hale gelirse, aile kavramı biyolojik bağlardan koparılacak, çocuk ile anne arasındaki en temel ilişki yapay bir ortama hapsedilecek.
Annelik kutsallığı, toplumun en güçlü duygusal bağlarından biri olan annelik bağı ortadan kalkacak.
Çocuk sahibi olmak, doğal bir süreç değil, satın alınan bir hizmet haline gelecek.
Bu teknolojik gelişme süreci, ahlaki ve toplumsal sınırlar gözetilmeden ilerlerse, insanlık kendi elleriyle fıtratına savaş açan bir medeniyet inşa etmiş olacak. Ve o noktada asıl soru şu: Biz teknolojiyi mi kontrol ediyoruz, yoksa teknoloji bizi mi dönüştürüyor?





