7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için Türkiye’ye gelen ABD Başkanı Donald Trump, burada yaptığı açıklamalar ile oluşturmak istedikleri yeni kaos ortamının işaretlerini verdi.
Soykırımcı siyonist terör rejimi ile beraber İran’a yönelik başlattıkları saldırılar sonrası sağlanan geçici ateşkesi bozduklarını duyuran haydut Trump, İran’a yönelik yeni saldırı dalgası için ise Ankara’dan talimat verdiğini belirtti.
Yapay bahaneler üreterek NATO zirvesi sırasında yeniden saldırıları başlatan emperyalist ABD başkanının özellikle Ankara’dan talimat verdiğini vurgulaması ise Washington’un NATO ülkeleri ve Türkiye’yi kendi savaşında ‘konumlandırma’ stratejisini dayatacağı şeklinde yorumlanıyor.
Konuya ilişkin Gazetemize konuşan HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, önemli değerlendirmelerde bulundu.
“TRUMP “ZORUNLU ARA” SONRASI ZAFER PEŞİNDE”
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile masaya oturması ve geçici bir anlaşma noktasına gelmesinin askeri ya da stratejik bir başarı sonucu olmadığını belirten İmir, “Washington’u köşeye sıkıştıran yapısal zorunlulukların bir sonucuydu. Sahada rejimi deviremeyen ve İran’ın uranyum stoklarını ele geçiremeyen ABD, asıl darbeyi içeride, ekonominin kalbinde aldı. Savaşın küresel enerji hatlarında yarattığı kriz, ABD’nin petrol stoklarını tükenme noktasına getirdi; nitekim Trump’ın "Yalnızca 4 haftalık petrol stokumuz kaldı" itirafı, durumun vahametini açıkça ortaya koyuyordu. Yükselen enflasyon ve Amerikan seçmeninin aday tercihinde belirgin etkisi olacak olan benzin fiyatlarının tarihi rekorlar kırması, ABD’yi bu savaşa "zorunlu bir ara" vermeye mecbur bıraktı” dedi.
İmir, anlaşmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için iç siyasette tam bir felakete dönüştüğünü belirterek, “İran’ın masadan kazanımlarla kalktığı bu uzlaşı, Trump’ın her fırsatta yerden yere vurduğu Obama dönemi nükleer anlaşmasından (JCPOA) çok daha kötü bir teslimiyet belgesi olarak görüldü. Demokratlar da bu stratejik zaafı avantaja çevirdi. Anketler bunu gösteriyor. Trump yönetimi, içerideki siyasi tabloyu tersine çevirmek ve masada kalıcı bir kazanım elde etmek için yeniden düğmeye basmak zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.
Emperyalist ABD’nin “geçici ateşkes” kılıfıyla saldırılara ara vermesinin nedenlerine dikkat çeken Dış İlişkiler Başkanı İmir, “Açıkçası herkes görüyordu ki verilen ara, daha büyük bir fırtınanın hazırlık evresiydi. Bölgedeki askeri yığınağını hiçbir zaman geri çekmeyen ABD, bu arayı sonlandırarak savaşa daha planlı, daha az yoğunluklu fakat çok daha şiddetli saldırılarla geri dönmeyi hedefliyor. Hedefleri ya uranyumu ele geçirmek ki bu anlaşma olmadan oldukça güç görünüyor ya da savaş öncesinde zaten açık olan Hürmüz Boğazı’ndaki İran etkisini kesin olarak kırmak. Son dönemde çatışmaların kıyı bölgelerinde yoğunlaşması ve Rusya-Çin-Türkmenistan-İran lojistik hattının doğrudan hedef alınması bu stratejinin göstergesi. ABD, İran’ın altyapısını ve lojistik ağlarını çökertip aynı zamanda Hürmüz’deki etkisini kırarak, bu savaştan kalıcı ve somut bir zaferle çıkmayı hedefliyor. Çünkü hala bu savaşa niçin girdiğini ve o anlaşmayı neden yaptığını kendi halkı dahil kimseye anlatabilmiş değil” dedi.
“NATO’YU SAVAŞA SÜRÜKLEMEYİ HEDEFLİYOR”
Trump’ın ateşkesi bitiren ve yeni saldırıları başlatan talimatı NATO Zirvesi için bulunduğu Ankara’da vermesini “derinlemesine kurgulanmış jeopolitik bir tiyatro” olarak değerlendiren İmir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Washington, her ne kadar İran’ın o gün vurduğu üç gemiyi gerekçe göstererek "meşru müdafaa" tezi arkasına sığınsa da sahadaki gerçekler bu argümanı tamamen çürütüyor. İran, haftalardır ABD gözetiminde Umman kıyısında oluşturulan alternatif rotanın kullanılması halinde bu gemilerin vurulacağını açıkça ilan etmiş ve daha önce de bu uyarıyı eyleme dökmüştü. Bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur: İran’ın bu gemileri vuracağı kesin olarak bilinirken, bu üç gemiyi o riskli rotaya kim ve hangi amaçla yönlendirdi? Yanıt, Ankara’daki zirvenin zamanlamasında gizli. Bu gemiler, ABD tarafından adeta birer "savaş yemi" olarak ileri sürülmüş ve Trump’ın NATO müttefiklerine karşı kullanacağı mükemmel bir koz haline getirilmiştir. İran’la yürütülen savaş nedeniyle ekonomik ve lojistik anlamda zaten çok zor günler geçiren, enerji arzı kriziyle boğuşan NATO ülkelerine mesaj verildi. "Hürmüz’de İran’ı durdurmamız lazım ve bu sadece bizim değil, hepinizin sorunu." Trump, bu saldırıyı tam da müttefiklerin bir arada olduğu Ankara’da başlatarak, isteksiz Avrupa ülkelerini kendi savaş stratejisine ortak etmeyi ve ittifakı arkasına alarak savaşa sürüklemeyi hedefledi.”
“HEDEF, HASSAS DENGELERİ KAOSA SÜRÜKLEMEK”
İmir saldırı talimatının Ankara’da verilmesine ilişkin ise “Bu hamlenin İran’a komşu ve kritik bir NATO üyesi olan Türkiye’de yapılması, sembolik anlamda son derece tehlikeli mesajlar barındırıyor. Trump, savaşın başından beri Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirecek, Ankara’yı tarafsız veya arabulucu pozisyonundan çıkarıp cephe hattına çekecek bir kırılma noktası arzuluyordu. Saldırı talimatının Ankara’dan verilmesi, hem İran’a Türkiye üzerinden dolaylı bir gözdağı vermek hem de Ankara’yı istemediği bir bölgesel tırmanışın tam merkezine yerleştirmek adına atılmış bilinçli bir adım. ABD, bu hamleyle hem NATO’yu kendi İran ajandasına eklemlemek hem de Türkiye-İran hattındaki hassas dengeleri kaosa sürüklemeyi hedefledi. Diğer bir mesele enerji koridorları. ABD’nin daha önceki stratejileri 7 Ekim Aksa Tufanı ile işlevsiz kaldı. Şimdi Hürmüz kriziyle birlikte yeni enerji koridoru projelerinde Türkiye ve Suriye’yi merkeze almak istiyor. Hürmüz merkezli krizin Ankara’da tırmanışa geçmesi bu açıdan da değerlendirilmesi gerekir” şeklinde konuştu.
TRUMP’TAN NATO ÜLKELERİNE FİİLİ VE ASKERİ DAYATMA
Açıklamasında, “Donald Trump’ın, nükleer kriz başlığının çok ötesine geçen bu yeni İran operasyonunu tam da NATO Zirvesi sırasında başlatması, ittifakı köşeye sıkıştırma ve kendi çıkarlarına hizmet edecek bir koalisyon gücüne zorlama stratejisinin göstergesi” değerlendirmesine yer veren Dış İlişkiler Başkanı İmir, “Savaşın başından beri bazı NATO müttefiklerinin ABD’ye üslerini kullandırmaması, operasyonel maliyetleri tamamen Washington’ın sırtına yüklemişti. Trump’ın, İran savaşında beklediği desteği görememesi üzerine tırmandırdığı ve aylardır tekrarladığı "en büyük mali yükü ben çekiyorum, gerekirse NATO’dan çekilirim" şantajı ve hatta bazı ülkelerdeki üslerden asker çekme hamlesi müttefiklere yönelik fiili bir askeri ve ekonomik dayatmaya dönüştü. NATO ülkelerinin önemli kısmı bu şantaja aylardır direniyor. Esasında ABD, savaşın başlangıcında masaya Hürmüz’den ziyade "nükleer tehdit" kartını sürerek küresel kamuoyunu manipüle etmeye çalışmıştı. "Ben bu savaşı yürütmezsem İran nükleer silaha kavuşacak; bu silahlar önce Avrupa’yı, ardından tüm dünyayı yok edecek" retorik ve korku siyasetiyle müttefiklerini arkasına dizmeye çabaladı. Ancak Avrupalı liderlerin çoğu bu tehlikeli illüzyona teslim olmadı. İspanya’nın, "Biz bu filmi daha önce Irak’ta izlemiştik" çıkışı da hafızalardaki en büyük stratejik yalanı yeniden canlandırdı. ABD 2003 yılındaki Irak işgali de "kitle imha ve kimyasal silah" yalanı üzerine kurmuş, ancak sonra bu silahların aslında hiç var olmadığı anlaşılmıştı. Avrupa’nın aynı nükleer senaryo ile İran üzerinden yeni bir felakete ortak olmak istememesi, ABD’nin elindeki nükleer kozu boşa çıkardı ve Trump’ı müttefiklerini sıkıştırmak için Hürmüz gibi doğrudan ekonomik tehdit içeren yeni tiyatrolar kurmaya itti” ifadelerini kullandı.
HÜRMÜZ ÜZERİNDEN ENERJİ ŞANTAJI
ABD’nin zirve devam ederken İran’a yönelik saldırıları başlatmasının “Hürmüz Boğazı üzerinden küresel bir enerji şantajı” olduğunu vurgulayan Hüseyin İmir, “Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle halihazırda ağır bir enerji krizi ve yüksek enflasyonla boğuşan ülkeleri Hürmüz’de kurulacak Amerikan güdümlü bir koalisyona asker vermeye zorlamayı amaçladı. Washington Hürmüz Boğazı üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmayı amaçlıyor. Ancak bu operasyonu tek başına finanse edemeyeceğini ve askeri olarak uzun süre sürdüremeyeceğini bildiği için, müttefiklerinin desteğini istiyor.. Zirve sürecinde kurgulanan bu saldırı diplomasisi; buna direnen NATO üyelerini hizaya getirmek, ABD’nin sırtındaki lojistik ve mali yükü ittifak ortaklarına paylaştırmak ve Hürmüz’ü kontrol edecek çok uluslu bir koalisyon gücünü NATO eliyle meşrulaştırmak için planlanmış jeopolitik bir operasyon” dedi.
“MÜTTEFİKLİK MASKESİYLE DAYATMACI STRATEJİ”
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı İmir, Türkiye’nin ısrarla vurguladığı "bölge barışı ve arabuluculuk" vizyonuna karşılık, ABD’nin yeni İran saldırısı talimatını tam da Ankara’daki NATO Zirvesi’nde vermesinin Türkiye için bir uyarı fişeği olduğunu belirtti.
İmir, “Ankara bu hamleyi, Washington’ın müttefiklik maskesi arkasına gizlediği dayatmacı stratejinin zirve noktası olarak okumalıdır. Tarihsel gerçekler ortada. ABD, bugüne kadar Türkiye’nin ne zaman stratejik bir desteğe ihtiyacı olsa sırtını dönmüş, aksine Türkiye’yi doğrudan hedef alan aktörlerle iş birliği yapmıştır. Kıbrıs meselesinden tutun, hava savunma ihtiyacı için kapılar yüzüne kapatılan Türkiye’nin S-400 alması sonrası uygulanan CAATSA yaptırımlarına kadar her dönemeçte ABD’nin düşmanca tavrı tescillenmiştir. Bugün de durum farklı değil. ABD’nin silahıyla beslediği İsrail, Türkiye’yi açıkça tehdit edecek bir pervasızlığa ulaşmışken, Washington ancak kendi başı sıkıştığında Türkiye ile "müttefik" olduğunu hatırlıyor” ifadelerine yer verdi.
“CAATSA KARARI BU GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMEZ”
Trump’ın Ankara’daki zirvede CAATSA yaptırımlarını kaldırma vaadiyle sergilediği ikiyüzlü "havuç-sopa" siyasetinin bu gerçeği değiştirmeyeceğine vurgu yapan İmir, “Karşımızda, müttefikini her fırsatta arkasından vuran, çıkarları bittiğinde yüz üstü bırakan bir ABD var. NATO ve ABD’nin bu zirvede Türkiye üzerinden kurduğu plan tamamen karanlık. İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’ye hem savunma sanayi hem de Rusya ile tırmanacak küresel bir kapışmada cephe hattı olarak ihtiyaç duyuyorlar. İşte tam da bu yüzden Trump, saldırı ilanını bizim topraklarımızda vererek İran’a "en kritik komşunuz bile benim yanımda" algısını oluşturmaya çalıştı” şeklinde konuştu.
“EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN BEDELİ BÖLGE ÜLKELERİNE KALIYOR”
İmir, ABD ile yaşanan mazinin onun gelecekte ne yapacağının da en net kanıtı olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Washington’ın bu bölgede iyi yaptığı tek bir şey vardır: İşgal etmek, istikrarsızlaştırmak, bölgeyi ateşe verip ardından okyanusun ötesine çekilmek. Geride kalan yıkımın, göç akınlarının, ekonomik çöküşün ağır bedelini ödemek ise her zaman Türkiye dahil bölge ülkelerine kalmıştır. Türkiye, kendi evinde savaş tiyatrosu kuran ve Hürmüz’deki hakimiyeti için bölgeyi yakmayı göze alan bu Amerikan emperyalizmine karşı dikkatli ve mesafeli olmak zorundadır.”





