YÜKLENİYOR

Ferman - Katliam - Meczara / Deir Yasin - Halepçe - İdlib

Ferman - Katliam - Meczara / Deir Yasin - Halepçe - İdlib
Kimyasal silahla yapılan son katliamdır İdlib. Fotoğraflar şu an önümde. İçim acıyor, ciğerim tırmalanıyor. Küçücük çocuklar, üstlerine bulaşan kimyasal zehir nedeniyle elbiseleri çıkarılmış, uyuyor gibi duruyorlar. Hepsine bir örtü kâfi gelmiş. Ne olacak ki, küçücük bedenler işte.
 
Biz bir ailede altı kardeştik. Pazar, banyo günümüzdü. Annem teker teker bizleri leğende yıkar, sonra tek yorganın altına girer, koyun koyuna yatardık. İdlibli çocuklar da banyo yapmışlar da, yorganın altına girmişler gibi duruyorlar.
 
İnternet üzerinde dolaşan ve en sonunda kızım tarafından tarafıma atılan bir mesaj vardır. Mesajın üst resminde bir anne, kanlı kundak içindeki bebeğini gökyüzüne doğru havada tutmaktadır. Alt yazı ise aynen şöyledir: “Masumiyet bir çocuğun katliamdan önce annesine sorduğu soruda saklıydı. Anne küçük çocukları küçük kurşunlarla vururlar değil mi? Çünkü küçük kurşunlar canımızı çok acıtmaz.”
 
Öfff. Öff…! Nedir bu insanlığın diktatörlerden çektiği. Nasıl kıyarlar bu masum bebelere. Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya, israil gibi vahşi devletlerin liderliğinde, sözde Müslüman diktatörlerin kendi halklarının tepesine indirdikleri bombalar sonucu öldürülen insanlık. Bu ne büyük bir cürüm ve sonucunda oluşan vahşet manzarasıdır? 
 
Bana dünyanın en vahşi yaratığı hangisidir diye bir soru sorulsa, kuşkusuz insandır derim. Çünkü aslan, kaplan, kurt, köpek, sırtlan, yılan, çakal, kartal vb. bütün hayvanlar karınlarının açlığı ile orantılı olarak vahşidirler. Ama ya insanoğlu? Karnını doyurduktan sonra dahi devam eder vahşiliği.  Vahşi hayvanlar bir başka hayvanı yedikten sonra köşelerine çekilirler. İnsanoğlu ise bir tek bomba ile binlerce, hatta milyonlarca hemcinsini katledip, hayvan, bitki ne varsa, tüm doğayı da beraberinde katledebiliyor.
 
Deir Yasin Katliamı:
 
Bilindiği üzere Beni israil'in Deir Yasin'de yapmış olduğu katliamın yıldönümü 9 Nisan'dır. Siyonist çeteler, 9 Nisan'ı 10 Nisan'a bağlayan gece, Deir Yasin Köyünü bastılar. Hiç ayırım gözetmeksizin canlı ne varsa kıyımdan geçirdiler. Katliamdan çok az kişi kurtuldu. Kudüs'ün batısında yer alan bu köyde, o gece 254 sivil katledildi.   
 
9 Nisan 1948 yılında işlenen katliam, aynı zamanda israil Devletinin kuruluşunun habercisi olmuştu. israil Terör Devleti kuruluş tarihinin 14 Mayıs 1948 olduğu göz önüne alınırsa, ne demek istediğim daha net anlaşılır. Katliam Menahem Begin'in liderliğinde gerçekleştirilmişti. Katliamdan sonra israil Başbakanlığına terfi eden Menahem Begin, bu kanlı terör eylemini; “Eğer Deir Yasin zaferi olmasaydı, israil Devleti de olmazdı.” demişti.
 
Bu şekilde o günkü emperyalist devletlerin başını çeken İngiltere tarafından, Müslüman coğrafyanın içine bir ur olarak yerleştirilen israil Devleti, hâlihazırda dahi Müslümanları katletmeye devam ediyor. En son Gazze'yi hedefine koyan cellatlar, Müslümanları katletmişlerse de, istedikleri sonucu elde edememişlerdi.
 
Halepçe Katliamı:
 
Katliamların nedenlerinden biri de asimilasyon politikasıdır. Bilindiği üzere toplu kıyımlar Batı orijinlidir. Bir milleti yok etmenin iki yolundan biridir toplu katliam. Diğeri ise toplu sürgündür. İslam dini halkları olduğu gibi var olan kültürleri ile kabul ettiğinden, bizlerin asimilasyon gibi bir dertleri de yoktur. Batı'dan ihraç ettiğimiz bu politika sayesinde, bizlerin içinden yetişen Batı'nın gayri meşru çocukları, kendi halklarının başına kimyasal bombalar atabilmektedirler.
 
Bilindiği üzere Enfal Operasyonları denilen Kürtleri asimile etme politikasının bir parçasıdır Halepçe katliamı. Beş bin Müslüman Kürdün can verdiği olayda, bunun en az bir buçuk katı yaralanan vardı. Katliamı dünyaya duyuran Ramazan Öztürk'ün fotoğraflarından dehşetin ve yukarıda bahsettiğim insanoğlu denen yaratığın vahşetinin vardığı nokta anlaşılmaktaydı.
 
Emperyalist devletlere yaptığı bunca hizmete ve döktüğü Müslüman kanına rağmen, kullanılıp buruşturularak atılan bir peçete misali tarihin çöplüğüne atılan Saddam Hüseyin, Firavun, Nemrud veya Şeddad misali tarihsel zulmün sembolleri arasına girdi.
 
İdlib Katliamı:
 
Aslında bu katliamı sadece İdlib ile sınırlandırmak yanlış. Çünkü koca Suriye coğrafyası kıyımdan geçiriliyor. İşi trajik hale getiren, son kimyasal silah saldırı sonucu İdlib'te, bir kısmını çocukların oluşturduğu yüz kişinin katledilmesi olayıdır. Yoksa her gün konvansiyonel bombalarla insanlar katledilmektedir.
 
Suriye'de kimin eli kimin cebinde belli değil. Mücadelelerine İslami kılıf uyduranlar emparyal politikalara hizmet etmektedirler. İşin içerisinde Rusya ve İran'ın kendileri açısından önemli gördükleri hedefleri olduğu gibi, Türkiye'nin de kırmızıçizgileri vardır. Zaten ABD ve diğer emperyalist devletlerden söz etmeye gerek yok.
 
Tam da bu hengâmenin içerisinde fillerin tepişmesi sonucu ezilen çimenler gibi, nazenin fidanlarımızın cesetleri, tomurcuk misali bebelerimizin cansız bedenleri yansımaktadır ekranlara.
 
Rusya'nın bizatihi veya gölgesi altına aldığı rejim tarafından, İdlib'e atılan kimyasal bombalar, Halepçe'deki gibi elma kokusunu hatırlattı. Halepçe'deki masum bebeler gibi İdlib'li bebeler de nefes almakta zorlandı ve gözleri açık bir şekilde bu dünyaya veda ettiler.
 
Boğazım düğümleniyor muhterem okuyucular, nefes almakta zorlanıyorum. Daha fazla yazamayacağım.
           

 

En Çok Okunanlar