Sakın terk-i Edepten (İLİM-İRFAN)

Sakın terk-i  Edepten (İLİM-İRFAN)

ORHAN ÖZSOY/DOĞRUHABER 

İki yokluk demektir na ve bi, “Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre, İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere.” demesi, hâli arza şayan olur. Yoksulluk içerisinde büyümüş, 24 yaşında Urfa'dan İstanbul'a gelmiştir. Burada şiirleriyle tanınan Nabi, devlet idarecilerinden önemli kişilerle arkadaşlık kurar. Daha sonra Halep'e gider ve yaklaşık 25 yıl burada kalır. Burada birçok eser kaleme alır. Halep valisi Baltacı Mehmet Paşa sadramaz olduğunda Nabi'yi de yanına alır ve İstanbul'a getirir.

Nabi, yüreği hacca gitmek için yanan bir şairdir. Padişaha durumunu arz eder. Sultan bu isteğini memnuniyetle karşılar. Giderken rahat etmesi için gerekli olan herşey tahsis edilir Nabi için. Sultan, Mısır valisine bir ferman gönderir ve Nabi'nin hac vazifesini rahat bir şekilde yapabilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını emreder.

Hac yolculuğu başlar. Kervan yola revan olur. Harem'den başlar mukaddes yürüyüş. Günler geçer aylar geçer, yolun sonu görünür. Akşamına varacaklardır Medine-i Münevvere'ye. Son konakta oturmuş; soluklanmaktalardır. Bu esnada kervanda bir paşanın Ravzayı Mutahhara'ya doğru ayaklarını uzatmış, yatmakta olduğunu görür. Paşanın yanına gider ve uyarır.

“Sakın terk-i edepden kuy-ı mahbub-i Huda'dır bu

Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa'dır bu”

diye başlayan şiirini okur. Paşa yaptığı yanlışı anlar ve Nabi'ye der ki, “Bu hatamı senden başka kimse görmedi. Ne olur kimseye söyleme.” der. Nabi kimseye söylemez.

Kervan yola düşer yeniden. Bir sabah namazı vakti Medine'ye bir girerler. Ezan okunacaktır. Ezandan önce Medine-i Münevvere müezzinleri farklı bir şey okumaya başlarlar. Dikkat kesilir Nabi. Bir de paşadır şaşıran. Çünkü minareden,

“Sakın terk-i edepden kuy-ı mahbub-i Huda'dır bu

Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa'dır bu” diye başlayan şiir okunmaktadır. Paşa şaşkınlık içerisinde Nabi'ye döner, “Hani hiç kimseye söylemeyecektin. Müezzin nereden bilir bu şiiri?” Nabi kendinden emindir. Kimseye söylememiştir. Müezzinin yanına giderler. Bu şiiri nasıl okuduğunu sorarlar.

Müezzin dün gece bir rüya görmüştür. Paygamber Efendimiz (asm) gelmiştir rüyasına. Demiştir ki: “Ümmetimdem birisi ziyarete gelecek. Onun adı Nabi'dir. Onu şu naat ile karşılayın.” ve minareden okuduğu naat dökülmüştür müezzinin dudaklarından.

Paşa ile Nabi, müezzinin söylediklerini duyunca gözyaşlarını tutamaz, hüngür hüngür ağlarlar. Zaman gelir geçer. Hac farizası yerine getirilir. Kervan döner İstanbul'a. Medine'de iken vefat etmeyi çok istemiştir ama nasibi İstanbul'dur. 1712 yılında İstanbul'da vefat eden Nabi, Üsküdar Karacaahmed Mezarlığına defnedilmiştir.

FETVALAR

DÜĞÜN SALONU İŞLETMEK CAİZ MİDİR?

SORU: Ben düğün salonu işletiyorum. Bir arkadaşım bunun haram olduğunu söyledi. Bu konuda beni aydınlatır mısınız?

CEVAP:  Düğün, nişan, sünnet merasimleri gibi özel günlerde insanların bir araya geldiği mekânlar asli itibariyle haram değildir. Fakat erkek ve kadınların karışık olacağı şekilde mahrem ölçüsünden uzak olursa veya kadınlar eşliğinde müzik söylenirse ya da haram yiyecek ve içecekler servis edilirse tüm bunlar düğün salonu işletmeyi ve orada işçi olarak çalışmayı haram kılar. 

İslami hassasiyete dikkat edildiği takdirde bu tür mekânları açmada her hangi bir sakınca yoktur.

ESMA-UL HUSNA

EL – BÂRİ

Allah'ın güzel isimlerinden olan El-Barî, benzeri olmadan varlıkları yaratan, her şeyi düzenli bir şekilde var eden ve herhangi bir modele bağlı kalmadan yoktan var edebilen anlamalarına gelmektedir.

El-Halık isminden ayrılan özellikleri şunlardır;

1- Bir kalıptan döker gibi düzgün, tertipli ve güzel bir şekilde yaratan,

2- Varlıkları uyum içerisinde yaratan,

3- Her varlığı kâinattaki düzene uyumlu ve bir amaca binaen yaratmak.

Dünyada icat edilen ve meydana getirilen her şeyin muhakkak bir kalıbı vardır. Allah'ın yaratması tamamen farklıdır. Ortada kalıp yokken yarattığı her varlık kendine has müthiş bir düzen içerisinde yaratılmıştır. Kendisi ile uyumlu iken aynı zamanda kâinattaki diğer varlıklarla da bir uyum içerisindedir.

İnsanın dili, ağzıyla dişleri ile uyum içerisindedir. Kafası bedeni ile uyum içerisindedir. Kaşları gözleri ile ayakları kolları ile uyum sağlamaktadır. Kendisi ile bu kadar uyumlu olan insan diğer insanlarla da uyum içerisindedir. Kâinattaki düzenin bir parçasıdır. İşte bu uyumluluk El-Bari isminin tecellisidir.

Rabbimiz El-Halık ismi ile yaratırken, El- Bari ismi ile uyum vermektedir…

KEŞKÜL

Harama bakmak

Molla Câmî'nin talebelerinden biri anlatıyor: “Birgün hocamın mübârek cemâlini ve tatlı sohbetini arzulayarak huzûruna gitmek için yola koyuldum. Yolda giderken, karşıma fevkalâde güzel bir kadın çıktı. İkinci defa görmemek için gözümü başka tarafa çevirdim. Fakat elimde olmayarak başımı çevirip bir daha bakmak istedim. O anda yanımdan geçmekte olan odun taşıyan hamalın bir odunu gözüme çarptı, öyle acıdı ki, sanki gözüme ok saplanmıştı. Gözümden kan akmağa başladı. Yabancı kadına bakmanın cezasını hemen görmüştüm. Kan durduktan sonra hocamın bulunduğu mescide gittim. Yanındaki pekçok kimselere nasihat ediyordu. Bir kenara oturup dinlemeye başladım. Hocamın bir ara sohbetin mevzûsunu değiştirerek; “Birisi yolda gelirken, yanından geçmekte olan bir güzele bakmış. O anda bir el peyda olup, o kimsenin gözüne bir tokat vurmuş. Bu tokatın dehşetinden gözyaşları dinmemiş ve gözünden kan akıtmış. Hafiften bir nidâ gelip; “Bir kere harama bakmaya bir dokunmak kâfidir. Eğer sen bakmaya devam edersen, biz de dokunmamızı arttırırız” buyurmuş.” Hocam bunu anlattıktan sonra, benden tarafa bakarak; “İnsan harama bakmaktan gözü korumalıdır ki, ona el uzatmasınlar” buyurdu.

SURELERİ TANIYALIM

RA'D SURESİ

Sure, adını 13. Ayette geçen “Ra'd” kelimesinden almıştır. “Ra'd” gök gürültüsü anlamına gelmektedir. Bu ad, Hz. Peygamber'e karşı iyice küstahlaşan Mekke egemenlerin bir tehdit niteliği taşır. Çünkü gök gürültüsü arkasından gelen sağanağın habercisidir. Bu sağanak, rahmet mi, azap mı, hiç belli olmaz.

Mekke'de nazil olmuştur. 43 ayettir. Bazı rivayetlere göre ise nüzul sıralamasında 96. Sure olup Muhammed Suresinden sonra, Rahman suresinden önce Medine'de inmiştir.

SURENİN TEMEL KONULARI

Allah'ın birliği

Peygamberlik

Müşriklerin İslam hakkında ortaya attığı şüpheler

Varlığın Allah'a dönük yönüyle tevhit ve vahdet

Kâinattaki müthiş düzen

Müminlerin özellikleri

SURENİN TEMEL MESAJLARI

Evrende gerçekleşen her şey Yüce Allah'ın izni ve takibindedir.

Geçmiş ümmetlerin başlarına gelenlerden ibret almak gerekir

Allah her şeyi bilir. Hangi dişinin neye gebe kaldığını bile

Körle gören, aydınlık ile karanlıkta olmaz. Mümin ile kâfir de bir olmaz.

Küfür köpük gibidir. Çok görünür bir anda silinir gider.

Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

Allah inkârcıların tuzaklarını boşa çıkarır.

 

En Çok Okunanlar