İmam Yusuf ve fıstıklı helva

İmam Yusuf ve fıstıklı helva

ORHAN ÖZSOY - DOĞRUHABER

İmam Ebu Yusuf çocuk yaşta yetim kalmıştı. Ailesi fakir ve muhtaç idi. Annesi onu bir boyacı ustasına çırak olarak vermişti. İmam Yusuf, sabah işe gitmek üzere evden çıkar, işe değil İmam Ebu Hanife'nin yanına ilim tahsiline giderdi. İşe gitmediği için kazancını eve de getiremez. Annesi bir gün peşinden giderek İmam Ebu Yusuf'un, boyacıya değil İmam Ebu Hanife'nin yanına gittiğini görür.

Kadın, İmam Ebu Hanife'ye: “Oğlumu meslek öğrenmesi için boyacının yanına çıraklığa verdim. Neden oğlumun meslek sahibi olmasına engel oluyorsunuz? Bu çocuk yetimdir. Evimizde yiyecek bir şey yok. Çalışmaya gideceği yerde burada ders görse bize ne faydası olacak?” der.

İmam Ebu Hanife şu cevabı verir: “Bakın, bu çocuk çok zeki bir çocuk, benim en iyi talebemdir. Boyacı kalfası olsa size ne faydası olur. İlim tahsiline engel olmayın. Burada öğrendiği ilim ile size bir gün fıstık helvası yedirir.”der.

Anne laftan anlamaz. Israr eder. Bunun üzerine İmam Ebu Hanife, İmam Ebu Yusuf'u maaşa bağlar, boyacıda çalışırken kazandığı miktarı annnesine ödemeye başlar. Yeter ki bu zeki çocuğun tahsili yarım kalmasın.

Evvel zaman içinde büyür İmam Ebu Yusuf… Büyük bir alim, müctehid olur. Dönemin Abbasi halifesi Harun Reşid'in zamanına yetişir. Harun Reşid eşi Zübeyde'ye ziyadesiyle bağlı olduğu hâlde bir gün Zübeyde'ye basit bir meseleden dolayı kızar ve hüküm sürdüğü topraklarda Zübeyde'nin bir gece daha sabahlaması hâlinde nikahının düşmesine dair yemin eder. Öfkesi yatışınca pişman olan Harun Reşid, pişman olur. Çare aramaya başlar. Alimler çağırır, onlara sorar. Hiç kimse olumlu bir cevap vermez. Sabah olduğu takdirde Zübeyde'nin nikahı düşecektir. İmam Ebu Yusuf'a haber salar Harun Reşid. İmam Ebu Yusuf gelir Harun Reşid'in yanına. “Kolay” der, “ Mescidler hiç kimsenin mülkü değildir. Allah'a aittir. Hanımınız bir mescidde sabahlasın. Nikahınız da düşmez.” der. Harun Reşid diğer alimleri toplar ve İmam Ebu Yusuf'un verdiği fetvayı sorar. İmamın verdiği fetvanın isabetli olduğunu tüm alimler kabul ederler.

Harun Reşid çok sevinir. Bu sevinçli haber karşısında bir ziyafet tertip eder. İmam Yusuf'da bu ziyafete davet edilir. O esnada fıstık helvası sofraya getirilir. Harun Reşid bu helvayı İmam Yusuf için yaptırmıştır. İmam Yusuf'a ikram eder. Fıstıklı helvayı görünce gözleri dolar, yıllar önce üstadının annesine söylediği sözleri hatırlar. Gözlerini siler ve: “İzniniz olursa bir tabakta anneme göndermek istiyorum.” der. Harun Reşid'in hizmetkarlarından biri, bir tabak fıstıklı helvayı alır ve İmam Yusuf'un annesine götürür. Annesi yaşlanmıştır artık. Kapıya gelen yabancıya kim olduğunu soramadan bir tabak tutuşturulur eline. Tabağın üzerindeki bezi kaldırınca fıstıklı helvayı görür. “Efendim, oğlunuz İmam Yusuf, bu fıstıklı helvayı size gönderdi.” der hizmetkar. Annesinin gözlerinden iki damla yaş süzülür.

Keskul

Cilalanan duvar

Bir vakitler Çinli ve Rum ressamlar arasında bir münakaşa yaşandı. Çinli­ler, “Biz daha iyi ressamlarız” dediler. “Hayır, biz daha üstünüz” diye karşılık verdi Rumlar.

Bu münakaşayı duyan hükümdar kimin daha iyi ressam olduğunu görmek istedi. Çinli ve Rum ressamlara birer oda verdi. Kapıları karşı karşıya olan bu odalarda resim bir ay boyunca resim yapacaklardı.

Çinli ressamlar yüz çeşit boya istediler. Hükümdarın emriyle her gün istedikleri boya getirilecekti. Rumlar ise “Güzel resim güzel yere yapılır” dediler, cila istediler. Bir yandan Çinli ressamlar duvara resim yaparken, diğer yandan Rumlar kendi duvarlarını cilalıyorlardı. Cilalanan duvar saf, temiz, cam gibi olmuştu.

Verilen süre dolduğu zaman hükümdar geldi. Çinli ressamlar çok güzel bir resim yapmışlardı. Hükümdar neredeyse diğerine bakma ihtiyacı hissetmeyecekti. Çinlilerin odasından çıkıp Rumların odasına girdiğinde bir de baktı ki resim yok. Duvarlar boştu. Rumlar o anda Çinlilerin odalarıyla aralarında bulunan perdeyi kaldırdılar. Perde kalkınca Çinlilerin çizdiği güzel resimler; daha güzel bir şekilde Rumların cilaladığı, temizlediği, cam gibi bir hâle getirdiği duvara aksetti.

Gönül Rumların duvarına benzer. Cilalalan, temizlenen gönüle herşey güzel akseder. Herşey o gönülde güzel görünür.

FETVALAR

✒SORU: Deodorant Tarzı Ter Giderici Kokuları Kullanmak Caiz Midir?

✑CEVAP:  Parfüm, esans, deodarant tarzı kokuların kullanımı erkekler için caizdir. Kadınlar ise mahremleri dışındaki kişilerin bulunduğu yerlerde koku kullanmamalıdır. Çünkü kadınların dikkat çekici süs ve kokuları, evleri dışındaki yerlerde kullanmaları caiz değildir. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) bir hadiste şerifte kadınları muhatap alarak şöyle buyuruyor:

Sizlerden biri koku sürerek mescide gelmesin. (Müslim)

Bu hüküm sadece mescit için değil bütün toplu yerler için geçerlidir. Kadınlar, mahremleri dışındaki kişilerin bulunduğu bütün toplu yerlerde koku sürmekten sakınmalıdır. 

Kokusu bulunmayan ter giderici deodarantların kullanımı ise caizdir. Kadınların bunu kullanmasında herhangi bir sakınca yoktur. 

SURELERİ TANIYALIM

İBRAHİM SURESİ:

Sure adını, 35-41. Ayetlerde Hz. İbrahim'den ve ailesinden söz ettiği ve Hz. İbrahim'in ailesini Allah'a emanet ediş kıssasından alır.

Mekke'de nazil olmuştur. 52 ayettir. Nüzul sıralamasında 72. sure olup Nuh suresinden sonra, Enbiya suresinden önce indiği rivayet edilir. 28-29. Ayetlerin Medine'de rivayet edilir.

SURENİN TEMEL KONULARI:

İbrahim (as)'ın hayatından kesitler

İmanın temel konuları

Yüce Kitabın Nüzulündeki amaç

İman ve Küfür

Allah'ın varlığı, birliği ve kudretinin delilleri

SURENİN TEMEL MESAJLARI:

Allah, insanlar hak yolu bulsunlar diye ilk insanla birlikte peygamberler göndermiştir.

Bütün peygamberlerin ortak noktası Allah'ın birliğine çağırmadır.

Göklerde ve yerde her ne varsa Allah'ındır.

Zalimler ne yapsalar da mağlup olmaya mahkûmdurlar.

Şükredenler, ecirlerini fazlasıyla alırlar.

Güzel söz, kökü sağlam meyvesi tatlı bir ağaç gibidir; kötü söz, kökü çürük bir ağaç gibidir.

Müminin en büyük silahı duasıdır.

İnkârcı liderler toplumlarını felakete sürüklemişlerdir.

EL - MUSAVVİR

Allah'ın güzel isimlerinden olan el Musavvir, yarattıklarına şekil ve özellik veren, tasvir eden anlamlarına gelmektedir.

İnsanın sureti diğer hayvanlardan ayrı yaratılmıştır. Aynı zamanda her insanın sureti diğer insanlardan da ayrı yaratılmıştır. Herkesin kendine özgü bir sureti yaratılış biçimi vardır. Hiç birinin yüzü diğerine benzemiyor.

Güneş aydan farklı bir görünüme sahip, dağlar bulutlardan ayrı bir görünüme sahip, ağaç yaprakları gövdesinden ayrı görünüme sahip. Bütün bunlar ayrıca hemcinslerinden farklı suretlere sahipler.

Bu kadar farklılığı meydana getirmek El-Musavvir isminin latif bir tecellisidir.

Allah, El-Halık ismi İle yaratır, El-Bari ismi ile şekil verir, El-Musavvir ismi ile de tasvir eder.

 

En Çok Okunanlar