Hataların Başlangıcı

Hataların Başlangıcı

İLİM-İRFAN

“Hubbuddunya re'su min hatietin…” Allah Rasulü'nün dudaklarından bu kelime döküldüğünde sahabe anlamıştı, dünyaya gönül verilmemeliydi. Fani dünya, muvakkat ömür mümin için sırtını yaslayacağı bir dayanak olamazdı. Fani olan fena bulur, muvakkat olan herşey tek mevsimlik bahardı. Gelirdi ve geçerdi. Dünya dar-ı imtihan olduğu gibi; aynı zamanda imtihanın kendisiyidi. Evet, müminler dünyada imtihan edilir, bir de dünya ile imtihan edilirdi. Dünya ile imtihan Cenab-ı Allah'ın insanı dünya ile sınaması; diğer insanları nazar-ı itibara almak suretiyle insanın varsıllığı ve yoksulluğuydu.

Müminler… Varlığın da yoksulluğun da imtihanını görenler… Müminler dünya ile sınandıkları zaman yoksulluğa karşı şükür sahibi olabildiler, kuru ekmekle yetinebildiler kimi zaman. Aza kanaat eden bir Peygamberin ümmetiydi onlar. “Fakirliğim övüncümdür.” demişti bir defa. Aş pişmeyen ocaklar; gönüllerini Hakk'a müteveccih kılarak, şekvadan ırak; şükür sahibi olmuşlardı.

Müminlerin bir de varlık ile imtihanı vardı. Yeryüzü hazinelerinin kapıları müminlere açıldığında; tüm gönüller mesrur olmuştu. Fakirlik bir imtihandı ve artık müminler bu imtihanı atlatmıştı. Bir imtihan sona ermişti fakat; bittiği yerde yeni bir imtihan başlamıştı. Çünkü bu dünya dar-ı imtihandı.
Dünya müminler için hayatın yaşandığı zemindi. Hayatın kendisi olduğu vakit “re'su min hatietin” tüm hataların başlangıcı olurdu. Müminler dünyada yaşardı, ama dünya için yaşamak mümine yakışmazdı. Dünyaya sahip olurdu belki; ama dünyanın ona sahip olmasına müsaade etmezdi. Ayine-i Samed olan gönlünde muhabbet-i İlahi'den gayrısına yer açmazdı.

Mevlana Celaleddin dünyayı bir denize benzetmektedir. İnsan ise beden kayığıyla bu denizde yolculuk yapmaktadır. Kayık denizin üzerinde gittiği müddetçe yolculuğuna devam edebilir. Gideceği yere varabilir. Fakat denizin suyu; kayığın içerisine girerse o zaman kayık batar, denize gömülür. İşbu nedenledir ki; müminin dünya denizi içerisinde denizin suyundan yutması, beden kayığının su alması, dünya denizine gömülmesi demektir. Bu ise dünya ile imtihanın kaybedilmesi demektir. İmtihanı kaybedenler, bir gün gönül verdikleri dünyayı avuçlarından bırakarak; ebediyet yurduna gidecek ve dünyayı da kaybedeceklerdir.

ESMA-UL HÜSNA

EL - MÜTEKEBBİR

Allah'ın güzel isimlerinden olan el Mütekebbir, ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh olan, kullarına zulüm etmekten uzak olan, büyüklüğünü ve yüceliğini her an ve her yer de gösteren anlamlarına gelmektedir.

Büyüklenme hakkını elinde bulunduran tek güçtür. Ondan başkasının büyüklenme hakkı yoktur. Çünkü her şey O'nun yanında acizdir, basittir. O ise mükemmeldir. Her türlü övgüye layıktır.

Allahu Teala kulların büyüklenmesini, haddi aşmasını yasaklamıştır. Kulun Rabbinin Kibriya ve azameti karşısında büyüklenmesi haddi aşmaktır.

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir, nede boyca dağlara erişebilirsin.” (İsra 37)

O halde Rabbimiz büyüklenmeye en layık olandır. Çünkü dağları ve yeri yaratan da O'dur…

FETVALAR

SAĞMAL HAYVAN ÇİFTLİĞİ İÇİN İNEK KİRALAMAK

SORU: Süt üretimi yapan A firması, üretimi artırmak için kiralama yöntemi ile sermaye (inek) alıyor. İnek sahiplerinden ineklerini belirli bir bedel karşılığında kiralıyor. Süre sonunda ineği, inek sahibinden ücret karşılığı satın alması caiz midir?

CEVAP:  Süt ticareti için belli bir bedel karşılığında ineklerin veya süt veren diğer hayvanların kiralanması caizdir. Günlük, haftalık, aylık veya yıllık olarak kiralanan hayvanlardan elde edilen süt kiralayan kişiye aittir. Kiracı, anlaştığı kira müddeti bitirdikten sonra yeni bir alışveriş akdiyle inekleri sahibinden satın alabilir. 

Satın alma akdinin, icar yani kira akdinden ayrı olması gerekir. Bir kimse “ineğini ancak sonrasında bana satman şartıyla kiralarım” derse bu akit geçersiz olur. İnek sahibi kira sözleşmesi bittikten sonra kiracının söylediği bu şartı yerine getirmek zorunda değildir. Dolayısıyla müddet bittikten sonra yeni bir alışveriş akdi gerçekleştirerek hayvanlar satılır. 

SURELERİ TANIYALIM

HUD SURESİ

Sure, adını 50-60. Ayetlerde söz konusu edilen Hud peygamber ve gönderildiği Ad kavminin kıssasından alır.

Mekke döneminde inmiştir. Muhtemelen hicretten bir yıl önce nazil olmuştur.  Nüzul sırlamasında 52. Sure olduğu ve Yunus suresinden sonra, Yusuf suresinden önce indiği belirtilir. Toplam 123 ayettir. Muhteva itibariyle Yunus suresiyle benzeşmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) bu sure için “beni ihtiyarlattı” demiştir.

SURENİN TEMEL KONULARI

Hz. Hud Ve Ad kavmi

Diğer peygamberlerin kıssaları

Tevhit meselesi

Peygamberlik müessesesi

Öldükten sonra dirilme

Ceza ve mükâfat meselesi

Küfre ve şirke karşı net ve sert tavır alma gerekliliği

SURENİN TEMEL MESAJLARI

Allah hiç kimseye zulmetmez, herkes hak ettiğini bulur.

Âlimlerin toplum üzerinde sorumlulukları vardır. Onları doğruya yönlendirmeli, yanlıştan alıkoymalıdırlar.

Allah'a inanmayanla dost olunmaz.

Doğruluk en büyük erdemliliktir. Mümin hiçbir zaman doğruluktan ayrılmamalıdır.

İslam'a yapılan davet karşılığında hiçbir ücret beklenmemelidir. Bu Allah'ın elçilerinin en önemli vasıflarıdır.

İnsan bu dünyaya imtihan edilmek için gönderilmiştir.

Kuran Allah tarafından indirilmiştir, bunda hiçbir şüphe yoktur.

KEŞKÜL

Aslan Payı

Bir gün bir aslan, bir kurt ve bir tilki birlikte avlanmak üzere sözleşerek dağlarda dolaşmaya başladılar. Birbirlerine yardım edecek böylece bol bol av hayvanı yakalayacaklardı. Gerçi bu iş aslanın ağrına gidiyor, onlarla avlanmaktan utanıyordu lakin sabrediyordu. 

Üçü birden dolaşarak uzun süre avlandılar, derken bir yaban öküzü, bir dağ keçisi bir de semiz tavşan avladılar. Dolaşarak bir su başına geldiler, uzun süre dolaşmış yorulmuşlardı. Oturdular. Aslan: “Ey kurt bu avladığımız hayvanları adaletli bir şekilde paylaştır.” dedi. 

Kurt kalktı, kendinden son derece emin adımlarla yürüdü, yaban öküzünü aldı aslanın önüne bıraktı: 

“Efendimiz, dedi. Siz bizim efendimizsiniz ayrıca yaban öküzü de büyük ve iri; siz de öylesiniz. Onun için yaban öküzü sizin hakkınız. Keçi orta boyda ve orta irilikte onun için o da bana düşer onu da ben alıyorum. En küçüğümüz tilki olduğuna göre tavşan da onun hakkıdır.” dedi. 

Bu paylaştırma karşısında aslan kızarak kükredi, “Ey kurt ben iyice anlamadım bir daha söyle bakayım, ne dedin?” kurt bir daha anlatmak için yaklaşınca bir pençe vurarak kurdu parçaladı.

Tilkiye döndü: “Ey tilki bu avları sen adaletli bir şekilde paylaştır.” dedi. Tilki önce aslana olan saygısını gösterdi, sonra: “Bu semiz öküz siz efendimizin kuşluk yemeği bunu kuşluk vakti yersiniz. Keçi, siz büyük efendimizin öğle yemeği için güzel bir yahni olur, onu da öğle vakti yersiniz. Tavşana gelince; o da size akşam yemeği olur onu akşam afiyetle yersiniz.” dedi. Aslan sevinerek haykırdı, “Ey tilki çok adil davrandın çok güzel bir şekilde pay etme işini hallettin. söyle bakalım böylesine güzel payetmeyi kimden öğrendin?” dedi. 

Tilki fark ettirmeden her ihtimale karşı birkaç adım uzaklaştı sonra kurnaz kurnaz gülerek cevap verdi: “Kurdun başına gelenlerden” dedi. (Mevlana)

 

En Çok Okunanlar