'Reelden İdeale İslam Dünyasının Genel Bir Değerlendirmesi'

'Reelden İdeale İslam Dünyasının Genel Bir Değerlendirmesi'

Haber Merkezi

İslâm Geleneğinde Acılar Üzerinden Tarih Anlatımı Yoktur

İslâm dünyasında acılar merkeze alınarak değerlendirmeler yapmanın yaygınlaştığını ifade ederek sözlerine başlayan Turan, “İslâm coğrafyasını ancak acılar ile gündeme getiriyoruz, bir yerde acı varsa oraya odaklanıyoruz. Eğer acı yoksa orayı göz ardı ediyoruz. Yeni nesil Müslüman gençlik, İslam dünyasında sadece Filistin, Irak ve Suriye gibi yerlere ilgi gösteriyor. Hâlbuki İslâm tarihine baktığımızda, acılar üzerinden bir tarih anlatımının olmadığını görüyoruz. Genellikle İslâm tarihi zaferler ve kahramanlıklar üzerinden bina edilmiştir. Öyle ki, İslam geleneğinde yas tutmak bile sadece üç gün ile sınırlanmıştır. Hatta Hz. Peygamber'in doğum gününü tüm İslâm âlemi kutlarken vefat günü ekseriyetle hatırlanmamaktadır” dedi. Turan, acılar üzerinden tarih anlatımının yeni nesil Müslüman gençlikte özgüven kaybına sebebiyet verdiğini ve kalkınmaya dönük projeler geliştirilmesini sekteye uğrattığını belirterek, yeniden zaferler üzerinden bir tarih yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İdeolojiler ve Milliyetçilik İslâm Dünyasını Böldü
 
Emperyalist Batı'nın saldırıları karşısında İslâm dünyasının direnç göstermesi gerektiğine işaret eden Turan, söz konusu direncin merkezi olacak ve Müslümanları bir araya getirecek ülke ya da kurumlar bulmakta zorluklar yaşandığını ifade etti. Turan, bu duruma Müslümanların kendilerini İslâm üzerinden tanımlamalarına engel teşkil eden “ithal ideolojiler” ile Müslümanları hissiyat-fikriyat zemininde bölen ve ufuk açısından ölçek küçülten “mikro milliyetçilik” akımlarının sebebiyet verdiğini vurguladı: “Modern zamanlarda bizim uyanışımız, aramızda ihtilafa ve çatışmalara evriltildi. Bir yandan beşeri mahiyette olan ideolojiler diğer yandan İslâm âleminde bölücü fonksiyon icra eden milliyetçilikler üretildi. Günümüzde Müslümanlar arasında milliyetçilik düşünce olarak geriledi hatta iflas etti. Ancak milliyetçilik, fikriyat olarak bitmesine rağmen hissiyat olarak maalesef devam etmektedir.”

Reel Olarak Sorunlarımızı Çözüme Kavuşturacak Fıkıh Üretemedik

Turan, İslâm dünyasının reel olarak kendi sorunlarını gündeme almadığını ve bu sorunlara çağın idrakine hitap edecek güçlü argümanlarla cevap veremediğini belirterek, “Müslümanlar olarak son dönemlerde etnik ve mezhepsel ihtilaflar, kadın sorunu ve işçi hakları gibi sosyal temeli olan problem alanlarına yönelik ciddi yaklaşımlar geliştiremedik. Çoğunluk olup iktidarı elinde bulunduran etnik ve mezhepsel yapıların, yönetimleri altındaki azınlıklarla nasıl bir ilişki tesis edeceğine yönelik bir fıkıh oluşturamadık. Eylemlerin referans kaynağı olacak güncel bir fıkıh bulunmayınca, milliyetçilikler-mezhepçilikler devreye girerek bizi yıprattı. Hâkim olan unsurlar ötekine zulmetmeye başladı. Diğer yandan Bernard Lewis gibi oryantalist Batılıların, İslâm dünyasında ‘küçük kardeşleri büyük kardeşlere karşı büyütme” projesi de kendisine zemin buldu. Aynı şekilde zengin bir Müslümanın, kendi yanında çalışan bir işçiyle ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair bir fıkıh da ortaya koyulamadı. Sendikal haklar ve faaliyetler noktasında ulemamız suskun durumda. Dolayısıyla meydan liberal ve sosyalist yaklaşımlara kaldı. Müslümanlar emek-sermaye arasındaki ilişkiyi irdelerken Karl Marx, Max Weber ya da Japon şirket yönetim felsefesinden hareketle konuşur oldu” dedi. 

Sosyal Sorunlarımız Gözden Kaçırıldı

İslâm dünyasında tarihi olarak İslâm ulemasının nihayete kavuşturduğu ya da abesle iştigal olarak değerlendirilebilecek konular hakkında tartışmaların sıklıkla gündeme getirildiğine; fakat sosyal meseleler gibi önemli hususlarda fikri üretimin yapılmadığına dikkat çeken Turan, sözlerine şöyle devam etti: “İhya hareketleri selefi hareketlere dönüştürüldü. İçtihat olarak kapanmış meselelerimiz özellikle Suudi sermayesiyle banka memurlarına dönüştürülen ulema tarafından tekrar gündeme getirildi. Biz abdest, gusül gibi nihayete ermiş meseleleri tartışırken sosyal sorunlarımız gözden kaçırıldı.”

İslâm Dünyasını Tetkik Edecek Kurumsal Yapılara Sahip Değiliz

İslâm dünyasını tetkik edecek ve elde ettiği verileri sağlıklı bir şekilde kamuoyuyla paylaşacak kurumsal düzlemde enstitülerimizin olmadığına işaret eden Turan, “Müslümanların kendi gerçekliklerini inceleyecek kurumlarının olmaması reel olarak büyük bir eksikliğimizdir. Örneğin, Osmanlı'da tıbbiye, mülkiye gibi kurumlar var iken toplumsal araştırmalar yapacak bir kurum tesis edilmemiştir. Hatta 1969 yılında kurulan ve dünyada dine dayalı tek uluslararası kuruluş olan İslam İşbirliği Teşkilatı'nda bile İslâm dünyasını araştıracak bir birim hâlen oluşturulmamıştır. Bugün dünyadaki mevcut Müslüman nüfus için bile Batılı kurumlara müracaat etmek durumunda kalıyoruz” dedi.

İdeal Olarak Mütefekkir Şahsiyetler Yetiştirmeliyiz

Turan, Müslümanlar arasında etkileşim kanalları oluşturacak ve gelecekte İslâm birliğinin temellerini atacak kurumsal yapılara ihtiyaç duyulduğunu belirterek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu yapılar bir yandan İslâm dünyasını araştırırken diğer yandan Müslümanlara önderlik edecek mütefekkir şahsiyetler yetiştirmelidir. Bu şahsiyetler, her türlü -makam, mevki, etnik ve mezhepsel- kaygıdan arınmış olmalıdır. Kardeşinin büyümesinden değil, sapmasından; kadının sosyal hayata katılmasından değil sekülerleşmesinden; Müslümanın zenginleşmesinden değil adaletsizliğe meyletmesinden endişe etmelidir. Hem yerel/özel hem de ümmete yönelik/genel bir program ile hareket etmelidir. Siyaset, zenginlik ve zühd anlayışını mecz edebilmelidir.”

Turan'ın zaman zaman harita üzerinden İslâm dünyası hakkında bilgiler paylaştığı seminer, soru-cevap bölümünün ardından nihayete erdi.

 

En Çok Okunanlar