Birinci sınıf: İnsanın kendisini var eden gücü Allah`a teslim edip, hayatını Kur`an-ı Kerim`e ve Peygamber Efendimizin (sav) yaşam tarzına göre ayarlayanlar… Allah ve Resulü neyi sevmiş ve uyulmasını istemişlerse ya da neyi yasaklayıp ondan uzaklaşılmasını dilemişlerse o doğrultuda yaşayanlar…

Sevdin mi Allah için, nefret ettin mi Allah için… Yeter ki Allah -başkası değil- memnun olsun. Peygamberi bizi sevip şefaatçi olsun, anlayışıyla hayatının tamamını kuşatma altına alanlar… Bunların yaşamlarında sahte ilahçıklara yer yok. Amerika`yı israil`i memnun etmek yok. Onlar Allah`ı sever Allah da onları sever.

İkinci Sınıf: Tüm hayat gayesi, çabası iyi bir kariyer ve dolgun bir maaş sahibi olanlar… Ev, araba, tatil vs. sahibi olmak için tüm gücünü bunun için sarf edenler. Kendilerinde emanet bulunan tüm organlarını sanki onlar ver etmiş gibi yaradandan habersiz yaşarlar. Tüm çabaları daha iyi projeler, daha iyi primler… Şu kurumda nasıl müdür olurum, falankesin ayağını nasıl kaydırırım da yerine geçerim, şu ihaleyi nasıl alırım telaşesi hayatlarını örümceğin avına sardığı gibi sarmıştır.

Üçüncü Sınıf: Bu tipler de ne Allah için, ne kendileri için yaşarlar. Onların yaşamları hep ya başkası memnun olsun ya da kızmasın içindir. Kendilerini başkasının kölesi addedip onlarda fena ve heba olmuşlardır. Kölenin efendisine sadakati ne ise o da o. Yeter ki efendileri onlara darılmasın, ya bakmasın! Bu köleler davranışlarıyla o devlet veya kişilere adeta ilah rolü biçerler. Onları yüceltirken rızalarını kazanma gayretinde iseler, zihin altında bir gün bende onlardan istifade ederim mantığının da esiri olurlar. Oysaki tam da efendilerinden istifade etme zamanı geldiğinde köleler, kullanılmış paçavra gibi bir köşeye atılırlar. Nede olsa sırada yeni köleler vardır.

Türkiye`de bu tanıma uyan o kadar insan suretinde yaratık var ki, burada hepsini zikretmek mümkün değil. Bunlardan biri Apoizmi, Müslüman Kürt halkına dayatan İmralı hükümlüsüdür.

Cumhuriyet kurulalı beri birbirinin ayağını kaydırmak isteyenlerin biri diğerini şeriatçı olmakla suçlamış ve medyadan da gereken desteği alarak maksatlarına kavuşmuşlardır. Düşünün ki neredeyse tüm üyeleri Chp`li olan Serbest Fırka`yı bile bir müddet sonra şeriatçılıkla suçlamış ve onu silmeyi başarmış olanlara bu coğrafya tanıklık etmiştir.

Türkiye`nin hararetle Avrupa Birliği`ne girmesini isteyenler, 'Eğer bizi almazsanız Allah korusun ülkeye şeriatçılar hakim olur' deme gafletinde bulunanlardan tutun da, 'Bize sahip çıkmazsanız bölge İstasyon Meydanı`nı dolduranlara kalır' diyerek askere ihanet ellerini uzatanları gördük, görüyoruz.

Amerikalılar, israilliler, derin odaklar memnun olsun diye nice müminler konjonktürel göz altılarla zindana tıkıldı, tıkılıyor.

İçerdeki unsurları Amerika aleyhtarlığından temizlemeye çalışmak, efendileri memnun etmemiş olacak ki köle ruhlular, bu kez hiç de kendilerine vazife olmadığı halde efendilerinin ülke dışındaki düşmanları da hedef tahtasına koydular.

Türkiye; İran olur, Cezayir olur, Malezya olur gibi yakıştırmalarla bu ülkeleri hedefe oturttular. israil ile ezeli düşman Filistinli kardeşlere karşı müşevveş bir tavırla israili gocundurmama gayretine girdiler.

Amerika İran`dan nefret mi ediyor? Onlar da etmeliydi… Amerika israili mi seviyor? Onlar da en azından israil karşıtlığı yapmamalıydılar. İran`a sempati mi besliyorsun? O halde sen Amerika düşmanısın ve dışlanmalısın.

Amerika`nın derin odakların gözüne mi girmek istiyorsun, saldır İran`a düşmanlık et ki Amerika seni sevsin.

Yıllar yılı bu politika izlendi. Defalarca Amerika`nın zurnası kırıldığı halde kendi yüzündeki kiri silemeyen bir put olduğu anlaşıldığı halde hala ona tapınmaya, onu yenilmez bir güç gibi görüp onunla beraber hareket edenlerin varlığına şahitlik ediyoruz.

Yukarıda değindiğim 3. sınıf insanın Türkiye`deki en tipik örneklerinden biri Apoizm kurgusunun sahibidir. İmralı hükümlüsünün komediye dönüşen her avukat görüşmesinin sonunda basına düşen demeçleri bu şahsın konjonktürün figüranlığını yapmaktan çekinmediği gösteriyor. Açıklamalarıyla başkasına yakıştırdıkları 'devlet yanlısı, kontra' söylemlerinin tam da göbeğine oturmuştur. Çünkü her görüşme notunda 'devletin üst düzeyleriyle görüşüyorum, görüşmeler çok iyi gidiyor' gibi beyanlarda bulunuyor. Böylelikle kim bilir hangi kirli emelleri için Kürt halkını pazarlık konusu yapıyor. Bu pazarlıklarda her ne konuşuluyor olsa da ne Kürt halkı ne de onun asil savunucuları başkalarının memnuniyeti adına Allah`ı gocunduracak adımlara zorlanamayacaklar.

Biliyorsunuz Yüksekova da Muztazaf Der`e saldırıldı ve Ubeydullah Durna kardeşimiz şehid edildi. Birkaç gün sonrada Cizre`de gece vakti Muztazaf Der`in önünde silahlar patladı. Sonra da BDP il binasına saldırıldı. Sağduyu sahibi Muztazaf Der yöneticileri; 'Yüksekova`daki gibi birileri Cizre`de de ikinci bir kıvılcımı çakmaya çalışıyor. Ama inşallah bu oyunlara gelmeyeceğiz' derken, BDP ilçe başkanı da 'Bu güne kadar Muztazaf Der ile bir sorunumuz olmadı. Aynı gece hem parti binamıza saldırmaları hem de Mustazaf Der`e silahlı tacizin yaşanmasını düşündürücü buluyoruz' dedi. Bunlar sağduyulu açıklamalar.

Ama bakın sağduyusuz 3. sınıf insan efendilerini memnun etme adına BDP`li İlçe başkanının bile idrak ettiğini göremeyecek kadar basiret yoksunu İmralı hükümlüsü ne diyor: 'Yüksekova`daki olaylara provokasyon demek bu olan bitenler karşısında hafif kalıyor. İş daha ciddi, daha derindir. İşin arkasında İran var' siz bu açıklamadan ne çıkardınız bilmiyorum ama ben Ziya Paşa`nın güzel sözünü hatırladım…

Allaha emanet olunuz…