İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, "Savaşın Hikayesi" adlı programa verdiği röportajda, müzakereler sırasında yaşanan saldırılar ve İran'ın nükleer politikası hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Arakçi, müzakereler sırasında düzenlenen saldırıların müzakere heyetinin itibarını zedeleyip zedelemediğine ilişkin soruya, "Biz kendi itibarımızı veya siyasi geleceğimizi korumak için çalışmıyoruz. Bazıları kararlarını yalnızca kendi itibarlarını düşünerek alıyor ancak ben bunu ihanet olarak görüyorum." yanıtını verdi.

Arakçi, iki savaş arasındaki dönemde Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği bünyesinde daha sonra "Müzakere Komitesi" olarak anılmaya başlayan ve "6 kişilik komite" olarak bilinen bir nükleer komite kurduklarını söyledi.

Komitenin ilk başkanlığını Ali Şemhani'nin, daha sonra ise Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olan Ali Laricani'nin üstlendiğini belirten Arakçi, müzakerelere ilişkin tüm konuların bu komitede ele alındığını ve alınan kararların Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi kararlarıyla aynı prosedürden geçtiğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı, 12 günlük savaşta ülkenin nükleer tesislerinin zarar gördüğünü ve fiilen zorunlu bir duraksama yaşandığını ancak buna rağmen kendilerine, düşmanın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alma talebini reddetme görevi verildiğini söyledi.

Arakçi, "Askıya almayı kabul etseydik savaş çıkmazdı diyemeyiz. Ancak bunu kabul etmiş olsaydık savaşın vereceğinden daha büyük bir zarar görürdük. Çünkü ülkenin onurunu satmış olurduk." dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ve soykırımcı israil Başbakanı Binyamin Netanyahu döneminin sona ermesini beklemek için askıya almanın kabul edilmesinin daha doğru olup olmayacağı sorusuna ise Arakçi, "Bu karar benim ya da sizin vereceğiniz bir karar değildi. Bunu kabul etseydik düşmanın savaş yoluyla hedeflerine ulaşmasına izin vermiş olurduk. Bu da onlar için bir örnek haline gelirdi. Asıl yenilgi tesislerin yıkılması değil, budur." ifadelerini kullandı.

Arakçi, müzakerelerin sonuçsuz kalmasına rağmen Viyana'da teknik heyetlerin görüşmesini kabul ettiklerini belirterek, "Cuma gecesi ortamın tamamen savaşa dönüştüğünü gördüm." dedi.

İran Dışişleri Bakanı, soykırımcı israil Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun "tamamlanmamış tek işin İran İslam Cumhuriyeti'nin yıkılması olduğunu" söylediğini belirterek, Netanyahu'nun yanlış bir değerlendirmeyle ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'a karşı savaşa sürüklediğini söyledi.

Arakçi, "Düşman koşulsuz teslimiyet talebiyle başladı, sonunda ise İran ile mutabakat zaptı imzalamak zorunda kaldı. İran, ABD'nin karşısına bir süper güç olarak oturdu ve Washington'u İran İslam Cumhuriyeti'nin egemenliğine saygı göstermeye mecbur bıraktı." dedi.

İran'ın "sıfır zenginleştirme" talebine direndiğini belirten Arakçi, "Müzakerelerde istediklerini elde edemeyeceklerini görünce savaşa yöneldiler. Ancak 12 günlük savaşın ardından İran'ın direnişini yanlış hesapladılar. Bu nedenle daha hazırlıklı olmaları gerektiğini düşündüler ve askeri kapasitelerini artırdılar." ifadelerini kullandı.

Savaş kararının kendilerine ait olmadığını vurgulayan Arakçi, "Savaşın dümeni benim elimde değildi. Bu, karşı tarafın aldığı bir karardı. Biz ise karşı tarafın rotasını savaştan başka bir yöne çevirmeye çalışıyorduk." dedi.

Arakçi son olarak, "Her şey İran'ın zayıf olduğu yönündeki algıyla başladı. Bölgesel caydırıcılığını kaybettiği düşünüldü ve bunu telafi etmek için nükleer caydırıcılığa yöneleceği varsayıldı." değerlendirmesinde bulundu.

Muhabir: Mehmet Yaman