Gazze'de ateşkes anlaşmasını binlerce kez ihlal ederek saldırılarını sürdüren işgal güçleri, son iki haftada katliamın dozunu artırırken kentin yüzde 70'ini işgal etti. israildeki erken seçim sürecinin başlamasıyla eş zamanlı olarak pazar yerlerini ve cenaze törenlerini doğrudan hedef alan siyonist yönetim, sahada "sarı küpler" ile askeri sınırları batıya taşıyarak Gazze'nin coğrafi gerçekliğini tamamen değiştirmeyi planlıyor. Bu yeni vahşet dalgası, sağ seçmene gövde gösterisi yapma arayışının yanı sıra, kalıcı yerleşim yerleri inşa etme ve Gazze halkını coğrafi bir kuşatmaya alma stratejisini gözler önüne seriyor.

10 Ekim’den bu yana sözde ateşkese rağmen Gazze Şeridi’ndeki saldırılarını durmaksızın sürdüren siyonistler, son iki haftadır katliamın dozunu daha da artırdı.

Cumartesi günü, soykırımcı israil topçusunun Gazze kentinin güneyindeki Zeytun Mahallesi'nde bir grup sivili hedef alması sonucu üç Filistinli şehit oldu. Sağlık kaynakları, şehit olan üç kişinin Gazze kentindeki El-Ehli Hastanesi'ne, oradan da yıkıma uğrayan kentin batısındaki Şifa Tıp Kompleksi'ne nakledildiğini bildirdi.

Bu gelişme, Cuma günü israile ait bir insansız hava aracının Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda bulunan Suk el-Balata bölgesinde sivillerin toplandığı bir noktayı vurması sonucu yedi Filistinlinin şehit olması ve 20 kişinin yaralanmasının ardından yaşandı. Saldırı, daha önce şehit olan Tahir Abdülvahid'in cenazesinin bölgeden geçtiği sırada gerçekleşti.

Saha ve sağlık kaynakları, israile ait insansız hava aracının, daha önce hayatını kaybeden Abdülvahid'in cenazesinin geçtiği sırada Filistinlilerin yoğun şekilde bulunduğu bölgeye bir füze fırlattığını bildirdi.

Kaynaklara göre şehitler, çok sayıda yaralıyla birlikte Nusayrat Mülteci Kampı'ndaki El-Avde Hastanesi'ne götürüldü. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu belirtilirken, israil saldırısının yol açtığı yaralanmaların ciddiyeti nedeniyle can kaybının artabileceği ifade edildi.

Saha kaynaklarına göre, israile ait bir insansız hava aracının gerçekleştirdiği saldırının etkisiyle çıkarılan bazı kişilerin bedenleri parçalanmış haldeydi. Şehitlerin daha sonra El-Avde Hastanesi'nden Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'ta bulunan Aksa Şehitleri Hastanesi'ne nakledileceği belirtildi.

Bu arada Gazze Şeridi'ndeki hastanelerin sağlık kaynakları, cuma sabahından bu şehit olanlrın sayısının 12'ye yükseldiğini doğruladı. Buna göre Gazze Şeridi'nin kuzeyinde iki, orta kesiminde 10 ve güneyinde bir Filistinli şehit oldu.

Gazze'deki Hükümet Medya Ofisi ise devam eden “soykırım savaşı” ve ateşkes anlaşmasının üzerinden 280 gün geçmesine rağmen son 72 saat içinde 25'ten fazla Filistinlinin şehit olduğunun belgelediğini açıkladı.

Ofis, israil güçlerinin son günlerde halk pazarlarını, cenazeleri ve sivillerin toplandığı alanları hedef aldığını, ayrıca insanların yaşadığı konutlara saldırılar düzenlediğini belirterek çok sayıda katliam gerçekleştirdiğini bildirdi. Açıklamada, bu saldırıların sivilleri hedef alan sistematik bir politikanın parçası olduğu ifade edildi.

Hükümet Medya Ofisi açıklamasında, israilin ateşkes anlaşmasını tekrar tekrar ihlal etmeyi sürdürdüğünü belirterek, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bu yana 3 bin 750'den fazla ihlalin kayda geçirildiğini ifade etti. Bunun, israilin anlaşmaları ve uluslararası kararları görmezden gelmeye devam ettiğini gösterdiği kaydedildi.

Ofis, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların sürmesi karşısındaki “uluslararası sessizliği” eleştirerek, arabulucuların ve ateşkes anlaşmasının garantörü olan tarafların rolünü sorguladı. Açıklamada, israilin saldırılarını durdurmaya ve ateşkes anlaşmasının hükümlerini uygulamaya zorlanması için acil harekete geçilmesi çağrısında bulunuldu.

HAMAS’TAN GARANTÖRLERE ÇAĞRI

Hamas, soykırımcı israil ordusunun Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda bir şehidin cenaze töreni sırasında sivillerin toplandığı alanı hedef almasını kınayarak saldırıyı "vahşi bir terör suçu" ve ateşkes anlaşmasının sürekli ihlali olarak nitelendirdi.

Hareket, yaptığı basın açıklamasında saldırıda en az sekiz Filistinlinin şehit olduğunu, onlarca kişinin de yaralandığını belirterek, cenaze törenine katılanların hedef alınmasının israilin Gazze Şeridi'ndeki sivillere karşı işlemeyi sürdürdüğü suçlar zincirinin bir parçası olduğunu ifade etti.

Hamas, bu saldırıların Filistin halkının iradesini kıramayacağını ve zorla göç ettirme planlarını gerçekleştiremeyeceğini ifade etti.

Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının garantörü olan arabulucu ülkeler ile Birleşmiş Milletler'e, israilin "terör saldırılarının" durdurulması, Gazze Şeridi'ndeki öldürme eylemleri ve ablukanın sona erdirilmesi için acilen harekete geçmeleri çağrısında bulunuldu.

SİYONİSTLER SARI KÜPLERİ İLERLETEREK İŞGALİ GENİŞLETİYOR

Soykırımcı israil katliamların yanı sıra sahada da işgali genişletiyor. Filistinli sakinler ve görgü tanıkları, yaptıkları açıklamada, İsrail ordusunun son saatlerde Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerinde "sarı küpler"i ileri taşıyarak daha fazla toprağı kontrolü altına aldığını söyledi. Filistinli değerlendirmeler ve israil tarafından yapılan açıklamalar, israilin Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 70'ini işgal ettiğine işaret ediyor.

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinin doğusunda israil ordusu "sarı küpler"i batıya doğru ilerletti. Bu durumun, ordunun bölgedeki hakimiyet alanını genişlettiği ve diğer bölgelerde olduğu gibi burada da yıkım ve buldozerle tahrip faaliyetleri gerçekleştireceğine işaret ettiği ifade edildi.

Şeridin güneyindeki Han Yunus kentinin doğusunda ise israilin, kendisiyle iş birliği yapan milislerin desteğiyle operasyonlarını genişlettiği belirtildi.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinde ise İsrail ordusu Cibaliya Mülteci Kampı ile Beyt Lahiya'daki kontrol alanlarını genişletti. Bunun üzerine her iki bölgede bulunan yerinden edilmiş Filistinliler, ordunun "sarı küpler"i ilerletmesiyle birlikte bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Soykırımcı israil ordusu, kendisine bağlı özel şirketlerle birlikte, "sarı hat" içinde kontrol ettiği bölgelerde her gün ayakta kalan evleri ve altyapıyı havaya uçurma ve yıkma operasyonları gerçekleştiriyor.

Jerusalem Post gazetesi daha önce iki israilli kaynağa dayandırdığı haberinde, üst düzey askeri yetkililerin geçen hafta Güvenlik Kabinesi'ne ordunun artık Gazze Şeridi'nin yüzde 67 ila yüzde 70'ini kontrol ettiğini bildirdiğini aktarmıştı.

Bundan önce de soykırımcı israil Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, Filistinlilere baskıyı artırma amacıyla Gazze Şeridi'nin yüzde 70'ine ulaşacak şekilde kontrol alanının genişletilmesi talimatını orduya verdiklerini açıklamıştı.

"Sarı hat", ABD Başkanı Donald Trump'ın Ekim 2025'te sunduğu plan doğrultusunda yapılan ateşkes anlaşmasına göre israil ordusunun Gazze Şeridi'nde kontrol ettiği bölgeleri belirleyen "ayrım hattını" ifade ediyor.

O tarihten bu yana israil, bu hattı kademeli olarak Gazze'nin batısına doğru genişletti. Böylece bu hat içinde kalan alan, Gazze'nin toplam yüzölçümünün yüzde 52'sinden bu ay itibarıyla yaklaşık yüzde 65'ine yükseldi. Filistin tarafı, israilin her gün yeni toprak parçalarını kontrol altına alarak anlaşma hükümlerini ihlal ettiğini belirtiyor.

Oysa anlaşma, israil ordusunun "sarı hat"tan çekilerek "kırmızı hat"a dönmesini öngörüyordu. Bu düzenlemeyle israilin Gazze'deki varlığının şeridin en fazla yüzde 20'siyle sınırlandırılması, aynı zamanda Trump'ın başkanlığını yaptığı "Barış Konseyi"ne bağlı Uluslararası İstikrar Gücü'nün bölgeye konuşlandırılması ve nihai hedef olarak israiin Gazze Şeridi'nden kademeli şekilde tamamen çekilmesi planlanıyordu.

Merkezi Cenevre'de bulunan Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi'ne (Euro-Med Monitor) göre ise israil, Gazze Şeridi'nde kapsamlı ablukanın ötesine geçen, Filistinlileri dar ve büyük ölçüde yıkılmış bir alana sıkıştıran sistematik bir coğrafi kuşatma politikası uyguluyor.

Gözlemevinin temmuz ayında yayımladığı raporda, Gazze'de yaşayan yaklaşık 2,1 milyon Filistinlinin kullanımına kalan coğrafi alanın yalnızca 128 kilometrekareye kadar daraldığı belirtildi.

SİYONİSTLERİN HEDEFİ SOYKIRIM SAVAŞINI YENİDEN BAŞLATMAK MI?

Soykırımcı israil Meclisi'nin (Knesset) yaz dönemi çalışmalarının sona ermesinden ve 27 Ekim'de yapılması planlanan genel seçimler için geri sayımın fiilen başlamasından yalnızca birkaç saat sonra, Gazze Şeridi son haftaların en yoğun askeri tırmanışlarından birine sahne oldu. Bu tablo, Gazze halkına savaşın ilk günlerini yeniden hatırlatırken, seçim döneminin başlamasıyla Gazze'deki askeri operasyonların yoğunlaşması arasında bir ilişki olup olmadığı sorusunu da gündeme getirdi.

Yaz dönemi oturumlarının sona ermesiyle birlikte israil fiilen seçim sürecine girdi ve dikkatler, israil hükümetinin geleceğine ilişkin tartışmalardan israil partileri arasındaki açık siyasi mücadeleye çevrildi.

Cuma günü şafak saatlerinden itibaren israil ordusu hava saldırılarını, topçu atışlarını ve Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerindeki hedef almalarını yoğunlaştırdı.

Gün boyunca hava saldırıları, topçu atışları, denizden açılan ateş ve kara harekatlarıyla askeri operasyonların hem kapsamı hem de kullanılan yöntemleri dikkat çekti.

Bu tabloda dikkat çeken yalnızca saldırıların boyutu değil, aynı zamanda zamanlaması oldu. Çünkü saldırılar, israilin fiilen seçim dönemine girdiği ilk günde gerçekleşti. Üç aydan uzun sürecek seçim maratonunda siyasi partiler seçmenin desteğini kazanmak için yarışacak. Kamuoyu yoklamaları ise Binyamin Netanyahu'nun kampı ile rakipleri arasında kıyasıya bir rekabet yaşandığını gösteriyor.

Ancak seçim sezonunun ilk gününde öne çıkan yalnızca askeri tırmanış değil, buna eşlik eden siyasi mesajlar da oldu. Bu mesajlar, soykırımcı israil hükümetinin Gazze'de yeni bir denklem oluşturmaya çalıştığını ve savaşın yönetiminin ötesine geçerek savaş sonrası dönemin çerçevesini çizmeyi hedeflediğini ortaya koydu.

Birkaç gün içinde israil ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 70'i üzerinde kontrol sağladığını açıkladı. Bunun ardından israil Savunma Bakanı Yisrael Katz, Gazze'nin kuzeyinde üç yerleşim çekirdeği kurulmasına yönelik planı açıkladı. Katz aynı zamanda savaşın yol açtığı yıkımdan memnuniyet duyduğunu belirterek bunun "planlı bir politikanın sonucu" olduğunu ifade etti.

Bu açıklamaların israil seçim sürecinin başlamasıyla aynı döneme denk gelmesi daha geniş bir tabloyu ortaya koyuyor. Soykırımcı israil hükümeti artık yalnızca askeri operasyonları sürdürebildiğini göstermekle yetinmiyor; aynı zamanda sağ seçmene Gazze'de kalıcı hale getirmek istediği kontrol modelini de daha açık biçimde sunuyor. Bu süreçte ateşkese ulaşmayı amaçlayan müzakereler ise hala ilerleme kaydedebilmiş değil.

Şehab’a konuşan Siyasi yazar ve analist İyad el-Karra'ya göre soykırımcı israil hükümeti iki paralel strateji izliyor.

Bunlardan ilki, Filistinlileri yıpratmak ve sahada yeni fiili durumlar oluşturmak amacıyla askeri baskıyı artırmak.

İkincisi ise siyasi bir strateji olup, olası herhangi bir anlaşmaya mümkün olduğunca fazla kozla oturabilmek için müzakere pozisyonunu güçlendirmeyi hedefliyor.

El-Karra, Netanyahu'nun önümüzdeki aylarda savaşın seçim söyleminin merkezinde yer alacağını bildiğini, bu nedenle askeri operasyonları sürdürerek sağ tabanına hitap etmeye çalıştığını belirtiyor.

Aynı zamanda sahadaki genişlemeyi siyasi kazanca dönüştürmek istediğini ifade eden Karra'ya göre Netanyahu, israil ordusunun ele geçirdiği bölgelerden çekilmeyi ileride pazarlık konusu yapılabilecek bir koz haline getirmeye çalışıyor. Böylece çekilme, herhangi bir anlaşmanın zorunlu sonucu olmaktan çıkarılıp pazarlık malzemesine dönüştürülmek isteniyor.

Karra'ya göre mesele yalnızca müzakereler ya da seçim propagandasıyla sınırlı değil. Aynı zamanda Gazze'deki gerçekliği yeniden şekillendirme girişimi söz konusu. Bunun için Filistinlilerin kullanabildiği alanlar daraltılıyor, tampon bölge genişletiliyor ve gelecekte yapılacak düzenlemelerin savaş öncesinden tamamen farklı bir coğrafya üzerine kurulması amaçlanıyor.

Bu değerlendirme, siyasi yazar ve analist Visam Afife'nin görüşleriyle de örtüşüyor.

Afife'ye göre Gazze'nin büyük bölümünün kontrol altına alındığının ilan edilmesi ve ardından yerleşim çekirdekleri kurulacağının açıklanması, askeri kontrolün genişletilmesiyle başlayan, bunun sahada kalıcılaştırılmasıyla devam eden ve sonunda geri dönülmesi zor yeni bir fiili durum yaratmayı hedefleyen kademeli bir siyasi süreci ortaya koyuyor.

Afife, bu politikanın en tehlikeli yönünün kısa vadeli askeri başarı elde etmekten ziyade Gazze'deki Filistin coğrafyasını yeniden şekillendirmeyi hedeflemesi olduğunu belirtiyor.

Buna göre israilin kontrol ettiği bölgeler gelecekteki herhangi bir siyasi çözümde pazarlık kartına dönüşecek; halkın geri dönüşüne izin verilmesi ya da bu bölgelerden çekilme ise israil hükümetinin karşılığında siyasi ve güvenlik tavizleri isteyebileceği bir "ödün" olarak sunulacak.

Afife, bu dönemde yerleşim projelerinin gündeme getirilmesinin de israildeki genel siyasi atmosferden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade ediyor.

Bu projelerin sağ seçmene, savaşın sonuçlarının yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda Gazze'deki israil varlığının geleceğini de şekillendireceği mesajını verdiğini söylüyor.

Öte yandan soykırımcı israil hükümeti sıradan bir seçime gitmiyor.

Üç yıllık savaşın ardından siyasi partiler; 7 Ekim'in sonuçları, Gazze'nin geleceği, müzakereler, ekonomik kriz ve iç siyasi bölünmeler gibi son derece karmaşık dosyaların gölgesinde seçim yarışına giriyor.

Bu nedenle savaşın önümüzdeki seçim kampanyalarının ana başlığı olması bekleniyor.

israil kamuoyu yoklamaları da Netanyahu'nun kampı ile rakipleri arasındaki rekabetin giderek kızıştığını, hiçbir tarafın garanti çoğunluğa sahip olmadığını gösteriyor.

Bu durum siyasi partileri özellikle sağ seçmenin oy tercihinde belirleyici olan güvenlik konularına odaklanmaya zorluyor.

Siyasi yazar ve analist Muhammed Mustafa Şahin ise Gazze'de yaşananların yalnızca askeri bir savaşın yönetilmesi olmadığını, aynı zamanda savaşın sonuçlarından yararlanılarak herhangi bir siyasi çözüme ulaşılmadan önce Gazze'nin siyasi ve coğrafi gerçekliğinin yeniden şekillendirilmeye çalışıldığını ifade ediyor.

Şahin'e göre askeri kontrolün genişletilmesi, halkın geniş alanlara geri dönüşünün engellenmesi ve yerleşim projelerinin gündeme getirilmesi, israil hükümetinin hedeflerini aşamalı biçimde yükselttiğini gösteriyor.

Bugün sahada oluşturulan fiili durumların gelecekteki müzakerelerin ayrılmaz parçası haline getirilmesi amaçlanıyor. Böylece israil hükümeti daha geniş bir siyasi manevra alanı elde etmeyi hedefliyor.

Şahin, bu yaklaşımın kısa vadeli askeri hesapların ötesine geçtiğini ve sağ partilerin öncülük ettiği bir eğilimi yansıttığını belirtiyor.

Bu anlayış, savaşı yalnızca güvenlik hedeflerine ulaşmanın aracı olmaktan çıkarıp, uzun yıllardır gündemde bulunan ancak bugüne kadar bu kadar açık biçimde dile getirilemeyen projeler doğrultusunda Gazze'nin siyasi ve coğrafi haritasını yeniden şekillendirme fırsatı olarak görüyor.

Şahin, bu politikanın en büyük tehlikesinin geçici askeri uygulamaların kalıcı düzenlemelere dönüşmesi olduğunu vurguluyor.

Bunun tampon bölgelerin genişletilmesi ya da Gazze'nin büyük bölümleri üzerinde kalıcı kontrol kurulması yoluyla gerçekleşebileceğini belirten Şahin, bunun Gazze'nin geleceğine, yeniden imarına ve toprak bütünlüğüne ilişkin tüm senaryoları doğrudan etkileyeceğini ifade ediyor.

BARIŞ KURULU’NUN GAZZE PLANI DA DEĞİŞTİ

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Barış Kurulu, Gazze Şeridi'nin kapsamlı yeniden inşasına yönelik planından geri adım attı. Yeni plana göre, Mısır sınırındaki Refah kenti yakınlarında taşınabilir konutlardan oluşan pilot bir yerleşim bölgesi kurulması hedefleniyor.

Söz konusu proje için henüz hazırlık çalışmalarına başlanmadı. Pilot yerleşimin yıl sonundan önce hayata geçirilmesinin ise beklenmediği belirtildi.

Plan kapsamında Refah yakınlarında kurulacak kampın güvenliğinin, Fas, Kosova ve muhtemelen Arnavutluk ile Kazakistan'dan gelecek yaklaşık 5 bin kişilik Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) ile Filistin polisince sağlanması öngörülüyor.

Berlin merkezli Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nden Muhammed Şehade ise planın israil tarafından propaganda amacıyla kullanılabileceğini belirtti. Şehade, sınırlı nüfusun yerleştirileceği kontrollü bir yerleşim alanıyla "ilerleme" görüntüsü oluşturulmasının, Gazze'nin geri kalanına yönelik askeri operasyonların meşrulaştırılmasına hizmet edebileceğini ifade etti.

Projede finansman sorununun da sürdüğü kaydedildi. Trump'ın Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunduğu ancak bu kaynağın büyük bölümünün henüz sağlanamadığı belirtildi. Birleşik Arap Emirlikleri'nin ise Refah'ta yaklaşık 25 bin kişiyi barındırması planlanan yerleşim projesi için 100 milyon dolar destek verdiği aktarıldı.

Diplomatik kaynaklar, Gazze'deki projelerin ilerleyebilmesinin 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlerin ardından israilde hükümet değişikliğine bağlı olabileceğini belirtirken, yeni kurulacak bir hükümetin planlara nasıl yaklaşacağının belirsizliğini koruduğunu ifade etti.

Ayrıca, seçimleri kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalan Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Gazze'ye yönelik geniş çaplı askeri operasyonları yeniden başlatabileceği de değerlendiriliyor.

Muhabir: Yakup YÜKSEK