• DOLAR 6.69
  • EURO 7.316
  • ALTIN 342.36
  • ...

   İnsan kusur ve hata işleme fıtratına sahip bir varlıktır. Yani mükemmel değildir. Diğer bütün yaratılmışlarda da mükemmeliyet yoktur. Eksiksiz ve kusursuz olmak sadece Yaradan’a, Allah’a mahsustur. Ne insan, ne melek veya cinler noksandan hâli değillerdir. İnsanlara göre meleklerin isyan etmeme özellikleri vardır sadece. Yani melekler masumdurlar, Allah’ın emirlerine âsi olmazlar. İnsanlar içinde masumiyet sıfatına sahip olanlar ise peygamberlerdir. Peygamberler de insandırlar; ancak yüklendikleri görevlerinin önemi ve kutsallığı dolayısıyla Yüce Allah onların isyan olan bir iş yapmalarına izin vermez. Peygamberler dışında kalan insanlar için ise masumiyet söz konusu değildir. Her insanın az veya çok kusuru, günahı vardır.

   Hata ve kusur insanın yaratılışında vardır. Kur’an-ı Kerim muhtelif surelerinde Adem’in yaratılışı ve dünyaya gönderilişinin kıssasını verirken bu noktaya dikkat çeker. Defalarca tekrarlanan bu kıssa, aslında insanın dünya hayatındaki serüvenini anlatır. Babanız Adem unutarak bir hata yaptı ama peşinden hemen tövbe etti. O halde siz de o babanın genlerini taşıyorsunuz, aynı hata ve isyana siz de düşeceksiniz. Öyle ise yanlıştan dönme konusunda aynı yolu takip edin. İşlediğiniz hatadan sonra hemen tövbe edin.. Hz. Adem’in cennetten dünyaya gönderilişini anlatan kıssanın vermek istediği mesaj özetle budur.

   Demek ki ‘hata’ biz insanların kaderidir. Kader olan bir şeyden kaçmak mümkün değilse de, o kaderin doğuracağı olumsuz sonuçlardan kendimizi koruma imkanı vardır. Bu da hatamızı anlayarak tövbe etmekle olur. Tövbe, yanlışın yanlış olduğunu anlamak, onda ısrar etmeden noktayı koymak ve yanlışa düşmüş olmaktan ötürü pişmanlık duymaktır. Kabul edilmiş bir tövbe ile sonuçlanan günah sonuç itibariyle hayırdır. Tehlikeli olan, günaha düşmek değil, onda ısrar etmektir. Suya düşen insan şayet yüzerek karaya çıkamazsa ölür. Günahlarda ısrar edip tövbe etmeyen kişinin de imanı gider.

   Hata ve yanlış insana tecrübe kazandırırsa sonuç itibariyle hayır olur. İnsan hata ederek tecrübe kazandığı gibi o hatadan tövbe ederek de ilahi af ve mağfirete de mazhar olur. İnsanın noksanını anlaması, yanlış yapabileceğinin bilincinde olması onu muhtemel tehlikelerden koruduğu gibi Allah katındaki konumunu da yüceltir. Şüphesiz Allah, tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.”    (Bakara,222)

   Ne var ki insanoğlu kendi kusur ve hatasını görmez veya görmek istemez. Kendini ve kusurlu fıtratını tanımamak tehlikeli sonuçlar doğurur. İnsanın nefsini beğenmesi, onu putlaştırmaya kadar götüren tehlikeli sonuçlara sürükler. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?" (Furkan,43)

   Başkasını beğenmemek gibi şeylerin temelinde  kendini beğenmişlik duygusu yatar. İnsanın nefisperestliği sonucunda ortaya çıkan başkalarını beğenmeme, sürekli onların kusurlarını ararken kendine toz kondurmama hali manevi bir hastalıktır, kötü bir ahlâktır.

   Kendini beğenip kusurunu itiraf etmemek hamlıktır. Bu hamlıktan kurtuluş ibadete devamla olur. Bütün ibadetlerin amacı manevi temizliği sağlamak, insanı kemale ulaştırmaktır. İbadet, insanın kendi aczini ve fakrını anlaması ve bunları giderecek olan Rabbine boyun eğmesi, teslim olmasıdır.

   Kendi kusurunu görmeden hep başkalarının kusurlarını araştırıp ortaya koyma hastalığını tedavi etmenin yolu Kur’an ayetlerinden süzülen irfan ve hikmet ile mümkündür ancak.

    Bu sinsi hastalığı Hz. Mevlana Mesnevi’de şu ilginç hikaye ile anlatır:

‘Dört Hintli camiye girip namaza durdular. Bu sırada müezzin geldi; onlardan biri unutarak müezzin dedi; ezanı okudun mu?

Diğer Hintli, konuşma, namazın bozuldu dedi.

 Üçüncüsü, arkadaş ne diye onu kınıyorsun, öğüdü sen kendine ver.

 Dördüncüleri, hamdolsun dedi, şu üçü gibi ben de o hataya düşmedim.’

   Ne mutlu o cana ki kendi ayıbını görür de başkalarının ayıbıyla uğraşarak kulluğunu ifsat etmez.’   (Mesnevi)

Kibir ve ucb dindarlara musallat olur. İnsanın iyiliklerindeki hissesi ne ki övünsün…

Namazda konuşmak onu bozduğu gibi iyiliğini konuşmak da bozar.