• DOLAR 7.829
  • EURO 9.369
  • ALTIN 449.956
  • ...

İslami irfan, marifet ve hikmetin büyüklerinden Mevlana Hazretleri, Mesnevi’de ibret verici bir öykü anlatıyor. Sembollerle anlatılan hikâyede bir adamla sahibi olduğu ev anlaşmışlar. Ev, sahibine yıkılma zamanı geldiğinde mutlaka kendisine haber vereceğini, tedbir alması için kendisini uyaracağını söylemiş. Adam bu duruma sevinmiş. Nasıl olsa yıkılma tehlikesi olursa ev bana durumu bildirecek rahatlığıyla hareket etmiş. Evin bakımını, tamiratını savsaklamış. Gel zaman git zaman ev bakımsızlıktan harabeye dönmüş ve bir gün ansızın yıkılıvermiş.

Evinin yıkılmasına çok üzülen adam, bu duruma bir anlam verememiş. Hal diliyle eve, hani bana yıkılacağını haber verecektin diye sormuş. Ev de hal diliyle ona şu cevabı vermiş: “Yıkılacağım konusunda seni defalarca uyardım ama sen görmedin. Duvarlarımın çatlaması bir uyarıydı. Kış aylarında aşınmış damımdan suların şarıl şarıl akıp zeminimi ıslatması, yerlerin çamurlu suyla dolması bir uyarıydı. Rüzgârda sütunlarımın beşik gibi sallanıp yıkılacak gibi olmam bir uyarıydı. Lakin sen bu uyarılara kulak asmadın, tedbir almadın, bakımımı yapmadın. Göz göre göre gelen tehlikenin, yıkımın, felaketin farkında olmadın.”

Biz toplum olarak evi yıkımın eşiğine gelmiş gafil adama ne kadar da çok benziyoruz? Sanki her şey yolundaymış, dünyamızı da ahiretimizi de yok edecek her hangi bir tehlike yokmuş gibi rahat, vurdumduymaz davranıyor, günlük sorun ve sıkıntılarımız içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Hiçbirimiz gelip kapımıza dayanan tehlikenin farkında değiliz. Zihnimiz basit, günlük istek ve arzularımızla meşgul. Yıkım ansızın gelecek, tehlike birden her şeyi yangın yerine çevirecek, kül edecek, bizi biz yapan hiçbir şey kalmayacak.

Lakin biz gaflet içinde uyumakta inat ediyoruz. Uyarıcılara kulak asmıyor, hatta onları rahatsız edici buluyoruz. Kollarında uyuduğumuz gaflet uykusunun sağladığı rahatlık ve uyuşukluktan bizi uyandırmaya çalışanları öteki ilan ediyoruz, düşman belliyoruz. Onlardan kurtulmaya çalışıyor, uyarılarını küçümsüyoruz.

Hep böyle gaflet içinde, uyuşuk uyuşuk yatıp tatlı rüyalarla günümüzü gün edeceğimizi sanıyoruz. Hâlbuki tehlike çok büyük, tehlike çok yakın! O korkunç yıkım günü gelip çattığı zaman yaşa, kuruya bakmayacak. Önüne gelen her şeyi silip süpürecek…

Eylemlerimizle, yaşantımızla, yapıp ettiklerimizle ayaklarımızın altındaki dalları kesiyoruz. Bu aymazlığımızı sürdürürsek en yüksekten en çukura düşüp yerlerde sürünmemiz işten bile olmayacak.

Uyarıcıların feryatlarına kulaklarımızı tıkamak faydamıza değil. Hakikatler bizi rahatsız etmemeli. Tehlikeyi görmeli, ona göre tedbir almalıyız.

Silkinmeliyiz artık! Toplum olarak kendimize gelmeli, bir an önce özümüze dönmek için değişimi başlatmalıyız. Değerler namına bir şeyimiz kalmadı. Dinin ve ahlakın öğretileri çoktan terk edip gittiler aramızdan. Nesillerimiz kayıp koyunlar gibi; başsız ve çobansız… Bizi biz yapan, bir arada tutan, ahlak ve insanlığa dair ne varsa yıkıma uğradı; aile yok oluyor, toplum çöküyor.

Biz kendimizi değiştirmedikçe, değişim için gayret sarf etmedikçe Allah bizi değiştirmeyecek. Biz Allah’ı unutursak O da bizi unutacak. Allah tarafından unutulan, talihsiz bir toplumun fertleri olmak ne kadar acı. Ebedi mutluluk, ebedi huzur, dünya ve ahiret saadeti bir daha gelmemek üzere bizi terk etmeden, kaybedenlerden olmadan kendimize gelmeli, toparlanmalı, tehlikenin farkına varmalıyız.

Tehlike çok büyük ve çok yakın! Zaman az, imkânlar kısıtlı. Korkunç son bir adım ötemizde…