• DOLAR 32.406
  • EURO 34.564
  • ALTIN 2464.447
  • ...

Ayeti kerimede, “şer bilinen hususlarda insanların hayrına neticelerin de olabileceği” hakikati, herhalde büyük kusurları azaltmaya sevkeden dersleri de öğüt verir.

Afetlerde acil müdahalenin ardından kısa, orta ve uzun vadeli planlar devreye alınır ki, benzeri durumlar karşısında insan daha güvende olsun.

Bugün, insanlık 21 bin masumu rasgele katleden, iki buçuk milyonla beraber sekiz milyar insanı esir alan, şehirleri tarumar eden bir yangınla karşı karşıya kalmanın ötesinde bu felaketi koruyan, besleyen, destekleyen devasa bir küresel afetin pençesinde.

Hiçbir etik, ahlak, disiplin, anlaşma, hukuk vs gözetilmeden sürekli işlenen seri cinayetler, yani “tam korumalı soykırım”, meseleyi ilk günden beri yani seksen seneden bu yana Filistin’linin meselesi olmaktan çıkardığına göre bu canlı afetten kurtulma adına atılan adımlar her normal beşerin ve ait olduğu kümelerin en öncelikli ödevi sayılacaktır.

Bu katili durdurmak için acil önlemler de illa ki herkesin konumuna göre değişecektir. Bunlar, halkı bilinçlendirme, basın açıklamaları, sosyal medya çalışmaları, sokak gösterileri, boykot, siyasi baskılar ve en önemlisi tabi ki, silahla direnmektir. Bu konularda herkes, yaptığının hesabını hem tarih önünde hem de yarın mahşer gününde verecektir.

Peki sadece acil önlemler mi? Hayır.

Asıl kısa, orta ve uzun vadeli tedbirler üzerinde kafa yormak gerekirdi.

Maalesef seksen senedir, bu terör rejiminin aleyhine değil, lehine kurulan küresel düzenekle, neredeyse her ülke, bu katile dilediği suçu işleme serbestisi tanıyan bir saçmalığı kabul etmeye zorlandı ve devlet yönetimlerinin tamamına yakını, bu korkuya, bu şantaja, bu oyuna, bu cürüme, bu ihanete teslim oldu.

Sonrasındaki normalleşme ise bambaşka bir şey, onu sıradan ihanet kelimeleri tarif edemez, belki havvanlık, gaddarlık filan gibi mübalağa kalıpları kullanmak lazım.  

Bundan sonra bu siyonist felaketle mücadeleyi dünyadaki halkların yani sivil insiyatiflerin yürüteceği anlaşılıyor.

Sokak protestoları, mutlaka kurumsallaşacak, sonuç odaklı amaçlarla “Free Palestine” gibi, “Nehirden Denize Özgür Filistin” mottoları aşıp kendi kavramlarını zenginleştirecek, ortak bir kültüre dönüşecektir.

Şu anda batıda özellikle sanat ve spor gibi sembolik değeri çok belirgin olan alanlarda meşhur isimler, Filistin’e yapılan zulmü dillendirerek dalga dalga milyarların algılarını değiştirmeye devam etmektedirler.

Bu vicdani sorgulama eşiği sıradan bir seviye değildir.

Düşünseniz birileri çevreyi, iklimi, denizi, doğayı, havayı, balinayı, pandayı, kuşu, yırtıcıyı korumaktan söz ettiğinde sadece kendini önemseyen yığınlar bile, bunu “Gazze’li çocuklardan esirgenmiş çok iğrenç bir ikiyüzlülük” olarak görmeye başladı bile.

Şimdilerde insanoğlunun duyduğu en tiksindirici numaralar; Birleşmiş Milletler, Arap Birliği, Avrupa Birliği ve diğerleri değil de nedir? Maalesef içinde İslam İşbirliği Teşkilatı da var..

“Amerika'dan nefret ediyorum. Fakat Amerika'nın vicdanına sığınan Müslüman'dan daha çok nefret ediyorum.” Şehid Seyyid Kutub Merhum’un bu sözü artık Amerika’lının da, Avrupa’lının da kabul ettiği hatta kendileri tarafından da bağıra bağıra söylendiği bir slogan haline geldi. “Amerikanın vicdanına sığınan herkesten” diyorlar şimdi.

Bu üç aylık cinayete seyirci kalmanın sebebi Amerika’dan korku ise, o zaman o korkuyu yersiz kılacak askeri bir güce erişmek her müslüman ülkenin boynunun borcudur.

İçinde zerre kadar vicdan taşıyan tüm yöneticilerin işgal rejimi ve hamilerinden gerçekten bağımsız kılacak politikaları daha fazla hızlandırma ve etkin kılma da, artık zaruri görevleridir.

Hem artık çocuklara batı medeniyetinin sadece eski zamanlarda değil, şimdilerde de yeryüzünün en yalancı, en gaspçı, en acımasız, en kural tanımaz vahşileri olduklarını anlatan yeni bir eğitim modeli geliştirmelidirler.

Yalnız savunma ve eğitim değil, siyasetten tarıma kadar her sahada bundan böyle bu lanetlilerden uzak durmaya dayalı bir yol haritası takip edilmelidir.

Velhasıl, Aksa Tufanı, suları yükseltti.

Bu tufanda kurtulmak için yine binilecek gemi bellidir.

Bu hakikat değişmeyecektir.

Değil seksen gün ya da seksen sene.

Dokuzyüzelli yıl geçse bile..