• DOLAR 8.289
  • EURO 9.742
  • ALTIN 500.106
  • ...

Bismihi Teâla                                                                                                                      

    Bir ibadetgâhımız daha özgürlüğüne kavuştu. Allah’a binlerce kez şükür gerektir. Anadolu koridoru nice uygarlıklara beşiklik etmiştir. Mazisi insanlık tarihi kadar eskidir... ve nihayetinde İslam medeniyetiyle müşerref olmuştur. Hele Anadolu coğrafyasının batısında bir şehir var ki konumu ve namı başkadır. İstanbul namı diğer Konstantine!..

   Asırlarca Roma(Bizans) uygarlığının idaresinde ve Hristiyan âleminin başşehri konumunda yani putperest inanışın nişanesi numunesinde… Öyle ki Konsantiniye’nin İslam ordusunca fethine ilişkin değerli rivayetler vardır. Buna binaen olsa gerek Resul-i Ekrem’in vefatlarından yıllar sonra yaşı epey ilerlemiş sahabeyi kiramdan Ebu Eyüp el Ensari de bu şerefe -İstanbul fethine- nail olmak için İslam orduları safında İstanbul kuşatmasına katılır. Fakat o zamanlar, fetih Müslümanlara nasip olamıyor. Sair zamanlarda kaç kez denenir yine zafere erişilemiyor. Ta ki 15.yüzyılda yani 1453 senesinde Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet ve ordusu hadisi şerifin övgüyle bahsettiği “güzel komutan”,  “güzel ordu” hüviyetine mazhar oluyor…

   İşte Konstantin’i eşsiz kılan suret budur. Bugünkü deyişle İstanbul’u… Hatta ‘Stanbol(İslambol) ifadesi daha da oturuyor. Büyük düşünür, sanat erbabı, ilim aşığı, öngörüsü yüksek komutan; asırlarca putperest inanışın tapınağı olan Ayasofya’yı camiye çevirdi. Ancak aradan geçen uzun zamana karşın Cumhuriyet yönetimi 1932’de Ayasofya’da önce Türkçe ezan, Türkçe Kur’an okutur ardından 24 Kasım 1934 yılında müzeye çevirir.

   Gaye çok açık… Cumhuriyet kazanımları gereği haricileri memnun etmek adına, muasır medeniyet(!) seviyesine yükselmek adına ne varsa pazarlık konusu yapmak…

   Bu sefer Ayasofya asli hüviyetinden koparılarak kapısına zincirler vuruldu ve müzeye dönüştürüldü. Fatih’ten Müslümanlara adeta miras hükmünde kalan Ayasofya, yıllarca bu topraklarda yaşayan inancı bütün olan Müslümanların kanayan yarasıydı. Bir yandan Fatih’in Ayasofya için söylediği; hüviyetinden koparanlara hitaben buyurduğu “Allah’ın, meleklerin, insanların laneti üzerlerine olsun…” serzenişi, diğer taraftan bu vakfe karşı vebal ve emanete karşı mahcubiyet! Elbette hafifsenmeyecek değerler bunlar.

   Bu bağlamda düşünüldüğünde başta Cuhurbaşkanı Erdoğan’ın aşkı, Bakanlar Kurulu’nun özverisi, Vakfiye’nin yoğun çalışması, yüksek oranda kamuoyunun desteğiyle 24 Haziran cumasıyla ibadete açılması büyük bir çiti aşmanın gayretidir.

   Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi koronaya inat, termometrelerin yüksek ısısına inat, medeniyetimizin kadim değerlerine fransız olanlara inat; caddeler, sokaklar Müslümanların saf tutmasıyla taştı. Kur’an tilaveti, salavatlar eşliğinde, minarelerde ezan sesiyle gökyüzü, yeryüzü, deniz suyu ve denizin içindekiler selama durdu. İstanbul o gün daha başka güzeldi!..

   Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi 86 yıllık tutsaklıktan özgürlüğüne kavuştu. Yüz binlerce mü’min safa durdu ve ibadet aşkıyla duaya koyuldu, şükrü eda etti.

   Cuma günleri mü’minler için bayramdır. İbadetgâhlarımızın ibadete açılması bayramdır… Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın asıl özgürlüğüne kavuşması bayramların en büyüğüdür.

   Kurban bayramından önceki cuma günü Ayasofya’nın ibadete açılması bayram sevincini bize erkenden tattırmıştır. Bundan sonra bizleri ciddi sorumluluklar bekler. Zira müze halinden daha yoğun sirkülasyonu sağlamamız gerekir. Gazamız mübarek olsun! Emeği geçen herkese şükranlarımızı, muhabbetlerimizi iletiriz.

Şimdiden kurban bayramınızı tebrik eder, kurbiyete vesile olmasını dilerim.

Kalın sağlıcakla…