• DOLAR 5,7344
  • EURO 6,3129
  • ALTIN 279,932
  • ...

Aklım erdi ereli Müslümanlar olarak bayram tebriklerimizin değişmeyen ana maddesi Müslümanların vahdetidir, Rabbimizden hep bunu temenni ederiz.

Teknolojinin zirve yaptığı son yıllarda bayram tebriklerine diğer mübarek günleri ve geceleri de eklediğimizde bu anlamdaki mesajın milyarlara ulaştığını görüyoruz.

Bu dua ve temennilerimizin ne kadar kabul gördüğü bir yana, tahayyül ettiğimiz vahdetin tarih boyunca ne kadar gerçekleştiği üzerinde konuşulması gereken ayrı bir konudur.

Bir şey dikkatinizi çekmiyor mu? Niçin hepimizin gündeminde siyasi ve içtimai tevhid var ki?

Halbuki tarih boyunca Müslümanlar kadar Dinî ve İbadi açıdan tevhid üzere olan bir ümmet gelmemiştir:

Yeryüzündeki bütün Müslümanlar olarak Kurban Bayramını yaşamadık mı? Birlikte haccı yaşamadık mı, ayrı zamanlarda, ayrı mekanlarda mı ifa ettik?

Bütün bir ümmet olarak Ramazan ayını ve bayramını birlikte ifa etmedik mi?

Tamamımız yerine getirmese de her gün beş vakit namaza inanıp ifa etmiyor muyuz, aynı ezanla çağrılmıyor muyuz?

Küçük detaylar dışında yeryüzündeki Müslümanlar olarak aynı şeylere inanıp aynı ibadetleri ifa etmiyor muyuz?

Söyleyin, başta Hıristiyanlar olmak üzere hangi ümmet bu anlamda birlik ve beraberlik içindedir. Siz bunu az bir nimet mi sanıyorsunuz? Her bir mezhebin diğerini kâfir kabul ettiği Hıristiyanlığa bir bakar mısınız?

Gelelim siyasi ve içtimai anlamda Müslümanların birliği, beraberliği, bir halife etrafında toplanmaları meselesine.

Elbette bunu imkansız görmüyoruz, Müslümanları ümitsizliğe sevk etmiyoruz. Fakat ümmetin kurtuluşunu sadece buna bağladığımız takdirde asıl o zaman işimizin iyi olmadığını görürüz.

Müslümanların tarihteki parlak dönemlerine baktığımızda hepsinin tek bir halifenin sancağı altında toplandıkları günlerin o kadar fazla olmadığını görürüz.

Onun yerine mevcut Müslüman devletlerden birinin güçlenerek öne çıkmak suretiyle söz konusu parlak dönemlerin yaşandığına şahit olmaktayız.

Sadece devlet ve ülkeler bazında değil, camialar ve fikri yapılar açısından da durumun aynı olduğunu görürüz.

Yani bize düşen bulunduğumuz noktada her bakımdan güçlü olmaktır.

Bu aynı zamanda şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır; Müslüman devletlerden, ülkelerden, camialardan hangisi güçlü ise vahdet ister istemez onun etrafında gerçekleşmektedir.

Yalnız biz bu gücün yanına bir şey daha eklemek durumundayız; Adalet.