• DOLAR 13.479
  • EURO 15.353
  • ALTIN 771.607
  • ...

Batılılaşma ile beraber bizim insanımıza bir haller oldu. Yüzümüzü, yönümüzü Batıya cevirdik. Ne onlar gibi olabildik ne de kendimiz…

Çok garip bir toplum yapısı ortaya çıktı ve nesiller geçtikçe bu gariplik ve ilginçlikler daha ileri bir seviyeye ulaştı. Çelişkiler gittikçe daha da arttı ve on yıllardır toplumumuzda müthiş bir kültür çatışması yaşanmaktadır. Cumhuriyet sonrası toplumsal yapımıza yapılan doğal olmayan müdahaleler ve toplumsal mühendislik çalışmaları, bizi bizden aldı.

Hatta bu iş öyle garip bir hal aldı ki, cumhuriyetin ilk kadroları arasında yer alan ve aynı zamanda dindar kişiliği ile anılan bir zatın şöyle dediği rivayet edilir:

“Biz dini değerlerimizi terk ettik, Müslümanlıktan uzaklaştık, bari Hıristiyan olalım.”

Tabi bu sözün anlamı, yaşanan sert müdahaleler ile toplumun geldiği akıl almaz ve izah edilemez duruma dikkat çekmek idi.

Yani ne kendimiz olabildik ne de başkası; ortaya karışık bir fotoğraf çıktı. Bu toplumsal çelişkileri her gün yaşıyoruz ve bu da toplumsal gerilim ve kırılmalara zemin hazırlamaktadır.

Bizim toplumdaki bazı grup ve eğilimler, kendi argüman ve projeleri ile kendilerini halka takdim etmek yerine, din düşmanlığı üzerinden kendilerini tanımlamayı tercih etmektedir. Din düşmanlığını adeta kendileri için imanın bir ilkesi olarak algılamakta ve hayatın her alanında din ile savaşmaya kendilerini mükellef olarak görmektedir. Hatta bu işi o kadar ileri götürdüler ki, bir yağmur duası üzerinden İslam’ı ve ilkelerini hedef yapacak kadar çirkinleştiler. Hani, “düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü diyordunuz”; hani özgürlüğü, temel kriter olarak benimsemiştiniz? Size zorla dua ettiren olmadığına göre inançları gereği yağmur duasında bulunan insanlara niye saldırıyorsunuz?

Kendi argümanlarınız ile kendinizi ifade etmek yerine dine niye saldırıyorsunuz?

Bu insanlar, müflis tüccarlar gibi temel düşünsel argümanlara sahip olmadıkları için varlıklarını din düşmanlığı üzerine inşa ediyorlar. Bu hastalıklı ruh ve düşünce halinin bu topluma verebileceği bir şey yoktur.

Her toplumsal yapıyı ve oluşumu, önyargı olmadan kendilerinin ifade ettikleri şekilde tanıyalım diye birçok farklı grup ve kesimi incelemekteyim. Bu kesimleri incelerken dehşete düştüm. Kendi aralarındaki her mevzuyu, din düşmanlığına getirip dine hakaret etmekte ve din düşmanlığı yapmaktadırlar.

İnanmak ya da inanmamak, kendini Müslüman olarak tanımlama veya tanımlamama konusunda elbette zorlama yoktur; ama aynı zamanda kimsenin herhangi bir dini inanca hakaret etme ve o inancı tahkir etme özgürlüğü de olamaz.

Dünyadaki solcuların, kendilerini tanımladıkları üzere özgürlüklerden yana olması beklenir. Ama bizdeki solcular tam bir statükocu zihniyete sahip ve özgürlük düşmanı olarak arzı endam etmekteler.

Özgürlükten anladıkları da sadece kendilerine hitap eden ve diğer vatandaşları ötekileştiren ve ihmal eden bir özgürlük anlayışıdır.

Ülkemizin çeşitli yerlerinde meydana gelen yangın sebebi ile yapılan yağmur duasına bile tahammül edemeyen ve kırmızı görmüş azgın boğalar gibi saldıran bir zihniyetin bir gün muktedir olduğu zaman bu halka neler yapabileceğini düşünemiyorum.

Bu tablo basit değildir. Bu topraklarda azgınlığın ve saldırganlığın vardığı boyutları gözler önüne sermektedir.

Dünyada böyle garip toplumsal yapılar, kendi toplumunun değerlerine düşman olanların mevcut olduğu toplumlar, doğal olmayan müdahalelere maruz kalan toplumlardır. Yamalı bohçaya dönmüş zihin ve fikir dünyası, her parçası bir yerden ithal edilmiş bir fabrika, işte böyle nesiller üretmektedir.

Demem o ki;  bu toplum ne deve oldu ne de kuş; arafta bir yerlerde gezinip duruyoruz. Bu zemin de her geçen gün daha fazla hastalıklı zihin dünyasına sahip tahammülsüz ve kifayetsiz bireyler üretmektedir.