• DOLAR 8.302
  • EURO 10.088
  • ALTIN 490.087
  • ...

İnsan hakları ve özgürlükler gibi temel konular, anayasal güvenceye alınmalıdır. Bir toplumu ayakta tutan değerlere kanuni güvence getirilmelidir. Günün şartları çerçevesinde bazı özgürlüklerin tehdit altına girmemesi, bu özgürlüklerin hep böyle algılanacağı ve böyle muamele göreceği anlamına gelmez. Bu konuların, kesin ve net bir dille, yoruma mahal bırakmayacak bir şekilde kanunlar ile korunmalıdır. Yine, özgürlükler konusunda hiçbir zaman geri adım atılmamalıdır. Bu konuda ülkemiz onlarca yıl geride kaldı. Bu ülkede yıllarca yasakçı zihniyet ve statüko, insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtladı. Bu kısıtlamalar, toplumu gerdi. Hak talepleri, bir paranoya eseri olarak, devlete yönelik bir tehdit olarak algılandı ve böyle lanse edildi. Hak taleplerinin önü kapatılınca, insanlar farklı arayışlara girdi. Bazen bu arayışlar çok farklı mecralarda faaliyeti beraberinde getirdi. Yıllar içerisinde bu yasakçı zihniyet, toplumumuzun önünde dağ gibi sorunlar biriktirdi. Oysa ayrıştıran, geren, bölücülük yapan veya bölücülüğü tetikleyen; bu memleketin devasa enerjisinin, insan ve ekonomik kaynaklarının heba olmasına bu iflah olmaz zihniyet sebep olmuştur. Medeniyet yarışında güçlü bir şekilde yerimizi almamızı engelleyen de yine bu yasakçı zihniyettir. Yasakçı zihniyetin egemen olduğu toplumlar hiçbir zaman medeniyetin beşiği olamaz.

Bu ülkede yıllarca başörtüsü bir sorun olarak gösterildi. Milyonlarca insan mağdur edildi. Firavuni bir zihniyet ile insanların bu hakkı elinden alınmaya çalışıldı. İnsanlar, bu haklarını talep ettikleri için dışlandılar, sürüldüler, işten atıldılar, joplandılar, cezaevlerine konuldular. Hiç yoktan toplumumuz bir anda gerilim üssü haline dönüştürüldü. Psikolojik kırılmalar yaşandı. Bu memleketin sahibi olan dindar insanlar, bir anda ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladı. “İrtica hortladı” deyip, bu memlekette bir avuç özgürlüğü insanlarımıza çok görmüşlerdi. Sanal korku dalgası pompalanmış ve dinlerini yaşamak isteyen insanlar tehdit olarak gösterilmişti. Ebu Cehil’in ruhu hortlamış ve ülkeyi yönetenlerin boynuna lanetli bir tasma gibi geçmişti. Bu yaklaşım, yıllarca sorun üretmeye devam etti. Nihayet akıl ve vicdanın galip gelmesi ile bu konudaki engeller aşıldı. Ama hala bazı problemler mevcuttur. Hiçbir yoruma mahal vermeyecek şekilde, bu özgürlüğün anayasal teminat altına alınması ve kanunlarla da muhkemleştirilmesi gerekir. Bundan sonra da bu özgürlüğün ihlal edilmemesi ve tehdit altına girmemesi için ve yine bu memleketin insanlarının öz yurtlarında parya, köle muamelesi görmemesi için kanunlar ihdas edilmelidir. Bu özgürlüğü tehdit eden gerici zihniyete karşı kanunu müeyyideler getirilmelidir. Bu ülkenin, yasakçı zihniyetin egemen ve tasallutundan kurtulması için tüm özgürlüklere yasal teminat sağlanmalı ve talep edilmesine gerek olmadan, atılması gereken adımlar atılmalı ve bu adımlara da yasal güvence getirilmelidir. Bir ülkenin özgürlük seviyesi adeta medeniyet baremidir.

Ülkemizde özgürlükler anlamında epey yol kat edildi; ama bazı konularda duraklama ve hatta geri dönüşler yaşanmaktadır. Bu alandaki ilerlemeler, hepimizi ümitlendirmişti ama son  dönemde bu konuda bir gelişmenin varlığından bahsedilemez. Hatta eski Türkiye’deki yasakçı zihniyetin tekrar ayak seslerinin geldiği intibası uyanmaktadır.

Yıllarca bu ülkede Kürtçe yasaklı bir dil muamelesi gördü. Kürtçe konuşulunca ve yazılınca, güya memleket yıkılacaktı. Kürtçe televizyon açılınca devlet yıkılacaktı. Ve daha bir sürü evham ile toplumun zihni ve fikri esir alınmıştı. Gelinen aşamada bazı yasaklar kalktığı halde kamusal düzeni tehdit eden hiçbir gelişmenin olmadığı görüldü. Tam tersine, özgürlüklerin kamu düzeninin yerleşmesine katkıda bulunduğu, ötekileştirilen ve kendini dışlanmış hisseden kitlelerin kamusal yaşamın bir parçası haline geldiği görüldü.

Bu çağda yasakçı zihniyetin bu topluma verebileceği hiçbir şey yoktur. Eğer bu yasakçı zihniyet yıllarca bu memleketi esir almamış olsaydı, kaynaklarımızı heba etmemiş olsaydı bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi olabilirdik. Bu yasakçı zihniyet, on yıllarımızı heba etmekle kalmadı; sonraki nesillere de devasa bir enkaz bıraktı.

Acilen bu enkaz ortadan kaldırılmalı ve gelecek nesiller bu yasakçı zihniyetin tasallutundan kurtarılmalıdır.

Bir avuç özgürlük, bu memleketin öz evlatlarına çok görülmemelidir. Kimse yok sayılmamalı ve bu memlekette herkes hak ettiği muameleyi görmelidir.

En nihayetinde bütün bu özgürlükler, anayasal teminat ve kanuni güvence altına alınmalıdır.