• DOLAR 8.874
  • EURO 10.48
  • ALTIN 499.049
  • ...

Gündemin bazen hem mide hem de zihin bulandırdığını biliyorsunuz. Gelin gündem dışına çıkıp temiz bir hava alalım.

Size, ilginizi çekeceğine inandığım bir hadise anlatacağım. Geçenlerde oğlum ile televizyonda konusu tarih olan bir yarışma programı izliyorduk. Yahudi kamplarıyla ilgili bir soru çıktı. Ben de oğluma o olaylara ilişkin bir hadise anlattım. İlginç ve faydalı olan bu hadiseyi size de aktarmak istiyorum.

Sizi 1930 yılına, Yahudi ve Almanların beraber yaşadığı Polonya’nın bir şehrine götüreceğim. Konumuz bir Yahudi haham ve bir Alman köylüsü…

Haham sabah yürüyüşünü kendisine adet edinmiş, yürüyüşe çıkarmış. Haham, yolu üzerinde her sabah bir Alman köylüye rastlar ve ona “Selam Müller” diyerek selam verirmiş. Müller başta bu selamı ciddiye almamış, hahamın kendisiyle alay ettiğini düşünmüş, ciddiyetini görünce de hahamın kendisine içten selam verdiğine kani olmuş. Bu selam, Alman köylüyü balmumu gibi yumuşatmıştı. Artık Alman köylü ve haham “selam dostu” olmuşlardı.

-Selam Müller!

-Wey Müller’in başı gözü üstüne! Bu selam onları kaynaştırmıştı.

Feleğin çarkları başka bir şekilde döndü ve Nazilerin zamanı geldi. Almanlar, Yahudileri kamplara topladılar. Haham ve ailesi de kampa götürülmek üzere alınmışlardı…

 Götürüldükleri kamp uzaktan görünüyordu. Baktılar ki bir komutanın elinde bir çubuk ve o çubukla bazılarına sağ tarafı, bazılarına sol tarafı göstererek onları işaret ettiği tarafa gönderiyordu. Yahudi haham biraz daha yaklaşınca sola gönderilenlerin öldürüldüğünü, sağa gönderilenlerin de serbest bırakıldığını anladı. Yani onların hayatı komutanın elindeki çubuğa bağlıydı. Kişilerin sağa veya sola gönderilmelerinin de herhangi bir ölçütü yoktu. Her şey Alman komutanın keyfine ve insafına kalmış bir şeydi. Haham, ailesiyle beraber Alman komutanın başında bulunduğu kampa yaklaştı. Kaderi için en hassas evreden geçiyordu. Sağa mı yoksa sola mı gönderilecekti? Tamam mı, devam mı, noktasına yaklaşıyordu. Bu onun sırat köprüsüydü…

Eğer Türk filmlerini çok izlemişseniz, kampın başındaki komutanın kim olduğunu tahmin etmişsinizdir. Evet, komutan, hahamın her sabah kendisine selam verdiği Alman köylü Müller’den başkası değildi. Haham ölümüne de olsa istifini ve kuralını bozmadı ona yaklaşıp bir daha:

-Selam Müller, dedi.

Hâlâ hikâyemizin devamını merak ediyor musunuz? Az önce dediğim gibi eğer Türk filmlerini çok izlemişseniz, hikâyenin devamını getirmeme gerek yok. Çünkü bu hikâye de mutlu sonla bitmiş. Herhalde haham o sabah selamlarının bir gün onun kurtuluşuna vesile olacağını hiç düşünmemişti. Haham sağ tarafa gönderilmişti. Yani kurtulmuştu. Yaptığı iyilik boşa gitmemişti.

Sizce Yahudiliğin propagandasını mı yaptık? Sizi bilmem, ama ben bu hikâyeyi ilk öğrendiğimde aklıma Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifleri gelmişti:

“… Size yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”

“Şu üç haslet kimde bir araya gelirse o kâmil imana kavuşmuş olur. Nefsine zulüm etmemek, selam vermek ve yoksullukta Allah için infak etmektir”

“Tanıdığın ve tanımadığın kimselere selam vermek” de peygamberimizin övdüğü bir haslettir.

               “Güzel bir söz kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.” (İbrahim 24)

 Şu haham hikayesi nedeniyle birkaç hadis ve bir ayet zikrettik, dolayısıyla haham üzerinden dinimizin propagandasını yaptık. Vallahi dinimiz güzel bir şey, ama ne yaşıyoruz ne de kıymetini biliyoruz.  Peygamberimizin bir hadisinin pratiğinin bir hahamın hayatını nasıl kurtardığını gördük...

Diye yazmıştım bir zamanlar… Gündemin dışına çıkarken bu yazım ile karşılaştım. Sizinle de paylaşmak istedim.

Unutulmamalıdır ki iyiler hep kazanır. İyilikler karşılık bulur. İyilik yeşeren tohum gibidir. İyilik eken, iyilik biçer. İyilik yapan, iyilik bulur. İyi ol işlerin iyi olur.