• DOLAR 32.401
  • EURO 34.552
  • ALTIN 2455.447
  • ...

Günümüzde insanlık ailesi çok ağır bir sınav veriyor. Zararlı düşüncelerin arasından doğruyu bulmaya çalışıyor. Bu hakikaten çok zor!

Topluma empoze edilmeye çalışılan yoğun telkinler var. Ve bu yoğun telkinlerin arasından hakikatleri bulmaya çalışmak! Büyük iş.

Dünya sekülerizm girdabında hızla sürükleniyor. Kirli kavramlar dünyasında çırpınıp duruyor insanlık, temiz, tertemiz olanı bulmak için.

Zihinlere sürekli dünyevileşme algısı veriliyor. Sosyal medya, dijital ortamlar ve farklı zeminler üzerinden toplumun bütün kesimlerine sapkın fikirler ve ideolojiler dayatılıyor, son kullanma tarihi geçmiş ideolojilere format atılarak. Tüm bunların arasından sıyrılıp hakikatlere ulaşmak... Zor ama imkansız değil.

Zihinleri kuşatan, insanların düşünce dünyasını esir alan, çürümüş kavramların dayattığı fikirlerden ve kokuşmuş zararlı felsefelerden sıyrılmak mümkün.

Ne yazık ki zihinlerde tabu haline getirilmiş olan sosyalizm, kapitalizm, komünizm, liberalizm, deizm, ateizm gibi kavramlar sanki insanlığın ulaşabileceği en son noktaymış gibi bir algı veriliyor. Ne kadar güzel mana varsa bu kavramlara yükleniyor.

Sekülerizm hızla yayılıyor ve zihinleri kuşatmaya devam ediyor.

Müslümanları tehdit eden bu zararlı felsefe ve akımlara karşı kafa yormak, çözüm üretmek gerekir.

Birilerinin bizleri sokmaya çalıştığı şekle girmek zorunda değiliz. Başkalarının şekil verdiği gayri meşru bir konuma girmek noktasında kaygılarımızın olması gerekir.

İslâmî hassasiyete sahip her birey sapkın ideolojik dayatmalara karşı dik durabilmeli… Modern çağın sömürü düzenine teslim olmamalı…  İradesini ve değerlerini kaybetmiş, halkın inanç ve değerlerine savaş açmış azgın azınlığın dayattığı tabulara karşı net ve cesur olmalı.

Modern çağ...

Bu kavramla insanlık yaklaşık olarak beş bin yıl önce tanıştı…

Roma imparatorluğunun putperest inanç düzeninden vazgeçen o dönemin İsevilerine modernist deniyordu…

Daha sonra Avrupa Hıristiyanlığı hayatın içinden çıkarma hareketi başlatarak, Roma’nın beş bin yıl önceki putperest inanç düzenine geri döndü. Beş bin yıl önceki gericiliği çağdaşlık ve modernizm adı altında ulaşılması gereken ideal olarak pazarladı.

Modernizm denilen şey, inanç ve değerlerinden uzak, ahlaktan, edepten vicdan ve merhametten yoksun; içi boşaltılmış, utanacağı hiçbir şeyi kalmamış, sözde insan profilinden başka bir şey değil.

Modern çağ dedikleri, Darwinist siyaset ve toplum teorisine göre yeni dünya düzenini zulüm, adaletsizlik, savaş, kaos, gözyaşı üzerine kurgulamış, güçlünün zayıfı ezdiği karanlık bir dünya!

Ve bu karanlık dünyada güçlünün zayıfı ezdiği, mazlumun ahının işitilmediği, zulüm ve sömürü düzeninden başka bir şey değil!

Mal, mülk, şan, şöhret, güç, para ve kariyer üzerine kurgulu olan modern çağın oluşturmuş olduğu kavramlar.  Modern çağın tek dişi kalmış canavarlarının pençeleri arasında insanlık… Değersiz, önemsiz bir o kadar da zavallı.

Dünyevileşme kavramlarıyla insanların mal, mülk, izzet ve şereflerini esir alan modern çağın süper güçleri... Aşılamış oldukları fikirlerle insanlığın düşünce ve iradeleri esir alınmış yığınla kitleler ve ülkeler…

Cahiliye devrinin ulaştığı noktadan farksız olmayan modern çağın bize dayattığı ve gayreti ayaklar altına alan kavramları var, “flört” gibi… Ne kadar soğuk ve bir o kadar da toplumumuza, değerlerimize, bizlere yabancı.

Ne tuhaf değil mi?

Kültürümüze yabancı, değerlerimizle bağdaşmayan bu kelime yadırganmıyor. Üstelik kabul görüyor, teşvik ediliyor, alkışlanıyor.

Mazimize, ecdadımıza, kim olduğumuza bakmadan bu tür ilişkileri yaşamaktan çekinmiyoruz.

En mahrem mevzular açık bir şekilde sosyal medyada, hikâyelerde, durumlarda kol geziyor.

Asaletin imgesi olan sessizliği bitirip, ulu orta mahremiyetimizi bağıra çağıra konuşuyoruz.

Kadına ve aileye savaş açmak anlamına gelen her türlü ideolojinin oyuncağı oluyoruz.

Ne yazık ki bu korkunç tuzağa muhafazakâr kesim de kendini muhafaza edemeyerek sürükleniyor.

Sürüklendiğimiz girdaptan kurtulmanın yolları var…

Her şeyden önce inancımıza ve maneviyatımıza sarılıp, aşağılık psikolojisinden sıyrılarak, bizi biz yapan değerlere sarılmalıyız.

İslam’ı bir masal, bir hikâye, bir ütopya gibi algılamaktan ziyade, bir hayat nizamı olduğunu kabul etmeliyiz…

İslam’ın meşru gördüğü daire doğrultusunda haramdan uzaklaşıp, Allah’ın rızasını gözeterek kalben ve zihnen hedefe, toplumsal huzurun tesis edilmesine odaklanmalıyız.

Yani kirli kavramlar dünyasından temiz kavramlar dünyasına sığınmalıyız.

Batılı ideoloji ve felsefi düşüncelerden sıyrılıp kendi inanç ve değerlerimize yani kendi gerçeklerimize dönmeliyiz.

Bu bize hakikat penceresini açacaktır. Biz farkında olmadan bizlere dayatılan, hayatımızın bir parçası haline gelen birçok kavramın aslında bize ait olmadığını bize gösterecektir.

Sema Yarar