• DOLAR 8.117
  • EURO 9.793
  • ALTIN 461.317
  • ...

Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih eder. Bir görüşe göre lisan-ı hâl iledir bu tesbih. Muazzam yaratılışları, bir düzen üzerine olan hareketleri, kusursuz yaşamlarıyla Allah’ın noksan sıfatlardan ve her türlü eksiklikten beri olduğunu haykırırlar. Deniz kaplumbağası yumurtasından çıktığı gibi koşarak denize varmaya çalışır. Arılar bir mühendislik harikası olan peteklerini özel bir eğitim almaksızın inşa ederler. Göçmen kuşlar havaların soğumasıyla göç etmeye başlarlar. İçgüdüleri yanılmaksızın onları gitmeleri gereken yere götürür.

Bu kadar mükemmel şekilde yaratılmış kainatın her bir zerresi Yaratıcı’nın varlığına delalet eder. Hâl dilleriyle kusursuz bir elin onları dokuduğuna işaret eder. Nitekim ayet-i kerimede, “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız...” (İsra, 44) der.

Diğer bir görüşe göre ise bütün varlıklar lisan-ı kal ile Allah’ı tesbih ederler. Yani her biri kendilerine has bir dille Allah’ı zikrederler. Ancak yukarıdaki ayette de anlatıldığı üzere, biz onların tesbihlerini anlayamayız. Sınırlı duyularımızla bu tesbihatı duyamayız. Dünyevi meşgalelerle çevrili zihnimiz varlıkların Allah deyişini kavrayamaz.

Yine Hz. Süleyman’ın ordusunun insanlar, cinler ve kuşlardan oluştuğunu söylüyor Allah(c.c). Bu ordu karınca vadisine geldiğinde karıncalardan biri diğer arkadaşlarına, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; aman, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin” diyor.

Konuşabilen, hissedebilen bu hayvanlar neden Allah’ı tesbih edemesinler ki? Bir ordunun askerleri olan kuşların, arkadaşları için endişelenen karıncanın Yaradanı’nı tesbih etmesi neden mümkün olmasın ki?

Biz sınırlı duyularımızla bu mevcudatın zikirlerini ve hakikatlerini kavrayamayız. Ancak bazı insanlar bu sınırları aşıp perdelerin ardındaki mânâ alemine şahitlik ederler. Bu konuda alimler ve ariflerden bize ulaşan birçok kıssada bu tesbihata işaret edilir.

Bunlardan biri şu şekildedir; Bir gün Üstad Bediuzzaman’ı bir bahçede çay içmeye davet ederler. Üstad vardığında, kendisi için çimlerin üzerinde hazırlanmış mindere oturması istenir. Üstad’ın oturmasıyla kalkması bir olur. Herkes heyecanlanır. Aralarından biri;

“Aman Seyda! Canım sana feda olsun, oturduğun minderde bir şey mi vardı?” diye sorar.

Üstad cevap verir, “Yok kardeşim. Biraz evvel bahçeye gelirken otların çok güzel bir şekilde Allah’ı zikrettiklerini duyuyordum. Fakat mindere oturur oturmaz o zikir kesildi. Anladım ki otların boynu büküldü. Oturmaya dayanamadım”.

Bütün bu canlı varlıkların yanında cansızlar da Allah’ı zikrederler. “Öyle taşlar vardır ki, Allah korkusuyla aşağı yuvarlanırlar”(Bakara, 74) ayeti buna örnek teşkil eder. Şems-i Tebrizi de bu konuda, “Cansız nesnelerin konuşmaları ve hareketleri hakkında söz söylüyorum ama felsefeciler bunu kabul etmiyorlar. Şimdi ben bunları gören gözlere ne yapayım?” diyerek sitem etmiştir.

Kainata bu açıdan baktığımızda, varlık daha bir anlam kazanır. Canlı ve cansız bütün varlıkların Allah(c.c.)’ı tesbih etme düşüncesi bizi varlıklara karşı daha fazla hassas olmaya yönlendirir. Yunus’un da dediği gibi, “Yaradılanı sev, Yaradan’dan ötürü” anlayışı hayatımızı şekillendirir.

Bir gülü koparmak için uzanan elimiz, onun tesbihini hissedip geri çekilir. Adım attığımız her yerde kainattaki mevcudatın tesbihine engel olmamak için büyük bir hassasiyet içinde oluruz.

Bu düşünce ile yetişen bir toplumun hayvan hakları için özel kanunlara ihtiyacı olmaz. Bu insanlar güçlü inançlarından ötürü; değil bir canlıya, cansız varlıklara bile ihtimam gösterirler. Çevreye tabelalar asıp çiçeklere zarar verilmemesi, çevreyi kirletmemeleri istenmez. Çünkü bu toplumun fertleri Allah’ın tesbihini hissederler. Kainatın ve varlıkların lisan-ı hâl ile Yaradan’ı zikrettiğini görürler.

Öyleyse gerçek bir mümin olarak, mevcudatın kal diliyle Allah’ı zikrettiklerine gönülden inanıp, hâl diliyle Allah’ın her türlü noksanlıktan beri olduğuna işaret ettiklerini görmeliyiz. Bu bakış açısıyla kainata bakıp bir insanın kalbini kırmak bir yana bir karıncaya bile zarar vermekten kaçınmalı insan...

Selam ve dua ile

Hatice Özsoy/Doğruhaber

Yazarın Diğer Yazıları