• DOLAR 32.235
  • EURO 35.019
  • ALTIN 2453.49
  • ...

Muazzez ve aziz Gazze'ye ve Gazzelilere selam ile...

Gazzelilerin yıllardır mahkûm edildikleri ablukaya ve insanlık dışı muamelelere ve kesintisiz saldırılara karşı geçen 7 Ekim'de verdikleri cevap üzerine İşgalci israil'in başlattığı soykırım aynı şiddette devam ediyor. Hakeza aynı gün yaptıkları açıklamalarla bütün imkânlarıyla birlikte ve dahi kayıtsız şartsız israil'in yanında olduklarını ilan edenlerin desteği de artarak devam ediyor. Ve dünyaya canlı olarak izlettikleri bu vahşetlerin gözle görünenleri ile bilançosu da malum...

Malumumuz, Gazze'deki soykırımla yetinmeyen israil, arkasına malum şer güçlerin tam desteğini de almışken, hem işgal altındaki Filistin topraklarında ölüm kusuyor ve hem de Lübnan, Suriye ve İran'a kanlı saldırılar düzenliyor. Bu saldırıları haber yapmayan ve hatta son zamanlarda Gazze'deki katliamların bile haberlerini arka sıralara atan basın-yayın organları, İran'ın meşru savunma hakkını kullanmasıyla birlikte adeta şaha kalktılar.

Türkiye'deki televizyon kanallarına baktığınızda, birkaç istisna dışında sanki israil kanallarını izliyorsunuz. Gazeteler de aynı... Neredeyse bütün ekranlarda gördüğümüz ve gazetelerde okuduğumuz, Laik ve Atatürkçü Fatih Altaylı'nın “Sünni” halidir.

Arap Medyası da pek farklı değil. Hepsi de tek bir dil kullanıyorlar: Siyonistçe!

İran'ı elbette ki eleştireceğiz ve bazı eylemlerini mahkûm edeceğiz. Ancak kendimiz de bir zamanlar mızraklarına Mushaf – Kur'an sayfalarını takanların derekesine düşmemeliyiz! Fakat Sünnilik- Ehli Sünnet adına konuşan ve yazanların bazıları o kadar muhteris, o kadar cahil ve o kadar art niyetliler ki, referans olarak gösterdikleri tarihten ders alacaklarına, onu kendilerine neredeyse din yapıyorlar. Oysa samimi olsalar, sorunlarını ve özellikle ihtilaflarını götürecekleri yer tarihteki kimi olaylar ve bugünkü şu veya bu merciler değil, Allah'ın kitabı ve Resulünün sünnetidir!

Mesela, Sünni olmanın - Ehli Sünnet olmanın bir alametifarikası da, Ehli Kıbleyi tekfir etmemektir! Fakat şahit olduğumuz gibi, bir güruh bir taraftan Sünnilik - Ehli Sünnet adına Şii düşmanlığı yaparken, diğer taraftan da ulusal çıkar ve benzeri gerekçeler adına milliyetçiliğe ve Kemalizm’e savruluyor. Katliamcı israil'i neredeyse tazim etmeleri de cabası...

Oysa azıcık düşünseler ve hatta sadece fiili manzaraya bile dikkatle baksalar, ABD'nin Türkiye'ye düşmanlığının İran'a olan düşmanlığından daha fazla olduğunu görürler. Öyle ki, bu düşmanlığın içinde ihanet de var. Çünkü bir tarafta "dostluk" adına Türkiye'de onlarca üs bulundururken, diğer tarafta PKK vb. unsurları Türkiye'ye karşı donatıyor.

Sünni’si ile Şii’si ile kısaca bütün mezhep ve meşrepleriyle birlikte bütün Müslüman halklar olarak kendi gerçekliğimizi görmeliyiz. Bu gerçekliğimiz de, ulus devletlerimize, bayraklarımıza ve sınırlarımıza rağmen hepimizin doğrudan veya dolaylı olarak birer sömürge olduğumuzdur.

Onların hedefleri, aleyhimize olan bu fiili durumu daha da kötüleştirerek sürdürmektir. Dün başlattıkları Rus - Ukrayna Savaşı da bu emellerine ulaşmaları içindir ve bugün Gazze'de gerçekleştirdikleri soykırım da...

Bu zilletten kurtulmamızın biricik yolu vardır, o da kendi elimizle oluşturduğumuz mezhepçiliğin, milliyetçiliğin ve cehaletin girdabından kendimizi kurtarmak ve ihtilaflarımızı – sorunlarımızı başka mercilere değil, Allah'a ve Resulüne götürmek!