• DOLAR 6.095
  • EURO 6.579
  • ALTIN 315.41
  • ...
İslam dünyasındaki pek çok yapılanmaya baktığımızda, derin bir araştırmaya gerek kalmadan onların ifade ve tutumlarından yola çıkarak ‘Bunlar, İslami yapılar değildir` diyebiliyoruz. Ama bu yetersiz bir tespittir. Onları tanımak için ‘Bunlar, İslam yurdunda ise İslami olmayan yapılar nedir?` sorusunun da cevaplanması gerekir.
Son dönemin siyaset merkezi Avrupa`dır, bugün ise Avrupa`nın yanında Amerika`dır.

Yakın bir dönemde Avrupalı düşünürler, İslam dünyasındaki siyasi yapıların yüzlerini Avrupa`ya çevirmelerini ‘Yüzlerini Mekke`den Paris`e döndürmek` ile anlattılar. Hatta açık bir dille ‘Kıblelerini değiştirdiler. Eskiden Mekke`ye bakıyorlardı, şimdi Paris`e bakıyorlar` dediler. Bugün içinse ‘Kıblelerini değiştirdiler. Eskiden Mekke`ye dönüyorlardı, şimdi Washington`a dönüyorlar` demenin zamanı geldi.

Siyaset, aynı zamanda bir tahlil(analiz) işidir. Alternatif bir siyaset, kendisine karşı siyaset yapanların bilinmesini gerektirir. Kimin kıblesi neresidir? Kimin siyasetinin yüzü Kâbe`ye, kimin siyasetinin yüzü Parsi`e, Londra`ya, Brüksel`e, Washington`a dönüktür? Bunu bilmek, toplum için bir haktır. Bunu bildirmek, siyasetçiler için bir görevdir.

Batılı değerler üzerine oturan her siyasi partinin başka güçlerle fiziki temasları var olduğu gibi düşünsel temasları da vardır. Kim ne derse desin bir siyasi yapının düşünsel teması hangi düşünce ve inançla ise o siyasi yapı neticede o düşüncenin sahiplerine hizmet eder, onların hedeflerini gerçekleştirmenin bir aracı olur.
İslam dünyasında siyasi partiler, İslam dışı güçlerle fiziki temaslarını gizlemezler, ama düşünsel temaslarının toplum tarafından bilinmesinden rahatsız olurlar.

Bu, bizim toplum gerçeğimizle ilgili ince bir ayardır, toplumsal tepkimizi dikkate alan bir tutumdur.
Tarih boyunca gayr-i müslim azınlıklarla iç içe yaşayan toplumumuz, bir Müslümanın bir gayr-i müslimle günlük ilişkisine alışkındır. Buna genellikle farklı bir anlam yüklenmez. ‘Hacı Muhammed, Hıristiyan komşusuyla konuşuyor` sözüne genellikle bir haber değeri biçilmez, bu sözün ardından büyük bir tepki meydana gelmez ama aynı toplumumuz ‘Hacı Muhammed`in fikri, Hıristiyan komşusunun fikrine benziyor, Hacı Muhammed`in inancı, Hıristiyan komşusunun inancına yaklaşıyor` haberi karşısında hiç de aynı hoşgörüyü göstermez. Haberin ‘yalan` olmasını isteriz. Değilse artık Hacı Muhamed bizden değildir, güveneceğimiz, selam vereceğimiz, selamını alacağımız biri değildir, inancımıza ihanet kapısını aralamış biridir.

Siyasi bir yapının, düşüncesinin, hareket tarzının İslam dışı köklerini gizlemesi, bir aldatmadır. Müslümanlara satılan bir ürüne gizlice domuz eti karıştırmak, onu domuz yağıyla yoğurmak gibidir. Herkes kendi ürününün hammaddelerini açıklamak zorundadır. Bunu saklayan sadece İslam`ın yasakladığı bir ürün üretenen ve satan kişi değildir, aynı zamanda toplumu aldatan bir sahtekârdır. Bu işin sahtekârlığı, işin kendisinden daha kötüdür.

Hangi siyasi hareket, grup, parti İslam dışı yapılarla düşünsel bir yakınlığa girmiş; hangisi onların ağzıyla konuşuyor; hangisi İslam karşıtı projelerin bir parçası haline gelmiş ve o projeleri yürütmek için siyaset yapıyor?
Yaptığı tercihten mesul tutulan bir toplumun bunu bilmeye ihtiyacı var. Bunu bilenlerin bunu topluma bildirmeleri, toplumun kendi seslerini duyacağı bir ortamı oluşturmaları, toplum kendi seslerini duyuncaya kadar bunu tekrarlamaları, toplum bunun farkına varıncaya kadar bu konudaki çarpıcı bilgileri toplumla paylaşmaları siyaset içinde var olmanın vazgeçilmez bir etkinliğidir.
 
‘MODERNİZM` DENEN DİN
Modern çağ denen son dönem Batı dünyasının üzerinde ittifak ettiği ideoloji ‘modernizm`dir. Batı`nın ‘modernizm` üzerindeki ittifakı, Batı`nın modern çağdan önce Hıristiyanlık üzerine vardığı ittifak gibidir.
Modern çağ öncesine kadar, nasıl ki Hıristiyanlık Batı`nın tek dini ise Türkçeye ‘çağdaşlık, modern uygarlık, muassır medeniyet` diye çevrilen modernizm de Batı`nın son dönemdeki biricik ideolojisidir. Son dönemde Batı`nın bundan başka bir ideolojisi yoktur. (Batı, yapısı gereği keskin bir ikilik kabul etmez. Teke alışıktır, o tek içinde yer almayanı dışlar, eritmeye çalışır.)

Modernizm nedir? Modernizm, eski Yunan ve Roma kültürünün tahrif edilmiş Hıristiyanlıkla oluşturduğu toplamın Yahudilikle yaptığı bir ittifaktır. Bu ittifak, kendisini oluşturan hiç bir unsur değildir, eski Yunan değildir, Roma değildir, Hıristiyanlık değildir, Yahudilik de değildir. Ancak bu ittifak düşünce ve davranış kökleri arasından onlardan hiçbirinin, eski Yunan`ın, Roma`nın, Hıristiyanlığın, Yahudiliğin dışında da değildir.
 
Modernizmde eski Yunan`ın da Roma`nın da Hıristiyanlığın da Yahudiliğin de düşünce ve davranış izlerini bulmak hiç de zor değildir. Bu izlerden her biri modernizmin düşünce ve davranış bayrağı içinde yerini açıkça almış. Batılı düşünürler, düşünce bayraklarının bu dört renginden iftiharla söz ederler. Onların ürünlerindeki domuz etini, domuz yağını, domuz kılını, domuz derisini gizleme gibi bir dertleri yoktur. Onlar bizde eski Yunan izi yoktur, eski Roma izi yoktur, Hıristiyanlık izi yoktur, Yahudilik izi yoktur, demezler.

Ya İslam dünyasındaki modernistler? Eski Yunan, Roma, Hıristiyanlık, Yahudilik geçmişine sahip olmayan, biyolojik olarak Müslüman çocuğu olanlar... Acaba onlar düşüncelerindeki, hedeflerindeki, güncel politikalarındaki Hıristiyan ve Yahudi izlerini kabul ederler mi? Daha doğrusu, halkın bunu duymasını isterler mi?

Şimdi bir kez daha soralım: Modernizm nedir? Her sosyoloğun verdiği cevap, aşağı yukarı aynıdır.
Modernizm, vahyin bilgi kaynağı olmaktan çıkarılması ve dinin devlet idaresinden uzaklaştırılmasıdır.
Başka bir ifadeyle bilgide ve yönetimde Allah`tan uzaklaşmaktır. Onların ifadesiyle (haşa) Allah`ın bilgi ve devlet iktidarına son vermektir.

Modernizm ‘insan aklı` kisvesi altında eski Yunan, Roma, tahrif edilmiş Hıristiyanlık ve Yahudilik aklının putlaştırılmasıdır.
Örneğin; Vahiy (Tevrat, Zebur, İncil ve Kur`an-ı Kerim), “İnsanlar, Âdem ve Havva`nın çocuklarıdır” derken modernizm, “İnsan, maymundan yaratılmış” der veya “İnsanın nasıl yaratıldığı hâlâ meçhuldür” der.
Vahiy, önderlikte liyakati esas alırken modernizm, doğrudan veya dolaylı olarak sınıf üstünlüğünü önerir ve o sınıfın temsilcisini devletin başına getirmeye çalışır.

Vahiy, insanlığın ihtiyacı kadar üretimi öğütlerken modernizm, bir üretim iktidarıdır, bütün mezhepleriyle bir üretim çılgınlığıdır. Modernizm, ister zengin kapitaliste seslensin, ister sosyalist işçiye ‘Sen, hep üret!` der.
Vahiy, ihtiyacın kadar tüket derken modernizm, durmadan tüketimi teşvik eder.
Vahiy, zinayı yasaklarken modernizm, ‘Zina, insan hakkıdır` der.

Her siyasi partinin bir eğitim politikası, bir devlet yönetimi politikası, bir ekonomi politikası, bir kadın anlayışı vardır. Modernizme dayanan bir siyasi parti, modernizmin bu alanlardaki anlayışından etkilenmiştir. O halde, hem onlara hem de onları bilmeden destekleyen halka şunu sormak hakkımızdır:
 
“Sizce vahiy, bilgi kaynağı mıdır, değil midir? Bir konu hakkında fikir belirlerken Allah`ın kitabı bu konuda ne diyor diye Kur`an-ı Kerim`e ve onun tefsiri olan Resulullah`ın sünnetine bakalım mı, bakmayalım mı? Sizce yönetim belirlenirken Allah`ın emirleri dikkate alınmalı mı, alınmamalı mı? Sizce ekonomi politikası İslam`ın ışığında mı belirlenirse başarılı olur yoksa küfrün karanlığında mı? Sizce zina haram mıdır, yoksa bir insan hakkı mıdır?”
Bu sorular cevaplanacak ki kimin nereye dayandığı belli olsun ve herkes yaptığı tercihten sorumlu olsun.
 
MODERNİZMİN MEZHEPLERİ
Modernizm; fiziki olarak ise Avrupa`da daha önce kenar mahallelerde (gettolarda) yaşamaya mahkûm edilen Yahudilerin ‘modern insanlardan bir insan olarak` devlet yönetimine kabul edilmesi, Amerika`da ise gayr-i resmi de olsa yönetimde Yahudi üstünlüğünün sineye çekilmesidir.

Bu durumda bizim bir siyasi partiye ve onu destekleyenlere ‘Siz, siyonizmin en üstte yer aldığı ya da ortağı olduğu bir dünya yönetimi istiyor musunuz?` sorusunu sorma hakkımız vardır. (Merhum Erbakan Hoca`nın ‘en az incitme en çok bilgilendirme` ilkesiyle bunu halk diline indergeyerek soruşu çok çarpıcı ve çok etkileyiciydi.
Önce onunla alay edildi ama halkın önemli bir kesimi 20 – 30 yıl sonra da olsa onu anladı ve siyonizm karşıtlığını bir ‘kalite` olarak görmeye başladı.)

Modernizmin sağ ve sol yanı vardır. Kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, sosyal demokrasi diye mezhepleri vardır. Bunlar arasındaki fark, Hıristiyanlığın Katoliklik ve Ortodoksluk mezhepleri arasındaki fark gibidir. Her iki mezhebin mensupları yüzyıllarca birbirlerinin boyunlarını vurmuşlarsa da nihayetinde Hıristiyandılar. Kapitalist veya sosyalist, nihayetinde her ikisi de modernisttir. Her ikisinin de kirli yüzü o kadar bilindi ki artık çok az kişi, “Ben kapitalizm veya sosyalizm yanlısıyım” diyor. Kapitalizm, liberalizme döndü. Sosyalizm de (her nedense Kürtler içinde hariç) sosyal demokrasi diye ad değiştirdi.

Modernizmin bir de yan ürünü vardır: Faşizm. Hani bir ilaç üretirsiniz de ondan istenmeyen bir sonuç ortaya çıkar. Yahudiler de modernizmin üretimine öncülük ettiler, bir yan ürün olarak Faşizm ortaya çıktı ve Hitlerin eliyle onları vurdu. 1
Bizim siyasi partilere şu soruyu sorma hakkımız vardır: “Siz, modernizmin hangi mezhebindensiniz?”
Ama İslam dünyasında ideoloji adları çoğu zaman modernistliği örtbas etmek için de kullanılıyor.

Hem ideoloji adları cansızdır, ölüdür, tek başına bir şey ifade etmez. Canlı olan, yaşamı etkileyen, ideolojilerin içerikleridir.
Bunun için doğrudan sormak daha doğru bir tutumdur:
Sizin düşünce mezhebinizde, siyaset anlayışınızda vahyin yeri nedir?

Siz, bilgi kaynağı olarak vahyi kabul ediyor musunuz? Eğitim politikanızı buna göre belirleyecek misiniz? Sizce ekonominin planlanmasında Allah`ın emir ve yasakları dikkate alınmalı mı? Örneğin; fuhuştan elde edilen gelir, kutsal mıdır?
Sizce zina, aileyi yıkan haram bir yakınlaşma mıdır yoksa bir insan hakkı mıdır?
Hatta söz konusu sol olunca eşcinsel evlilik hakkındaki düşünceniz nedir?
Sorular açık olacak ki cevaplar açıklayıcı olsun. Halk, kim nedir kim ne değildir bilsin. Siyasi yapı, bütün yönleriyle kendini göstersin.
Notlar:

1.Modernizmin iki tamamlayanı vardır: Demokrasi ve milliyetçilik. Bu ikisi, modernizmin en esnek iki kavramıdır. Her yöne çekilebilecek kadar esnek…
Demokrasiyi, vahyin devlet iktidarlarından dışlanması diye anlayabilirsiniz. Bu modernizmin ta kendisidir. Batılı modernistlerin (haşa) “Allah`ın insan yönetiminden uzaklaştırılması” ile anlattıkları bunun ta kendisidir.
Ama demokrasiyi ‘kral ve diktatörlere karşı halkı devlet iktidarına ortak etmek` diye de alabilirsiniz. İslam dünyasında değişik nedenlerle bu esneklikten yararlanan siyasi partiler vardır ve onlar çok ağır eleştirilere maruz kalıyorlar.
Aynı şey milliyetçilik için de geçerlidir. Milliyetçiliği; ırkçılık olarak da alabilirsiniz, halkını sevmek olarak da… İslam dünyasında bu kavramı ikinci anlamıyla kullananlar da var ve genellikle yanlış anlaşılıyorlar. Başka dünyalardan ödünç kavram almak daima problemlidir.