• DOLAR 5.752
  • EURO 6.39
  • ALTIN 272.85
  • ...

ABD; Yahudi hırsı ile Avrupa’yı bitirdi; Avrupa’yı bitirince kendisi de Avrupa’da zayıfladı. İslam dünyasında ise Siyonist rejime verdiği destekle bitiyor. Buna karşı Türkiye, son dönemde kat ettiği gelişmelerle birlikte ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor.

Türkiye, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir bağımsızlık savaşı verdi ve o savaşa “İstiklal Savaşı” adını verdi. Ne var ki savaştan sonra yapılan anlaşmalar ve hâkim zihniyet, Türkiye’yi Batı kıtasına bağımlı tuttu.

Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’nın en büyük galiplerinden biri olması ve savaştan en kârlı çıkan güç olarak belirmesi ise Türkiye’nin işini daha da zorlaştırdı.

Türkiye, güneye inmek isteyen Sovyetler Birliği karşısında oluşan dünya dengelerinde savaşın diğer galibi ABD’ye yaklaşmak durumunda kaldı. NATO’ya dâhil oldu ve ardından Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde yer almak için bizzat uğraştı. 

Ne var ki Sovyetler ayakta iken ABD, özellikle Siyonist rejimin de emelleri doğrultusunda hiçbir zaman Türkiye’yi eşit bir müttefik olarak görmedi.

ABD, 1964’te Özel Operasyonlar Araştırma Ofisi’ni (SORO) kurdu. CAMELOT Projesi de denen bir proje ile kurulan ofisin amacı “ulus devletlerde iç savaş potansiyelini ölçmek için yöntemler geliştirmek” idi.

Bu projenin bir ayağı kesinlikle Türkiye’ye bakıyordu. O tarihten sonra diğer İslam ülkeleri gibi Türkiye de hiçbir zaman içeride rahat etmedi, iç sorunlarla uğraşmaktan kendini toparlayamadı, dışarıya karşı güçlenemedi.

Sovyetler’in yıkılmasından sonra ise ABD iyice fütursuzlaştı, Türkiye’yi neredeyse Siyonist rejimin çavuşluğuna bıraktı ve bu aşağılayıcı süreç 28 Şubat’a kadar vardı.

28 Şubat’ın Türkiye’ye öğrettiği en iyi şey; “Onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır…” (Bakara 120) ayet-i kerimesinin manasıdır.

Türkiye, 28 Şubat’ta Siyonist rejim ve ABD’yi memnun etmek için yapmadık şey bırakmadı. Ama ona rağmen, Siyonist rejim ve ABD’yi memnun edemedi. Onlar memnun olmayınca Avrupa Birliği de memnun olmadı. Türkiye, hangi talebi yerine getirse Avrupa Birliği daha fazlasını istedi, üstelik Türkiye bir türlü aşağılanmaktan da kurtulmadı.

Yaşananlar, Türkiye’ye “tam bağımsızlık”tan başka yolun olmadığını fiilen öğretti. Türkiye, bütün iç ve dış itirazlara rağmen nihayetinde bunda karar kıldı ve bu karar beklendiği gibi ABD’yi adeta çileden çıkardı.

15 Temmuz darbe girişimi dâhil ABD’nin o günden bugüne aldığı önlemler, Türkiye’yi ABD için kötünün iyisi olan Rusya’ya yaklaştırsa da ABD’nin istediği yerde tutmaya yetmiyor.

ABD, her yıl düzenli olarak Nisan ayında Ermeni meselesini gündeme getiriyordu. Bu yıl PYD meselesinin vardığı yerden tatmin olmamış olacak ki müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırdı, Ermeni meselesini de acilen gündeme getirdi.

ABD, Ermenilerin haklarını mı arıyor? Hayır, Ermenileri kullanıyor. Ama bu tespitleri yapıp geçmek yetmiyor.

Türkiye’nin tam bağımsızlığı için daha güçlü bir iç birliğe ihtiyacı vardır. Bu da mevcut kutuplaşma ile olmuyor. İktidar, “kadrolu muhalefet” ile sorunlara binaen muhalefet yapanları ayırmalı ve bu ikinci grubu bir şekilde ikna etmelidir. Dolayısıyla Batı’nın boynunda takılı bırakmak istediği bütün bağları atmalıdır. Irkçı, sekülerist ayrımcılık ne yazık bu bağların esasını oluşturuyor.

Bununla beraber bütün İslam dünyası, ABD’yi zayıflatacak projeler geliştirmeli; ABD’deki Siyahîler ve Hispanikler gibi toplulukları destekleyecek adımlar atmalıdır. Bugüne kadar hiçbir İslam ülkesinin cüret etmediği ancak böyle bir adım, ABD’nin yaptığını karşılayabilir.