• DOLAR 5.728
  • EURO 6.344
  • ALTIN 270.81
  • ...

Bugüne kadar yaşananlar, ABD’yi nihai hedefine ulaştırmamış olacak ki ABD, yeni düşmanlıklar üretme, var olan sorunları kalıcı düşmanlıklara dönüştürme derdine giriyor.

Türklerle Kürtler, birbirlerinin can düşmanıymış!

Ne zaman ve nerede?

Henüz 1000 küsur yıl önce Kafkasya’da Selçuklular ve Şeddadiler olarak omuz omuza Hıristiyan istilasına karşı dururken mi?

Haçlıları Akdeniz’e dökerken…

Moğolları yenerken...

Osmanlı orduları içinde Viyana kapılarına dayanırken…

Ya da Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda en kötü koşullarda bile kardeşliklerini korurken mi?

Türklerle Kürtler, birbirlerine hiç düşman olmadılar. Aksine yüzyıllar boyu birlikte güçlü oldular.  Büyük sorunların hakkından daima birlikte geldiler. Bundan Türkler de Kürtler de kârlı çıktılar… İslam ortak paydası, onlara bir itidal ve adalet, yani denge sundu. Onlar o denge üzerinden yol almayı başardılar.

Şeytani güçler, bu gerçeği tersyüz etmeye çalışıyor.
Bazı Türkler de “kendilerine dayatılan Fransız aklı” ile ki o akıl aslında bugün dünyayı yöneten siyasi Yahudiliğin ürünüdür, bu gerçeklikten rahatsız oluyorlar. “Türkün zaferde ortağı mı olur?”  gibi “bildik” bir yaklaşımla hakaretler düzüyor, Trump’a en okkalı küfürleri ederken aslında ona hizmet ediyorlar.

Diğer taraftan yine kimi Kürtler de kendilerine dayatılan aynı akılla Kürtlerin yüzyıllar boyunca Türklerle birliktelikten zararlı çıktığını ispatlamaya çalışıyorlar. Batılılaşma döneminde İslam’ın yok sayılmasından kaynaklı sorunları dahi İslam’a yüklüyorlar. Batılı tutumlar üzerinden Kürtlere yönelen olumsuzlukları dahi Kürtleri İslam’dan koparmak için kullanıyorlar. Kendilerince Kürtlüğe hizmet ederken Kürtlüğe en büyük ihaneti ediyorlar.

Hep birlikte oyunu görmek ve İslam’ın itidal ve adaleti üzerinden büyük buluşmayı yeniden sağlamak zorundayız, aksi hâlde hep birlikte kaybederiz.

Barış Pınarı Harekâtı’na da buradan bakmakta yarar vardır. İnkâr edilmez bir hakikat ki küresel sistem, İslam dünyasında hiçbir büyük devlet istemiyor. Daha da bölünmüş bir İslam dünyası hedefliyor. Hükmettiği unsurları da bu hedef için kullanıyor.

Hükümet, Pkk’ye “Çözüm Süreci” gibi Pkk dışındaki her kesimi rahatsız edecek bir yol verdiğinde dahi Pkk, uzlaşmayı reddetti. Aksine “Çözüm Süreci”ni hiçbir hükümetin katlanamayacağı boyutlarda suiistimal etti, işi hükümetin meşruiyetini sorgulatacak boyuta vardırdı. PYD’nin çok yönlü bir koalisyonla, sınır hattında var edilmesi de Pkk’nin akıl almaz tutumunu besledi. Türkiye, bu koşullar altında 15 Temmuz sürecine girdi.

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de yeni bir yapı oluştu. Pkk, bu yapıya karşı da tutumunu sürdürdü. Pkk’nin Suriye’deki uzantısı PYD, sınır hattında ABD ile öyle bir güç birliği oluşturdu ki Türkiye açısından vaka, “beka” meselesine dayandı.

Türkiye, PYD’ye müdahale etmediğinde hiç kuşkusuz PYD, hesabına var olduğu güçler adına Türkiye’ye müdahale edecekti.

Türkiye, PYD’ye müdahale ettiğinde ise hedef, çatışmanın uzatılarak Türkiye’nin yıllar yılı birikiminin orada tüketilmesidir.

PYD’nin arkasında sadece ABD değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Siyonist işgalci rejim koalisyonunun da desteği vardır.

Türkiye’nin bu desteğe rağmen lehinde bir sonuca ulaşması bu coğrafyada bütün kartları değiştirecektir. Çatışmanın itidal; çatışma sonrasının adaletle desteklenmesi durumunda ise bütün bölgeyi etkileyen yeni bir atılımın önü açılacaktır.

Zira hiç şüphesiz düşmanlığa sürüklemek isteyenlerin elini boş bırakacak olan itidal ve adalettir.