Diyarbakır, Batman ve birçok ilde Alimler ve Medreseler Birliği (İTTİHAD) bünyesinde İslami ilimlerini başarıyla tamamlayan kız öğrencilerin icazet törenleri ile Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın kız çocuklarına yönelik düzenlediği "Niyet Ettim Örtünmeye, Emrin Başım Üstüne" etkinlikleri, malum sol-seküler medyanın ve sendikaların hedefi oldu. Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerinin manşetten "gericilik" ve "Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na muhalefet" olarak hedef gösterdiği törenlere karşı son nefret korosu Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’dan geldi. Özbay, medrese müessesesini ve icazet törenlerini "akıl ve çağ dışı" ilan etme cüretinde bulunurken; kamuoyu, yüzyıldır batıcı yaşam tarzı dayatmaktan başka bilimsel bir başarı ortaya koyamayan bu zihniyete çok sert tepki gösterdi.
MEDRESELERİ HEDEF ALANLAR BATICI VALS SALONLARINDAN ÖTEYE GEÇEMEDİ
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay yaptığı açıklamada, medrese ve icazet kültürünü anayasal bir suç ve Cumhuriyet ilkelerine meydan okuma olarak nitelendirerek, "Tevhid-i Tedrisat, çocuklarımızın denetimsiz, akıl ve çağ dışı yapılara teslim edilmemesi için yürürlüğe konmuştur. MEB ve AKP bu anayasal suça sessiz kalmamalı" ifadelerini kullandı.
Özbay’ın bu despotik açıklamaları, toplumsal tabanda çok büyük bir hazımsızlık örneği olarak yorumlandı. Vatandaşla, çocukların dışarıda her türlü pedofili ve ahlaki riskle karşı karşıya kalacak şekilde yarı çıplak dolaştırılmasına, marjinal yaşam tarzı etkinliklerine "özgürlük" adı altında ses çıkarmayanların, konu Müslüman halkın inancı ve evlatlarının baş örtüsü olduğunda "pedagoji" maskesinin arkasına saklanmasını iki yüzlülük olarak niteledi.
Sosyal medya ve kamuoyunda yükselen tepkilerde, Tevhid-i Tedrisat kanunlarının arkasına sığınarak topluma fötr şapka takmayı çağdaşlık gibi sunan jakoben zihniyetin çelişkileri yüzlerine vuruldu. Vatandaşlar tepkilerini şu sorularla dile getirdi:
"100 yıldır Atatürkçüsünüz ve laiksiniz. Fötr şapka takmaktan, batıdan yaşam tarzı ithal etmekten başka ne yaptınız? Uzaya mı gittiniz? Eğer derdiniz pozitif bilimler ve eğitim ise, dün üniversite kapılarında başörtülü genç kızları ikna odalarında ağlatıp yerlerde sürüklerken, onların pozitif bilim almasını engellerken Tevhid-i Tedrisat aklınıza gelmiyor muydu?"
Milletin değerleriyle, inancıyla ve köklü tarihiyle kavgalı olan bu azınlık güruhun, dindar nesilleri kamusal alandan ve bilim dünyasından dışlama çabası tarihsel bir utanç vesikası olarak tescillendi. Bugün Türkiye'nin göğsünü kabartan yerli yüksek teknolojileri üreten beyinlerin arkasında hor görülen İmam Hatiplilerin ve inançlı nesillerin olduğu; teknolojide çığır açan bu hamlelerin batıcı vals salonlarından değil, inançlı laboratuvarlardan çıktığı vurgulandı.
SAVUNDUKLARI BATI DÜNYASININ BİLE GERİSİNDE KALAN DESPOTİK YASAKÇILIK
Eleştirilerin odağındaki seküler çevrelerin özgürlük anlayışının yalnızca kendi marjinal kültürlerine hizmet ettiği sürece meşru görüldüğü; sivil alanda yapılan dini bir mezuniyet törenine dahi tahammül edilememesinin faşizan bir yaklaşım olduğu belirtildi.
Türkiye’de "gerici" denilerek hayatları karartılan binlerce başörtülü kadının, ironik bir şekilde bu batıperestlerin hayran olduğu ABD, İngiltere ve Almanya gibi ülkelere sığınmak zorunda kaldığı hatırlatıldı. Batı ülkeleri, bu kadınların inancına bakmaksızın tıp, hukuk ve mühendislik fakültelerinin kapılarını açıp akademik kariyer sunarken, Türkiye’deki taklitçi jakobenlerin engizisyon zihniyetinde ısrar ederek laikliğin ithalatını bile beceremedikleri ifade edildi.
BU İSİMLER FRANSIZ LİSESİNDEN Mİ MEZUN OLMUŞTU?
Medrese kültürünü, inanç mirasını ve icazet törenlerini "akıl ve çağ dışı" ilan etme cüretinde bulunan despotik zihniyete, insanlık tarihine ve pozitif ilimlere yön veren İslam dAhileri üzerinden tokat gibi bir cevap geldi. Yüzyıldır batı ideolojilerini taklit etmekten başka hiçbir küresel başarı ortaya koyamayan, özgürlüğü sadece kendi marjinal yaşam tarzları için meşru gören seküler çevrelerin hazımsızlığı, tarihsel gerçekler karşısında bir kez daha duvara tosladı. Kamuoyu, icazet merasimlerine "anayasal suç" yaftası yapıştıran bu jakoben koroya soruyor: "Akıl dışı dediğiniz inanç ikliminden çıkan, modern dünyanın temelini atan bu dehalar Fransız lisesi mezunu muydu?"
Bugün "bilim ve çağdaşlık" maskesi arkasına sığınarak medrese geleneğine saldıran zihniyetin kullandığı tüm dijital teknolojilerin arkasında, o hor gördükleri iklimin yetiştirdiği El-Harezmi var.
Yapay zekadan bilgisayar yazılımlarına kadar her şeyin temeli olan "Algoritma" terimi doğrudan onun adından türedi.
Modern matematiğin şah damarı olan "Cebir" (Algebra), onun El-Kitabü'l-Muhtasar fi Hisabi'l-Cabr ve'l-Mukabele adlı eserinin dünyaya mirasıdır.
Hint sayı sistemini geliştirerek "sıfır" (0) rakamını matematiğe kazandıran odur. Sıfır olmasaydı, bugün bilgisayarları yürüten "0 ve 1" kodları yazılamazdı.
Batı dünyasının Alhazen olarak andığı ve "Modern Optiğin Babası" kabul ettiği İbnü'l-Heysem, rasyonel bilimin zirvesini İslam coğrafyasında kurdu.
Kitabü'l-Menazir (Optik Kitabı) eseriyle, görme olayının gözden çıkan ışınlarla değil, nesnelerden göze gelen ışık dalgalarıyla gerçekleştiğini bilimsel olarak kanıtladı.
Karanlık odayı (Camera Obscura) bularak bugün batı hayranlarının elinden düşürmediği fotoğraf makinesinin, sinemanın ve teleskopların temelini attı.
Batılı düşünürler Francis Bacon ve Descartes'tan yüzyıllar önce "Bilimsel Yöntem"i (hipotez, deney ve gözlem) bilimin merkezine yerleştirdi.
Laiklik simsarlığı yaparak Müslüman nesillerin eğitim hakkını elinden almaya çalışanların tıp ve felsefe tarihindeki cehaleti, İbn Sina ismiyle de yüzlerine vuruluyor.
Yazdığı El-Kanun fi't-Tıbb (Tıbbın Kanunu) eseri, 17. yüzyıla kadar yaklaşık 600 yıl boyunca Paris ve Montpellier gibi Avrupa’nın en büyük üniversitelerinde ana ders kitabı olarak okutuldu.
Hastalıkların yayılmasında gözle görülmeyen mikroorganizmaların varlığına ilk işaret eden, dünyada karantina uygulamalarını başlatan ve damardan enjeksiyon yöntemini bulan kişi o oldu.
Yaşadığı 11. yüzyılda, bugünkü gibi teleskopların ve gelişmiş ölçüm cihazlarının bulunmadığı bir dönemde El-Biruni, trigonometrik formüller kullanarak Dünya'nın yarıçapını ve çevresini %99,3'lük bir doğrulukla (bugünkü uydu ölçümleriyle neredeyse aynı) hesaplamayı başardı.
Kopernik'ten tam 500 yıl önce Dünya'nın kendi ekseni etrafında döndüğünü savundu.
Kristof Kolomb'dan yüzyıllar önce, coğrafi haritalardaki boşlukları matematiksel olarak analiz ederek Amerika kıtasının varlığını tahmin etti.
Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda başmühendislik yapan El-Cezeri, batılı taklitçilerin hayal bile edemeyeceği bir dönemde teknolojide çığır açıyordu.
Dünya çapında "Sibernetik ve Robotiğin Babası" olarak kabul edilir. Kitabü'l-Hiyel adlı eserinde su saatleri, otomatik abdest alma robotları ve şifreli kilitler tasarladı.
Bugün modern sanayide, motorlarda ve otomobillerde dönme hareketini doğrusal harekete çeviren "krank mili" mekanizmasını tarihte ilk kullanan ve bunu robotik sistemlere entegre eden mühendistir. Onun yaşadığı dönem, iddia edildiği gibi ilkel bir göçebe hayatı değil, otomasyon üreten bir bilim merkeziydi.
SAVUNDUĞUNUZ YASALAR GEREĞİ ŞAPKA TAKMAK ZORUNLU: NEDEN TAKMIYORSUNUZ?
Öte yandan medreseleri kanun üzerinden hedef alan kesime şapka kanunu hatırlatıldı. Anayasa’nın 174. maddesiyle koruma altına alınan inkılap kanunlarından biri olan 25 Kasım 1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisabı Hakkında Kanun, bugün hala hukuken yürürlükte. Bu kanun, devletin bilumum müesseselerine mensup memurların ve kamu görevlilerinin şapka takmasını açıkça zorunlu kılıyor.
Başörtüsü etkinliklerine ve medreselere nefret kusan jakobenlerin hiçbirinin kafasında fötr şapka olmaması, savundukları hukuk sistemini bile sadece dindarları ezmek için bir "sopa" olarak gördüklerinin en net kanıtı olarak görülüyor.
Bu çarpık yaklaşım, söz konusu zihniyetin "gelişmişlik" ve "çağdaşlık" vizyonunun sadece bir kılık-kıyafet dayatmasından, şekilcilikten ve gardrop devrimciliğinden ibaret olduğunu tescilledi.