Haziran ayı enflasyon verisinin açıklanmasıyla birlikte milyonlarca memur, emekli ve sosyal yardım alan vatandaşın alacağı zam oranı netleşecek. Ancak artan hayat pahalılığı, kök maaş uygulaması ve alım gücündeki kayıplar nedeniyle maaş artışlarının geçim sorununu çözmekten uzak olduğu belirtiliyor. Gazetemize konuşan HÜDA PAR İktisat Başkanı Mehmet Şah Gültekin ise resmi enflasyondaki gerilemenin vatandaşın mutfağına yansımadığını belirterek, emekli, memur ve asgari ücretliler için seyyanen iyileştirme yapılması ve ücretlerin gerçek hayat pahalılığı dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
Milyonlarca memur, sözleşmeli personel ve emeklinin gözü Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrildi. TÜİK'in 3 Temmuz saat 10.00'da duyuracağı enflasyon rakamıyla birlikte 2026 yılının ikinci yarısında uygulanacak maaş artışları kesinleşecek.
Haziran enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin alacağı zam oranı netleşirken, memur ve memur emeklilerinin enflasyon farkı ile toplu sözleşme zammı da kesin hesaplanacak.
AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, haziran ayında Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) aylık bazda yüzde 1,04 artacağını öngörüyor.
Mayıs ayı itibarıyla beş aylık enflasyon yüzde 16,61 olarak gerçekleşirken, bu oran memurlar için belirlenen yüzde 11'lik toplu sözleşme zammını aşmış ve enflasyon farkını kesinleştirmişti.
Haziran verisinin eklenmesiyle birlikte altı aylık enflasyon oranı ve maaş artışları resmiyet kazanacak.
Ekonomistlerin yüzde 1,04'lük haziran enflasyonu tahmininin gerçekleşmesi halinde memur maaşlarına toplam yüzde 13,58 oranında artış yapılması bekleniyor.
Bu senaryoya göre en düşük memur maaşının yaklaşık 70 bin 293 liraya, en düşük emekli maaşının ise 23 bin 564 liraya yükselmesi öngörülüyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, en düşük emekli aylığında gerçekleşecek artışa ilişkin "3 Temmuz'da enflasyon oranı açıklandığı zaman bir rakam ortaya çıkacak. Rakam belli olduğu zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuya ilişkin gerekli açıklama yapılacaktır. İnşallah hayırlı olur" dedi.
ZAM YİNE CEBE YANSIMAYACAK
Temmuz ayında SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yaklaşık yüzde 18 oranında altı aylık enflasyon farkı yansıtılması bekleniyor. Ancak kök maaş uygulaması nedeniyle bu artışın tüm emeklilerin cebine aynı şekilde yansımayabileceği değerlendiriliyor.
Mevcut sistemde enflasyon farkı, doğrudan ödenen emekli aylığına değil kök maaşa uygulanıyor. Kök maaşı düşük olan emeklilerde, zam sonrası oluşan tutar en düşük emekli aylığının altında kalırsa, maaş yine yasal olarak belirlenen taban aylığa tamamlanıyor. Bu nedenle sistemde maaş artmış görünse de emeklinin eline geçen tutar değişmeyebiliyor.
Örneğin kök maaşı 16 bin lira olan bir emeklinin maaşı yüzde 18'lik artışla 18 bin 880 liraya yükselse bile bu tutar taban aylığın altında kaldığı için ödenecek maaş değişmiyor.
Uzmanlar, en düşük emekli aylığının artırılmasının otomatik olmadığını, bunun için ayrıca kanuni düzenleme yapılması gerektiğini belirtiyor.
Ayrıca temmuz ayında uygulanacak artışın teknik olarak bir zam değil, enflasyon farkı olduğuna dikkat çekiliyor. Enflasyon farkının, son altı ayda kaybedilen alım gücünü telafi etmeyi amaçladığı, bu nedenle gerçek anlamda refah artışı sağlamadığı ifade ediliyor.
Emeklilerin beklentileri arasında seyyanen zam uygulaması da yer alıyor. Oransal artışın yanı sıra sabit tutarlı bir artış yapılmasının özellikle düşük maaş alan emeklilerin gelirinde daha belirgin bir iyileşme sağlayabileceği değerlendiriliyor.
Öte yandan, emeklilik sisteminde gündemdeki düzenlemeler arasında Bağ-Kur'luların prim gün sayısının 9 binden 7 bin 200'e düşürülmesi de bulunuyor. Düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde Bağ-Kur ve SSK sigortalıları arasındaki prim şartı farkının azaltılması hedefleniyor.
En düşük emekli aylığına ilişkin yasal düzenlemenin temmuz ayında çıkarılmaması halinde, milyonlarca emeklinin bu ay da mevcut taban aylığı almaya devam edeceği belirtiliyor. Düzenlemenin daha sonra yasalaşması durumunda ise oluşacak maaş farklarının geriye dönük ödenmesi bekleniyor.
ÇALIŞAN EMEKLİ SAYISI 2,1 MİLYONU AŞTI
Artan hayat pahalılığı ve yükselen yaşam maliyetleri, emeklileri yeniden çalışma hayatına yönlendiriyor. Emekli maaşının temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını belirten birçok emekli, geçimini sağlayabilmek için iş hayatına devam ediyor. SGK'nın Şubat 2026 verileri de bu tabloyu ortaya koydu.
Verilere göre, 2020 yılında 746 bin 766 olan çalışan emekli sayısı, Şubat 2026 itibarıyla 2 milyon 130 bin 20'ye ulaştı. Böylece son altı yılda çalışan emekli sayısında yüzde 185,23 oranında artış kaydedildi.
İl bazında incelendiğinde ise çalışan emekli sayısındaki en yüksek artış yüzde 279,54 ile Niğde'de görüldü.
Niğde'yi sırasıyla Kahramanmaraş (yüzde 270,05), Ordu (yüzde 268,96), Düzce (yüzde 260,51),
Ve Malatya (yüzde 244,63) izledi.
SADECE MAAŞ DEĞİL EMEKLİ İKRAMİYESİNİN ALIM GÜCÜ GERİLEDİ
Emekli ikramiyeleri yıllar içinde önemli ölçüde artmasına rağmen, konut ve otomobil fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle alım gücünde gerileme yaşandı.
Hesaplamalara göre, 25 yıllık hizmet süresini tamamlayan bir öğretmenin emekli ikramiyesi 2000 yılında 6 bin 235 lira seviyesindeyken, 2025 yılında yaklaşık 1 milyon 24 bin 721 liraya yükseldi.
Ancak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Konut Birim Fiyat Endeksi verileri, aynı dönemde konut fiyatlarının emekli ikramiyesinden daha hızlı arttığını gösterdi.
2010 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye'de ortalama konut metrekare fiyatı 1.042 lira seviyesindeyken, 2025'in üçüncü çeyreğinde bu rakam 42 bin 557 liraya ulaştı.
Bu süreçte emekli ikramiyesi yaklaşık yüzde 2.763 artarken, konut fiyatlarındaki artış yüzde 3.985 olarak gerçekleşti.
Bunun sonucu olarak, 2010 yılında bir öğretmenin emekli ikramiyesiyle yaklaşık 34 metrekarelik bir konut satın alınabilirken, 2025 yılında bu miktar 24 metrekareye geriledi.
Asgari ücret karşısındaki tablo ise büyük ölçüde değişmedi. 2010 yılında emekli ikramiyesi yaklaşık 47 asgari ücrete karşılık gelirken, 2025 yılında bu oran 46 asgari ücret seviyesinde hesaplandı.
Otomobil alım gücünde ise daha belirgin bir düşüş yaşandı. Verilere göre, 2010 yılında emekli ikramiyesiyle neredeyse bir adet giriş seviyesi otomobil satın alınabilirken, 2015 yılında bu oran bire bir seviyesine ulaştı.
Ancak 2020 yılında emekli ikramiyesinin otomobil fiyatını karşılama oranı 0,64'e, 2025 yılında ise 0,51'e düştü. Buna göre, 25 yıllık hizmet süresini tamamlayan bir öğretmenin emekli ikramiyesiyle bugün ancak giriş seviyesi bir otomobilin yaklaşık yarısı satın alınabiliyor.
AÇLIK SINIRI ASGARİ ÜCRETİ DE KATLADI
Emekliler asgari ücretin bile altında maaşlarla geçim mücadelesi verirken Türk-İş Konfederasyonu tarafından hazırlanan açlık ve yoksulluk araştırmasına göre dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35 bin 759 TL'ye yükseldi.
Yoksulluk sınırı olan gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı 116 bin 478 TL'ye yükseldi.
Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 46 bin 248 TL oldu. TÜRK-İŞ tarafından yapılan hesaplamalara göre, Ankara'da yaşayan dört kişilik bir ailenin 'gıda için' yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 1,66 oranında gerçekleşti. On iki aylık değişim oranı yüzde 36,93 oldu. Yıllık ortalama artış yüzde 40,44 olarak gerçekleşirken, altı aylık artış oranı ise yüzde 18,63 olarak belirtildi.
HÜDA PAR İKTİSAT BAŞKANI GÜLTEKİN: FATURA YİNE SABİT GELİRLİYE KESİLİYOR
Zam beklentileriyle ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan HÜDA PAR İktisat Başkanı Mehmet Şah Gültekin, ekonomi yönetiminin aylık enflasyondaki gerilemeyi başarı olarak sunduğunu ancak vatandaşın günlük yaşamında bunun karşılığının görülmediğini ifade etti.
Mayıs ayında aylık enflasyonun resmi verilere göre yüzde 1,71, yıllık enflasyonun ise yüzde 32,61 olarak açıklandığını hatırlatan Gültekin, "Ekonomi koridorlarında aylık enflasyonun son dönemin en düşük seviyelerinden birine gerilemesi bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Ancak sokağın, pazarın ve mutfağın gerçeği bu tabloyu doğrulamıyor. Vatandaş için belirleyici olan TÜİK tabloları değil; her ay yükselen kira bedelleri, market raflarında sürekli değişen fiyat etiketleri ve her geçen gün ağırlaşan faturalardır." dedi.
TÜİK'in Hanehalkı Bütçe Araştırması'nın da bu tabloyu doğruladığını belirten Gültekin, vatandaşların gelirlerinin büyük bölümünü artık konut, ulaşım ve gıda harcamalarına ayırmak zorunda kaldığını söyledi.
Türk-İş'in açıkladığı son verileri hatırlatan Gültekin, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 35 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 114 bin lirayı aştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Yılbaşında ücretlere yapılan artışlar daha yılın ilk beş ayında gerçekleşen yüzde 16,61'lik kümülatif enflasyon karşısında büyük ölçüde erimiştir. Bugün çalışanlar ve emekliler, maaşlarına yapılan artışın reel karşılığını hissedememektedir. Gelirlerdeki artış hayat pahalılığının gerisinde kalmıştır."
Mevcut ekonomi politikalarını da eleştiren Gültekin, uygulanan sıkı para politikasının maliyetinin yine dar gelirli vatandaşlara yüklendiğini belirtti.
"Madalyonun diğer yüzünde ise kemer sıkma politikalarının faturasının yine sabit gelirliye kesildiğini görüyoruz." diyen Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Vergi yükü tabana yayılıyor, vatandaştan daha fazla gelir toplanıyor. Buna karşılık devlet bütçesinde faiz harcamaları yükselmeye devam ediyor. Bütçe faiz dışı fazla verse bile yüksek faiz ödemeleri nedeniyle net açık oluşuyor. Bu tablo sürdürülebilir değildir. Yüksek faiz; üreticinin finansmana ulaşmasını zorlaştırıyor, yatırım iştahını azaltıyor, istihdamın önünü kesiyor. Aynı zamanda vatandaşın konut ve araç sahibi olmasını da neredeyse imkânsız hale getirerek toplumda mülksüzleşmeyi hızlandırıyor."
Haziran ayı enflasyon verilerinin yaklaşık 25 milyon vatandaşı doğrudan ilgilendirdiğini belirten Gültekin, açıklanacak verilerin memur, emekli ve sosyal yardım ödemelerinde belirleyici olacağını ifade etti.
İlk beş aylık dönemde kesinleşen yüzde 16,61'lik enflasyonun SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin zam oranının temelini oluşturduğunu belirten Gültekin, memur ve memur emeklilerinin ise toplu sözleşme zammına eklenecek enflasyon farkıyla birlikte şu an itibarıyla yüzde 12,41 seviyesinde artış hakkı elde ettiğini söyledi.
Gültekin memur maaş katsayısına bağlı olarak belirlenen 65 yaş aylığı, engelli aylıkları ve evde bakım desteğinin de haziran enflasyonuna göre yeniden hesaplanacağını hatırlatarak, ekonomistlerin haziran ayında aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 1,04, yıl sonu enflasyonunun ise yüzde 29 seviyesinde gerçekleşmesini öngördüğünü aktardı.
Ayrıca enflasyonla mücadelenin yalnızca faiz politikaları üzerinden yürütülemeyeceğini vurgulayarak ekonomik yükün toplumun belirli kesimlerine yıkılmasının doğru olmadığını söyledi.
"Emekli, memur ve asgari ücretli için artık ivedilikle seyyanen iyileştirme yapılmalıdır." diyen Gültekin, şu ifadeleri kullandı:
"Ücretler yalnızca resmi enflasyon verileri esas alınarak değil, vatandaşın günlük hayatta karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir. Vergi adaletinin sağlandığı, kamu kaynaklarının faiz harcamalarına değil; yüksek katma değerli üretime, güçlü sanayiye ve tarıma yönlendirildiği, insanı ve emeği merkeze alan adil bir ekonomik düzen inşa edilmelidir. Kalıcı refah ancak üretimi önceleyen, gelir dağılımını iyileştiren ve sosyal adaleti esas alan politikalarla sağlanabilir."
HÜDA PAR’IN KANUN TEKLİFİ MECLİSTE BEKLİYOR: EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRETLE EŞİTLENSİN
Emeklilerin zorlu yaşam şartlarına dikkat çeken HÜDA PAR, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasını öngören "Emekliye Asgari Güvence Kanun Teklifi"ni TBMM Başkanlığı'na sundu.
Günümüzde çok sayıda emeklinin asgari ücretin altında aylıklarla geçinmek zorunda kaldığı, emekli maaşlarının asgari geçim düzeyinin altında kaldığı belirtilirken, "Devletin itibarı vatandaşın refahındadır. İnsanca bir hayat her vatandaşın hakkıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz" ifadelerine yer verildi.
Teklif, en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılmasını, dul ve yetim aylığı alanların da bağlanma oranları dikkate alınarak bu düzenlemeden faydalanmasını öngörüyor.
Kanun teklifinin genel gerekçesinde ise "Bu teklifin yürürlüğe girmesi, sosyal güvenlik sistemine olan güveni artıracak ve vatandaşlarımızın devletin sunduğu sosyal güvencelere olan inancını pekiştirecektir. Dolayısıyla, bu düzenleme, toplumsal barışın ve sosyal adaletin sağlanmasına katkı sağlayacak önemli bir adım olarak görülmektedir. En düşük emekli aylığının net asgari ücret düzeyinden az olamayacağının hüküm altına alınması, emeklilerimize sosyal ve ekonomik güvence sağlayacağı gibi son yıllarda emekliler aleyhine bozulan sosyal ve ekonomik dengenin yeniden tesisini de mümkün kılacaktır" denildi.





