Haber-Yorum

Suriye’deki Planlı Sefalet

Suriye’nin petrol yataklarının büyük çoğunluğunu, en verimli tarım arazilerini ve su kaynaklarını kontrol eden, arkasına ABD’nin devasa mali ve askeri desteğini alan bir yapının; bugün yönettiği halkı "iki dilim ekmeğe ve iki battaniyeye" muhtaç bırakması, bir beceriksizlik değil, bilinçli bir yönetim tercihidir.

Abone Ol

120 bin kişilik bir askeri güce her türlü imkanı seferber eden "dağ kadrosu" hiyerarşisi, sivil halkın en temel kışlık ihtiyacı olan mazotu bile stoklamamış, halkı kasten açlık ve sefalet sarmalına hapsetmiştir. Kaynaklar halkın refahı ve bölgenin altyapısı için değil, örgütün ideolojik savaş aygıtını beslemek için harcanmıştır.

İdeolojik Dayatma ve Toplumsal Yabancılaşma

Örgüt, bölgedeki Kürt ve Arap halklarının bin yıllık inanç, gelenek ve toplumsal yapılarını hiçe sayarak, dışarıdan ithal bir ideolojiyi ve yaşam tarzını zorla dayatmaktadır. Kendi halkının sosyolojisine savaş açan bu yapı, demokratik düzen vaadiyle gelip otoriter bir vesayet rejimi kurmuştur. Özellikle Arap gençlerini yeni Suriye devletine karşı savaşmaya zorlamak ve bölge halklarını bir "vekalet savaşı"nın yakıtı haline getirmek, stratejik bir intihardır. Bu zoraki yaşam tarzı dayatması, Deir ez-Zor gibi bölgelerde patlak veren Arap aşiret ayaklanmalarının ve Kürt halkındaki derin sessiz öfkenin ana sebebidir.

Diplomatik İflas ve Yenilgiyi Zafer Diye Pazarlama

Siyasi düzlemde ise tam bir basiretsizlik hakimdir. ABD’nin "ilişkimiz geçici ve taktikseldir" yönündeki açık beyanlarını okuyamayan, Washington’un bir NATO müttefikiyle olan stratejik bağlarını göz ardı eden bu yapı, halkın kaderini pamuk ipliğine bağlamıştır. Yapılan tüm bölgesel ve uluslararası anlaşmalardan dönülmesi, verilen sözlerin tutulmaması örgütü güvenilmez kılmıştır. Daha da vahimi, sahada sürekli toprak kaybedilmesine ve geri çekilmelere rağmen, masaya sanki bir zafer kazanılmış gibi oturulmasıdır. Bu gerçeklikten kopuk kibir, rasyonel bir çözümün önündeki en büyük engeldir.

Mağduriyet Üretimi ve Sorumluluktan Kaçış

Yönetim, kendi yarattığı siyasi ve askeri enkazın sorumluluğunu üstlenmek yerine, bu enkazdan "mağduriyet rantı" devşirmeyi bir strateji haline getirmiştir. Soğuktan ölen çocukların, göç yollarında sefil olan ailelerin acısı; örgütün hatalarını örtmek ve halkın duygularını konsolide etmek için kullanılmaktadır. Kendi pisliğini temizlemek yerine suçu sürekli dış güçlere havale eden, başarısızlıkları başkalarına fatura eden bu anlayış, halkın sırtındaki en büyük yüktür. Halkın acıları üzerinden siyasi ömür uzatma çabası, vicdani ve ahlaki bir çöküşün yansımasıdır.

Bir Halkın Geleceğinin İpoteği

Son 50 yılın tecrübesi göstermektedir ki; Kürt halkının çıkarlarını örgütün ideolojik bekasına feda eden bu yapı ne demokratik bir düzen ne de onurlu bir gelecek vaat etmektedir. Sürekli bir yenilgi ve mağduriyet döngüsü üreterek halkı bu döngüye hapseden anlayışla hesaplaşılmadığı sürece, yaşanan sefalet bir kader gibi kuşaktan kuşağa aktarılacaktır. Artık bu "danışıklı dövüşe" ortak olmamak ve yaratılan mağduriyet edebiyatına teslim olmamak, bölge halkı için bir varoluş mücadelesine dönüşmüştür. Peki çözüm ne?

Çözüm için atılacak adımlar:

1. "Yerel Meclisler" Üzerinden Sivil Yönetim Modeli

Mevcut yapıdaki "sözde" konseylerin aksine, gerçek yetkiye sahip ve "dağ kadrosu" komiserlerinden bağımsız yerel meclislerin kurulması ilk adımdır.

  • Aşiret ve Aile Temsiliyeti: Bölgenin gerçeği olan Arap aşiret liderleri ve Kürt aile büyüklerinin doğrudan karar verici olduğu bir mekanizma kurulmalıdır.
  • Veto Yetkisi: Yerel halkın yaşam tarzına müdahale eden veya onları zorla silah altına alan kararların, bu yerel sivil meclisler tarafından veto edilebilmesi gerekir. Bu, ideolojik dayatmanın önündeki en güçlü sivil barikattır.

2. Ekonomik Özerklik ve "Kaynakların Yerelleşmesi"

Halkın açlık ve sefalet içinde olmasının temel nedeni, petrol ve tarım gelirlerinin merkezi bir örgüt kasasında toplanıp askeri amaçlarla kullanılmasıdır.

  • Gelirlerin Bölgede Kalması: Petrol kuyularının ve tarım arazilerinin geliri, doğrudan o bölgenin belediyesine ve sivil yönetimine aktarılmalıdır. "Kobanili çocuk ısınamıyorsa, Haseke’deki petrolün geliri nereye gidiyor?" sorusunun cevabı şeffaf bütçeyle verilmelidir.
  • Sivil Kooperatifçilik: Örgüt güdümlü yapılar yerine, halkın kendi ürettiğini sattığı ve karını paylaştığı ideolojiden arındırılmış kooperatifler teşvik edilmelidir.

3. Ortak Güvenlik ve "Yabancı Unsur" Reddi

Kürt ve Arap gençlerinin bir ideoloji uğruna "vekil asker" olarak kullanılmasını engellemek için güvenlik mimarisi sivilleştirilmelidir.

  • Yerel Polis Gücü (Asayiş): Güvenliğin, dışarıdan gelen ideolojik kadrolar yerine, o bölgenin çocuklarından oluşan ve sadece iç asayişten sorumlu olan profesyonel polis güçlerine devredilmesi gerekir.
  • Sınır Güvenliği ve Uzlaşı: Komşu ülkelerle (Türkiye ve merkezi Suriye hükümeti) sürekli çatışmayı besleyen kadroların yerine, gerilimi düşürecek ve bölgeyi "güvenli liman" haline getirecek sivil heyetler diplomasi yürütmelidir.

4. Eğitimde Kültürel Çoğulculuk ve İdeolojik Arınma

Çocukların bedenleri üzerinden rant devşiren yapı, onların zihinlerini de ideolojik müfredatla ipotek altına almaktadır.

  • Milli ve Dini Değerlere Saygılı Müfredat: Arap ve Kürt toplumunun tarihsel, dini ve kültürel kodlarıyla çatışmayan, uluslararası geçerliliği olan bir eğitim sistemine geçilmelidir.
  • Dini ve Sosyal Özgürlük: Zorla dayatılan seküler-ideolojik yaşam tarzı yerine, toplumun doğal muhafazakar yapısına ve inançlarına müdahale etmeyen bir kamu düzeni inşa edilmelidir.

5. Siyasi Meşruiyetin Yeniden İnşası

Örgütün "anlaşmalardan dönme" alışkanlığına karşı, bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve aşiretler kendi siyasi iradelerini ortaya koymalıdır.

  • Suriye İçi Çözüm Odaklılık: Bölgeyi küresel güçlerin oyun sahası olmaktan çıkarıp, Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde ama geniş yerel yetkilere sahip bir statü için merkezi hükümet ve muhalif unsurlarla "sivil muhataplar" üzerinden masaya oturulmalıdır.

Sonuç ve Engeller

Bu modellerin önündeki en büyük engel, elindeki silah gücünü ve petrol gelirini bırakmak istemeyen "vesayetçi kadro"dur. Halkın bu modelleri hayata geçirebilmesi için "mağduriyet edebiyatını" terk edip, kendi çocuklarının geleceğini bu dar kadronun elinden alacak bir sivil itaatsizlik ve irade beyanı sürecine girmesi kaçınılmazdır.