İşte tam bu noktada İslam, sunduğu önleyici tedbirler ve caydırıcı müeyyidelerle temiz bir toplumun tek reçetesi olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlığın kurtuluş reçetesini ancak İslam sunar!

1. Suç Oluşmadan Önce: "Bataklığı Kurutmak"

İslam’ın en büyük hikmeti, suçu sadece işlendikten sonra cezalandırması değil, önce suçun zeminini ortadan kaldırır yani suça giden yolları daha en baştan kapatır (Seddi-Zerayi). Kur’an-ı Kerim, sadece suçu değil, suça götüren adımları da hedef alır:

  • Zinaya Yaklaşmayın: "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsrâ, 32). Ayet "zina yapmayın" değil, "yaklaşmayın" diyerek; fuhuş şebekelerini, müstehcenliği ve istismara zemin hazırlayan tüm ara yolları kapatır.
  • Toplumsal Barikat: Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin..." (Müslim). Bu, toplumdaki "nüfuzlu kişilerin" gizli kapaklı işlerini görmezden gelmeyi değil, ifşa ve müdahale etmeyi emreder.

2. Güç Sahiplerine Karşı "Muhammedî" Tavır

Bugün Epstein davasında gördüğümüz en büyük rezalet, "dokunulmazlar" sınıfıdır. Siyasetçiler ve zenginler, paralarıyla hukukun dışına çıkabilmektedir. Oysa Hz. Peygamber’in (sav) bu konudaki tavrı, insanlık tarihinin en keskin adalet çizgisidir. Asil bir aileden bir kadın suç işlediğinde, araya hatırlı kişileri koyup cezanın affedilmesini istediklerinde Allah Resulü (sav) şu tarihi dersi vermiştir:

"Sizden önceki milletlerin helak olmasının sebebi; içlerinden asil/güçlü biri suç işlediğinde onu bırakmaları, zayıf biri suç işlediğinde ise ona cezayı uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, suç işleyen kızım Fatıma bile olsa, onun da cezasını verirdim!" (Buhârî, Müslim).

3. Fesatçılara Verilen Cezaların Hikmeti

Çocuk istismarı, insan kaçakçılığı ve toplumu ifsat eden organize suçlar İslam’da "Fesat fi’l-arz" (yeryüzünde bozgunculuk çıkarma) kapsamında değerlendirilir. İslam’da bu suçlara öngörülen ağır cezalar, sadece suçluya bir ceza değil, diğer güç odaklarına bir gözdağıdır.

Bugün Batı hukukunda "iyi hal" veya "şüpheli ölümlerle" (Epstein’in hücresindeki ölümü gibi) kapanan dosyalar, İslam’ın "Kısasta sizin için hayat vardır" (Bakara, 179) ilkesinin ne kadar hayati olduğunu ispatlamaktadır. İslam, mağdurun hakkını merkeze alarak adaleti tesis eder. Cezasını hemen verir. Hem toplum vicdanını teskin eder hem ailenin adalet duygusunu yerine getirir hem de suçun bir daha işlenmemesi için gözdağı verir.

4. İnsan Onuru ve Mutlak Adalet: Bir Kişi, Tüm İnsanlıktır

Epstein vakasında kurban edilen her bir masum can, aslında insanlığın ortak vicdanına indirilmiş bir darbedir. İslam, bir insanın hayatına ve onuruna kastetmeyi kozmik bir cinayet olarak görür:

"Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur..." (Mâide, 32)

Bu ayet, insan hayatına verilen değerin en somut belgesidir. İslam’da "kul hakkı", Allah’ın bize yüklemiş olduğu en ağır yükümlülüktür. Mahkeme-i Kübra’da hiçbir servetin ve hiçbir lobinin bu hakkın karşısında duramayacak olması, Müslüman ferdin en büyük güvencesidir.

5. Güzel Ahlak: Erdemli Tolumun İnşası

Yasalar ne kadar sert olursa olsun, bireyin kalbine bir "iç denetçi" yerleştirilmedikçe bu tür canavarların türemesi engellenemez. Hz. Peygamber (sav), "Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" (Muvatta) buyurarak, temiz bir toplumun ancak karakter inşasıyla mümkün olacağını göstermiştir. Güzel ahlak; "hiç kimsenin görmediği yerlerde bile Allah’ın gördüğünü" bilmektir.

Epstein vakası bir sonuçtur; ilahi nizamdan kopan bir dünyanın hangi çukurlara yuvarlanabileceğinin birer ibret vesikasıdır. İnsanlığı bu bataklıktan kurtaracak olan ne göstermelik yargılamalar ne de içi boş özgürlük sloganlarıdır. Kurtuluş; her canı aziz bilen, adaleti mülkün temeli kılan ve ahlakı imanın bir parçası gören İslam’ın diriltici soluğundadır.

Muhabir: Haber Merkezi