Starbucks CEO’su Brian Niccol, son çeyrek verilerini büyük bir zafer gibi sunarak "Starbucks’a Dönüş" stratejisinin işe yaradığını iddia etse de, rakamlar markanın toplumsal hafızadaki yerini onarmaya yetmiyor. Şirket, satış büyümesiyle övünürken, soykırımcı israil ile anılan duruşu nedeniyle başlatılan küresel boykotun finansal ve yapısal faturası her satırda kendini hissettiriyor.
Niccol, yatırımcılara "Önce gelirleri büyüteceğiz, kar sonra gelecek" diyerek zaman kazanmaya çalışıyor. Ancak bu büyüme, o boykotun açtığı devasa deliği kapatmak için yapılan 500 milyon dolarlık personel yatırımı ve agresif pazarlama hamlelerinden kaynaklanıyor. Marjların %18’lerden %9,9’a çakılması, markanın müşteriyi mağazada tutabilmek için karından feragat etmek zorunda kaldığını açıkça gösteriyor.
Eylül 2024’te analistlerin neredeyse tamamı hisseler için "al" tavsiyesi verirken, bugün bu oran %40’lara kadar geriledi. Bu sert düşüşün sebebi sadece maliyetler değil; tüketicinin etik duruşu ve boykot kararlılığının geçici bir heves olmadığının anlaşılması. Şirket yönetimi "toparlanma her grupta var" dese de, kar beklentilerinin temkinli tutulması, boykotun yarattığı yapısal hasarın hala sürdüğünü kanıtlıyor.
Starbucks ne kadar "Geri dönüyoruz" mesajı verirse versin, dünya çapında milyonlarca insan "Geri dönmüyoruz" demeye devam ediyor.



