Siyonist terör rejimi yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria’da hem askeri hem de hukuki zeminde kontrolünü genişletecek yeni adımlar atarken, Ramazan ayı öncesinde saldırılarını artırma hazırlığı yapıyor. İnsansız hava araçlarıyla göz yaşartıcı gaz kullanımı planlarından arazi tescili yoluyla “devlet arazisi” ilanına uzanan kararlar, sahadaki fiili durumu kalıcı hale getirme ve ilhak sürecini derinleştirme hamlesi olarak değerlendiriliyor.
Siyonist terör rejimi medyası, Siyonistlerin askeri gücü “Ulusal Muhafız”ın, Ramazan ayı süresince Batı Şeria ve işgal altındaki Kudüs’te Filistinlilere karşı kullanılmak üzere insansız hava araçlarına (İHA) takılan göz yaşartıcı gaz sistemleri satın almayı planladığını bildirdi.
Kanal 12 televizyonuna göre, söz konusu “Ulusal Muhafız”, gösterileri dağıtmak amacıyla İHA’lardan göz yaşartıcı gaz kapsülleri atılmasını sağlayacak sistemler temin etmeye hazırlanıyor. Haberde, siyonist rejim polisinin ihale komitesinin bu kapsamda 3 sistemin satın alınmasını onayladığı ve sözleşme bedelinin yaklaşık 49 bin dolar olduğu belirtildi.
Kanal, siyonist terör rejimi polisinin yeni anlaşma onaylanmadan önce dahi bu türden 19 aktif sisteme sahip olduğunu aktardı. Sözleşme belgelerinde, satın alım ihtiyacının “acil” olarak tanımlandığı ve bunun Ramazan ayı süresince beklenen olaylara yönelik operasyonel hazırlıklar çerçevesinde değerlendirildiği ifade edildi.
Ayrıca Siyonist rejim “ordusu” Ramazan ayı boyunca Batı Şeria’daki güçlerini artırma kararı aldı, bu kapsamda “Komando Tugayı”nın da bölgeye sevk edileceğini açıklandı. Rutin güvenlik operasyonlarında halihazırda konuşlu 22 taburun üzerine ilave birliklerin konuşlandırılacağı kaydedildi.
Binlerce kişinin Mescid-i Aksa’ya girişine hazırlık kapsamında geçiş noktalarında görev yapmak üzere ek bölüklerin gönderileceği bildirildi.
İbadet edenlerin girişine yönelik kısıtlamalar çerçevesinde ise siyonist rejimin sözde “Güvenlik” Bakanı Yisrael Katz’ın, her cuma günü Mescid-i Aksa’ya 10 bin kişinin girişine izin verilmesini ve yalnızca 55 yaş üstü erkekler ile 50 yaş üstü kadınların girişine müsaade edilmesini tavsiye ettiği aktarıldı.
Arazi Gaspı da Devam Ediyor
Yisrael Hayom gazetesi, soykırımcı hükümetin 1967’den bu yana uygulanmayan bir adımı hayata geçirecek “tarihi” bir karar almasının beklendiğini yazdı. Söz konusu karar, işgal altındaki Batı Şeria’da arazi tescil sürecinin başlatılmasını öngörüyor.
Beklenen karar, mülkiyeti başka birine ait olduğu kanıtlanamayan geniş Filistin topraklarının “devlet arazisi” olarak kaydedilmesini sağlayacak. Bu süreç, her bir arazi birimine ilişkin tüm hukuki bilgilerin tamamlanmasının ardından işgal makamlarınca kademeli ve yavaş biçimde yürütülecek. Uzun vadede ise bu kararın Batı Şeria’daki egemenlik yollarını “aşağıdan yukarıya” güçlendireceği ifade ediliyor. Gazeteye göre bu durum, siyasi düzeyde açık bir ilhak kararı olmasa bile, “başka sahibi bulunmayan” arazilerin tapuya kaydedilmesi yoluyla işgalin sahadaki kontrolünü fiilen pekiştirmesi anlamına geliyor.
Kararın arka planı 1917 ve 1948 yıllarına uzanıyor. Filistin’in İngiliz Mandası döneminde ve 1948’de siyonist rejimin kurulması sonrasında, sahipleri yerinden edilen topraklar Siyonistlerin tanımına göre “devlet arazisi” sayıldı. Batı Şeria ise bir süre Ürdün’ün kontrolünde kaldı ve bu dönemde arazilerin bir kısmı tescil edildi; toplam alanın yaklaşık üçte biri kayda geçirildi. Siyonist rejim 1967’de Batı Şeria’yı işgal ettikten sonra bu süreci durdurdu ve yaklaşık 60 yıldır durum değişmedi.
Yeni kararın, Adalet Bakanı Yariv Levin, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Güvenlik Bakanı Yisrael Katz tarafından gündeme getirildiği belirtiliyor. Amaç, hukuki açıdan karmaşık ve bu nedenle yavaş ve kısmi ilerlemesi beklenen arazi düzenleme sürecini başlatmak.
Taslağa göre, Merkez Bölge Komutanı’ndan 2030 yılı sonuna kadar Batı Şeria topraklarının yüzde 15’inde arazi tescil sürecini tamamlaması istenecek. İlk aşamada karar yalnızca “C bölgeleri” için geçerli olacak; zira çeşitli düzeylerde hukuki karmaşıklıklar bulunuyor. Siyonist rejimin tahminlerine göre kayda geçirilmemiş tüm arazilerin tescili yaklaşık 30 yıl sürebilir.
Karar metninde, “Arazi Hakları Tescil ve Düzenleme Kurumu”na bağlı özel bir düzenleme idaresi kurulacağı, bu idare altında bölgesel taksime göre çalışacak birden fazla birimin, arazi statüsünün düzenli ve kademeli biçimde tescilini yürüteceği belirtiliyor.
Yeni kararın, yaklaşık altı ay önce “kabinette” ilhak ve egemenlik konularına ilişkin alınan ilkesel kararın ardından, çeşitli bakanlıkların yaptığı kapsamlı incelemeler sonrasında gündeme geldiği ifade ediliyor. Gazeteye göre karar, Filistin Yönetimi’nin son yıllarda paralel biçimde yürüttüğü arazi tescil faaliyetlerini de durdurmayı hedefliyor. Metinde, Filistin tarafının C bölgesindeki genişlemesinin hız kazandığı ve bunun ileride bu topraklara el koyma ve yerleşim için dönüştürme sürecini zorlaştırabileceği öne sürülüyor.
Siyonist İşgalcilerin Arazi Alımının Önü Açıldı
Siyonist rejimin güvenlik kabinesi, işgal altındaki Batı Şeria’da statükoyu yerleşimciler lehine değiştirecek bir dizi karara imza attı. 8 Şubat’ta alınan kararlar, Filistin yönetiminin yetkilerini kısıtlarken yerleşim faaliyetlerini genişletecek.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile siyonist rejim arasında 1990’lı yıllarda imzalanan Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da Filistin yönetimi kurulmuştu. Ancak siyonist rejimin son adımları bu anlaşmaları da ihlal ediyor.
Yeni düzenlemeyle, Batı Şeria’da yalnızca bölgede ikamet edenler veya kayıtlı şirketler aracılığıyla arazi alımına izin veren kural kaldırıldı. Böylece Siyonistler , şirket kurma zorunluluğu olmadan doğrudan arazi satın alabilecek.
Ayrıca arazi alımı öncesinde siyonist makamlarından alınması gereken izin şartı da kaldırıldı. Tapu sicillerindeki gizlilik uygulamasının sona erdirilmesiyle mülkiyet bilgilerine erişim kolaylaştırıldı.
Sivil toplum kuruluşu “Peace Now (Barış Şimdi)” yaptığı açıklamada, kararların Filistin topraklarında “yeni bir siyasi gerçeklik” oluşturma riski taşıdığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.
A ve B Bölgelerinde Yetki Genişletmesi
Siyonist rejimin güvenlik kabinesi ayrıca, uluslararası anlaşmalara göre Filistin yönetiminin idaresinde bulunan “A” ve “B” bölgelerinde Tel Aviv’e bağlı sivil yönetim birimlerinin faaliyet göstermesine karar verdi.
1995 tarihli İkinci Oslo Anlaşması’na göre Batı Şeria; tamamen Filistin yönetimindeki A Bölgesi, Filistin sivil idaresi ve İsrail güvenlik kontrolündeki B Bölgesi, Tamamen siyonist rejim kontrolündeki C Bölgesi olmak üzere üçe ayrılıyor.
C Bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 61’ini oluşturuyor.
Yeni kararlarla siyonist rejimin yalnızca C Bölgesi’nde değil, Batı Şeria genelinde idari ve askeri yetkilerini genişletebileceği ifade ediliyor. Kültürel miras, arkeolojik alanlar, çevresel riskler ve su kaynakları gibi gerekçelerle yapı yıkımları ve müsadere işlemlerinin artabileceği belirtiliyor.
El Halil ve Beytüllahim’de Yetki Değişikliği
Siyonist rejim yönetimi, El Halil’de Hz. İbrahim Camisi çevresindeki planlama ve inşaat yetkisini Filistin belediyesinden alarak siyonist rejime bağlı sivil yönetime devretme kararı aldı. Bu düzenlemenin illegal yerleşim alanlarının genişletilmesini kolaylaştıracağı ifade ediliyor.
Ayrıca Beytüllahim’de Yahudiler tarafından kutsal kabul edilen Rahel Kabri’nin sorumluluğunun Filistin yönetiminden alınarak siyonist rejim idaresine devredilmesi kararlaştırıldı.
BM Yetkilisi: israilin Batı Şeria Kararları Zorla Yerinden Etmeye Yol Açabilir
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi Sözcüsü Ravina Shamdasani, siyonist terör rejiminin Batı Şeria’daki kontrol alanını genişletmesinin Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yol açabileceği yönünde endişelerini dile getirdi.
Shamdasani, siyonist rejimin idari olarak Filistin yönetimine bağlı bölgelerde denetim ve kontrol faaliyetlerini genişletme kararının “ciddi kaygılar doğurduğunu” söyledi.
Bu kaygıların gerekçesini, söz konusu kararın “resmi bir sürgün uygulamasına başvurmadan, nüfus üzerindeki baskıların birikmesi yoluyla dolaylı zorla yerinden etmeye yol açacak koşullar yaratması” olarak açıkladı.
Ayrıca siyonist rejimin attığı adımların, “uluslararası hukukun açık ihlali niteliğinde olan yasa dışı ilhak gerçeğini güçlendirdiği” yönünde endişe duyduklarını belirtti.
Shamdasani, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik “baskıcı bir ortamın” zaten mevcut olduğunu ve bunun özellikle 7 Ekim 2023’ten bu yana belirgin şekilde kötüleştiğini ifade etti. Filistinlilere yönelik alan daraltma eğiliminin 7 Ekim’den önce de var olduğunu vurguladı.
BM İnsan Hakları Ofisi’nin sahada “ilhak gerçeğinin pekiştirilmesini” kaygıyla izlediğini belirten Shamdasani, siyonist rejimin attığı adımların uluslararası hukuka aykırı biçimde egemenlik genişletme anlamına geldiğini söyledi.
7 Ekim’den Bu Yana 1052 Filistinli Şehit Edildi
BM İnsan Hakları Ofisi’nin verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria ve Kudüs’te siyonist rejim güçleri veya BM’nin “yasa dışı yerleşimciler” olarak tanımladığı kişiler tarafından 1052 Filistinli şehit edildi.
Shamdasani, çok sayıda şiddet vakası belgelendiğini, bunlar arasında darp, keyfi gözaltılar ve “insanlık dışı koşullarda” tutma uygulamalarının bulunduğunu ifade etti.
Ayrıca Filistinlilerin gıda, tarım arazileri, iş yerleri, okullar ve sağlık hizmetlerine erişimini engelleyen hareket kısıtlamalarının son aylarda arttığını söyledi.
Shamdasani, atılan adımların Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakını güçlendirdiğini ve bunun “uluslararası hukukun açık bir ihlali” olduğunu vurguladı.
Genel değerlendirmesinde ise BM’nin onlarca yıldır Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik “sistematik ihlalleri” gözlemlediğini belirtti.
Ofisin, ayrımcılığın bazı durumlarda “ırkçı ayrımcılığa”, hatta “apartheid (ırk ayrımcılığı rejimi)” düzeyine varabileceğini belgelediğini söyledi.
Filistinlilerin ekonomik, sosyal, kültürel, sivil ve siyasi yaşamlarına getirilen kısıtlamaların ve artan şiddetin, bu yaklaşımın durdurulması için acil müdahale gerektirdiğini ifade etti.





