"Büyük israil" kavramı uzun yıllardır siyonist hareketin en tartışmalı ideolojik hedeflerinden biri olarak görülüyor. Ancak bugün gelinen noktada mesele yalnızca daha fazla toprak işgali ya da yeni yerleşim birimleri kurma meselesi olmaktan çıkmış durumda.

Özellikle Gazze'de yürütülen yıkım savaşı, Lübnan'a yönelik saldırılar, Suriye'de artan işgal girişimleri ve İran İslam Cumhuriyeti'ni doğrudan hedef alan askeri hamleler, projenin çok daha geniş kapsamlı olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılara göre Netanyahu liderliğindeki siyonist yönetim, sadece Filistin topraklarında kalıcı hakimiyet kurmayı değil aynı zamanda Orta Doğu'nun siyasi, askeri ve ekonomik dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.

Gazze'de başlayan süreç bölgeye yayıldı

Aksa Tufanı sonrası siyonist rejimin Gazze'ye başlattığı saldırılar, modern tarihin en ağır yıkımlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Gazze'nin büyük bölümü harabeye çevrilirken yüz binlerce Filistinli şehit oldu, yaralandı ya da yerinden edildi.

Ancak süreç yalnızca Gazze ile sınırlı kalmadı.

İşgalciler Batı Şeria'da baskınlarını ve gasplarını artırırken, Lübnan'ın güneyinde yeni askeri hatlar oluşturmaya başladı.

Suriye'de ise Golan Tepeleri dışındaki bölgelerde fiili işgal girişimleri dikkat çekti.

Siyonist rejimin Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in "Şam'a kadar genişleme" çağrısı yapması, siyonist çevrelerin niyetini açık biçimde ortaya koydu.

Netanyahu'nun da çeşitli konuşmalarında "yeni Orta Doğu" söylemini sıklaştırması, bu hedeflerin tesadüfi olmadığını gösteriyor.

"Büyük israil" sadece harita meselesi değil

Uzmanlara göre "Büyük israil" düşüncesi yalnızca coğrafi genişleme anlamına gelmiyor.

Asıl hedef, bölgedeki tüm güç merkezlerini zayıflatarak siyonist rejimi tartışmasız bölgesel hegemon haline getirmek.

Bu çerçevede İran İslam Cumhuriyeti'nin hedef alınması kritik önem taşıyor. Çünkü Tel Aviv yönetimi, İran'ı yalnızca askeri rakip değil aynı zamanda bölgedeki direniş ekseninin merkezi olarak görüyor.

Bu nedenle ABD'nin savaşa doğrudan çekilmesi Netanyahu açısından stratejik bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor.

Analistlere göre Washington'un askeri, ekonomik ve diplomatik desteği olmadan siyonist rejimin böylesine geniş çaplı bir savaş mimarisi kurması mümkün değil.

Körfez ülkeleri neden önemli?

Projede dikkat çeken en önemli başlıklardan biri de Körfez ülkeleri.

Bazı araştırmacılar, siyonist rejimin İran'ı zayıflatırken aynı zamanda Körfez ülkelerini güvenlik açısından kendisine bağımlı hale getirmeyi hedeflediğini savunuyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizler ve enerji hatlarının hedef alınması sonrasında Netanyahu'nun yaptığı açıklamalar da bu görüşü güçlendirdi.

Netanyahu, petrol ve doğal gaz hatlarının Körfez'den Akdeniz'e, yani işgal altındaki topraklara yönlendirilmesini savundu.

Bu yaklaşım, enerji yollarının merkezine siyonist rejimi yerleştirmeyi amaçlayan ekonomik bir dönüşüm planı olarak değerlendiriliyor.

Netanyahu'nun "altılı ittifak" planı

Netanyahu'nun son dönemde dile getirdiği en dikkat çekici projelerden biri de "altılı bölgesel ittifak" fikri oldu.

Bu plana göre Hindistan, bazı Arap ülkeleri, Afrika'dan belirli devletler, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve bazı Asya ülkeleriyle siyonist rejim merkezli yeni bir güvenlik ve ekonomi hattı oluşturulması hedefleniyor.

Söz konusu ittifakın temel amacı ise bölgedeki tüm rakip güçleri çevrelemek.

İşgal basınında yayımlanan bazı analizlerde, siyonist ordunun gelecekte sadece sınır hattında değil, bölgenin derinliklerinde de "operasyonel hakimiyet" kurmasının hedeflendiği belirtiliyor.

Bu durum, sürekli savaş halinin yeni normal olarak görüldüğüne işaret ediyor.

Yeni hedef Türkiye mi?

Son dönemde siyonist çevrelerde Türkiye'ye yönelik açıklamaların sertleşmesi de dikkat çekiyor.

Özellikle bölgesel nüfuz mücadelesi, Doğu Akdeniz enerji rekabeti ve Suriye sahasındaki gelişmeler nedeniyle Türkiye'nin bazı siyonist strateji belgelerinde "gelecekteki rakip güçlerden biri" olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.

Bu nedenle birçok uzman, bölgede kurulmak istenen yeni düzenin yalnızca İran İslam Cumhuriyeti'ni değil Türkiye dahil bağımsız hareket eden tüm bölgesel aktörleri hedef alabileceği görüşünde.

ABD içinde büyüyen rahatsızlık

ABD'de de bu savaş politikalarına yönelik eleştiriler giderek artıyor.

Bazı Amerikan düşünce kuruluşları, Washington'un siyonist rejimin genişleme hedefleri uğruna ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödediğini savunuyor.

Enerji krizleri, artan askeri harcamalar ve küresel gerilimler nedeniyle ABD kamuoyunda savaş karşıtı söylemler güç kazanıyor.

Uzmanlar, Netanyahu'nun stratejisinin ABD'yi uzun yıllar sürecek yeni bir Orta Doğu bataklığına sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Gazze modeli başka ülkelere taşınabilir mi?

İngiliz gazeteci ve tarihçi Andy Worthington gibi isimler ise en büyük tehlikenin Gazze'de uygulanan yıkım modelinin başka ülkelere taşınması olduğunu belirtiyor.

Gazze'de hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının ve sivil altyapının sistematik şekilde hedef alınmasının "yeni savaş doktrini" haline gelmesinden endişe ediliyor.

Araştırmacılara göre bu yaklaşım yalnızca Filistin için değil tüm bölge için uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlık ve yıkım anlamına geliyor.

Bölgeyi bekleyen büyük risk

Birçok analist, "Büyük israil" projesinin artık teorik bir söylem olmaktan çıktığını düşünüyor.

Gazze'deki saldırılar, Lübnan'daki yıkım, Suriye'deki işgal girişimleri ve İran İslam Cumhuriyeti'yle tırmandırılan savaş, projenin farklı aşamaları olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre bu strateji durdurulmazsa Orta Doğu, sınırları sürekli değişen, milyonlarca insanın yerinden edildiği ve savaşların kalıcı hale geldiği yeni bir döneme girebilir.

Bölgedeki birçok çevre ise siyonist rejimin askeri üstünlük üzerinden kurmaya çalıştığı düzenin, uzun vadede daha büyük çatışmaları tetikleyeceğini ve halkların direnişini büyüteceğini belirtiyor.

Kaynak: İLKHA