Türkiye’de yargı sisteminin neye göre refleks gösterdiği, hangi suçun "dokunulmaz", hangi eleştirinin ise "bilet kesici" olduğu bir kez daha kan donduran bir skandalla gözler önüne serildi. Kocaeli’de tarihi bir caminin içinde, inanç dünyasını ve toplumsal ahlakı ayaklar altına alan bir rezalete imza atanların serbest bırakılması, kamuoyu vicdanında infiale yol açtı.
Sosyal medyada fikir beyan edenin ya da 5816 sayılı kanun kapsamında en ufak bir fikir beyan edenin anında demir parmaklıklar arkasına gönderildiği ülkede, camide ahlaksızlık yapmanın cezasının "ifade verip yürümek" olması, adaletin terazisinin tamamen şaştığının resmi belgesi oldu.
Skandal olay, Kocaeli’deki tarihi bir camide sabah ezanı için içeri giren müezzinin gözleri önünde yaşandı. Mabet içerisinde, iki şahsın ahlaksızlık yaptığını gören din görevlisi, durumu hemen polise bildirdi.
Gözaltına alınan şahısların emniyette verdikleri ifade ise topluma karşı yapılmış açık bir meydan okumaydı. Milyonların kutsalını hiçe sayan şahıslar, cami içindeki ahlaksızlığı “fantezi amaçlı ve farklı bir deneyim için” yaptıklarını pişkinlikle itiraf etti. Şahıslar bu ifadeye rağmen serbest bırakıldı.
Olayın sosyal medyada ve kamuoyunda duyulmasının ardından tepkiler çığ gibi büyüdü. Vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları, adalet sistemindeki bariz çifte standartları sert bir dille eleştirdi.
Vatandaşlar sordu; 5816 sayılı Mustafa Kemal'i koruma kanunu kapsamında en küçük bir tarihi eleştiri dahi hapis cezasıyla sonuçlanabilirken, ibadethanelere yapılan bu açık saygısızlığın cezai bir karşılığı yok mu?
Onlarca paylaşımla İbadethanelerin dokunulmazlığının korunması ve bu tür saygısızlıkların en ağır şekilde cezalandırılması için yetkililer göreve çağrıldı.
HÜDA PAR KANUN TEKLİFİ VERMİŞTİ
Olay sonrası HÜDA PAR'ın kanun teklifi de yeniden gündeme geldi. HÜDA PAR milletvekilleri, dini değerlere yönelik hakaret ve saldırılara ilişkin cezaların artırılması ve Türk Ceza Kanunu'na yeni bir suç tanımı eklenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) kanun teklifi sunmuştu.
Kanun teklifinin genel gerekçesinde, din ve vicdan özgürlüğünün Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alındığı belirtilerek, dini değerlere yönelik hakaret ve saldırıların yalnızca bireyleri değil, toplumsal barışı da hedef aldığı ifade edildi.
Teklifte, mevcut düzenlemelerde dini değerlere hakaret suçları için öngörülen cezaların yeterince caydırıcı olmadığı belirtildi. Gerekçede, dini ve manevi değerlerin bilinçli şekilde hedef alınmasının, bireylerin inançları nedeniyle rencide edilmesine yol açtığı ve bunun toplumsal doku ile kamu düzenine zarar verdiği belirtildi.
Düzenlemeyle birlikte Türk Ceza Kanunu'na 216/A maddesi eklenerek "Dini değerlere hakaret" suçunun müstakil bir suç olarak tanımlanması öngörülüyor.
Teklifte, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanması, tahkir edilmesi veya bu değerlere sövülmesinin suç kapsamına alınması ve bu fiiller için daha caydırıcı cezalar uygulanması hedefleniyor.
Ayrıca mevcut "kişinin hatırasına hakaret" suçunun kapsamının genişletilmesi ve ilgili cezalarda artış yapılması da teklif kapsamında yer alıyor.





