Siyonist işgal çetesinin hukuk tanımaz, barbar ve vahşi yüzünü tüm dünyaya bir kez daha ifşa eden Mavi Marmara katliamının üzerinden 16 yıl geçti. 31 Mayıs 2010 tarihinde, sadece Gazzeli mazlumlara insani yardım ulaştırmak ve yıllardır süren zalim ablukayı parça parça etmek amacıyla denize açılan özgürlük filosu, terör şebekesinin korkakça ve sinsice saldırısına maruz kalmıştı.

MAVİ MARMARA'NIN AZİZ ŞEHİTLERİ

Uluslararası sularda, hukuku ve insanlığı hiçe sayarak postallarıyla kutsal bir amaca saldıran siyonistler; Furkan Doğan, Cevdet Kılıçlar, İbrahim Bilgen, Necdet Yıldırım, Ali Haydar Bengi, Cengiz Songür, Çetin Topçuoğlu, Fahri Yaldız, Cengiz Akyüz ve Uğur Süleyman Söylemez kardeşlerimizi şehid etmiş, onlarca aktivisti de yaralamıştı.

MAVİ MARMARA BİR RUH BİR MEKTEPTİR

Mavi Marmara, sadece geçmişte yaşanmış acı bir hadise değil; ümmetin izzetini, sarsılmaz duruşunu ve Kudüs’e olan sarsılmaz bağlılığını simgeleyen canlı bir mekteptir. O gün Akdeniz’in dalgaları arasında yükselen tekbir sesleri ve şehadet şerbetini tadan yiğitlerin pak kanları, bugün Gazze’de, Refah’ta, Cibaliye’de siyonist bombalara karşı destansı bir direniş gösteren Aksa Tufanı kahramanlarının damarlarında akmaktadır.

Bugün dönüp baktığımızda daha net görüyoruz ki: Mavi Marmara ne bir yanılgı ne de sıradan bir yardım seferiydi; o, küresel istikbale karşı mümince bir kıyamın adıydı.

AYNI VAHŞET AYNI DİRENİŞ

Geçen 16 yıla rağmen işgal rejiminin karakteri hiç değişmedi. O gün Mavi Marmara’da silahsız sivillere kurşun yağdıran siyonist çete, bugün tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de tarihin en büyük soykırımlarından birini icra ediyor. Ancak unuttukları bir şey var: Mavi Marmara’nın ektiği direniş tohumları büyüdü, boy verdi ve bugün işgalcilerin kabusu olan devasa bir çınara dönüştü.

Muhabir: MEHMET TAHİR ÖZSOY