Türkiye’de son yıllarda sokak köpeği sorunu ve beraberinde gelişen "hayvanseverlik" anlayışı, toplumsal bir akıl tutulmasına doğru evriliyor. Yeni Şafak Yazarı İsmail Kılıçarslan'dan çarpıcı bir çıkış geldi. Kılıçarslan, köpeklerini insani bir bağın ötesine taşıyarak "Köpeğimi ben doğurdum" diyen kitleyi sert bir dille eleştirdi. Bu durumun bir sevgi gösterisi değil, psikiyatrinin doğrudan konusu olduğunu belirten yazar, modern dünyanın sunduğu bu yeni nesil "ebeveynlik" modelinin sağlıksız bir sapma olduğuna işaret etti.

Van'da köpekler tarafından katledilen 5 yaşındaki Hamza'yı hatırlatan Kılıçarslan; ''Hamza köpekler tarafından yenildi.AK Parti'nin bir İstanbul milletvekili çıkıyor "Belediyelerin barınakları katliam merkezleri gibi, Ankara'da Patiliköy gibi yerlere insanlar destek versin" diyor.

AK Parti'de ne idüğü belirsiz 2 hayvansever derneği refere eden milletvekili var.'' diye konuştu.

Kılıçarslan tarafından dikkat çekilen bir diğer acı gerçek ise toplumsal hiyerarşideki bozulma. Bu ülkede insanın lobisi yok, köpeklerin var değerlendirmeleri her geçen gün artıyor.

Vatandaşlar dertli. Parçalanan bedenler, sokağa çıkamayan çocuklar ve yaşlılar gündemdeyken; her trajedinin ardından mağduru değil, saldırgan hayvanı koruma refleksine bürünen devasa bir yapı türedi. Sokakları güvensiz hale getiren başıboşluk, bugün medya ve sosyal medya üzerinden yürütülen agresif bir "köpek lobisi" tarafından finanse ediliyor ve korunuyor. Vatandaşın can güvenliği, bu lobinin ideolojik takıntılarına kurban ediliyor.

HAÇİKO kurucusu Ömür Gedik’in "Biz ailemize de kedimize, köpeğimize de aynı hormonlarla bağlanıyoruz" savunması ise meselenin vahametini kanıtlar nitelikte. Bir hayvanla kurulan duygusal bağı, aile bireyleriyle kurulan bağla eşitlemek; insanı insan yapan sosyal ve ruhsal derinliği, basit bir hormon seviyesine indirgemek olarak görülüyor. Bu bakış açısı, toplumsal yapının en temel birimi olan aileyi ve insan ilişkilerini, evdeki bir evcil hayvanla aynı kefeye koyarak değersizleştiriyor.

Muhabir: Mehmet Yaman