Dijital platformlarda milyonlara ulaşan programlarda, genç kızlara rol model olarak sunulan isimlerin ilişkiler ve kadın-erkek bağları hakkında kurduğu dil, artık “kişisel tercih” sınırını aşmış durumda. “Özgürlük” ambalajıyla pazarlanan çoklu flört söylemi, insan ilişkilerini bir vitrin malına, kadın-erkek bağını ise tüketim nesnesine indirgerken; sadakat, mahremiyet ve sorumluluk kavramları alenen itibarsızlaştırılıyor. Ekranlardan yayılan bu bakış açısı, genç kızlara güç vermek bir yana, onları değersizleştiren seküler bir zihniyetin yeni propagandasına dönüşüyor.
Melis İşiten’in sunduğu Zaten Şov programında Oğuzhan Uğur ile yapılan konuşma, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Programda geçen “çoklu flört” diyaloğu, özellikle genç kızlara rol model olarak sunulan ekran yüzlerinin hangi değerleri normalleştirdiği tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
Program sırasında Oğuzhan Uğur’un “Çoklu flört erkekte olur mu? Bizde yok” sözlerine Melis İşiten’in “Bende de yok” yanıtını vermesiyle başlayan diyalog, Uğur’un İşiten’in telefonunda birden fazla erkekten gelen mesajları gördüğünü söylemesiyle farklı bir boyuta taşındı. Ardından İşiten’in “Aynı anda 10 kişiyle flört ediyorum. Bekar insanlar istediği kadar flört edebilir” ifadeleri, kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Daha da dikkat çekici olan ise flört anlayışını açıklamak için kullanılan benzetmelerdi. Oğuzhan Uğur’un “Baba bu kumandalı arabayı istiyorum, alıyorsun; sonra başkasında görünce bakıyorsun” sözlerine Melis İşiten’in “Almıyorum. Araba galerisindeymişim gibi düşün” cevabı, eleştirilerin odağına yerleşti. Kadın-erkek ilişkilerinin “ürün seçimi” ve “galeri” metaforlarıyla anlatılması büyük tepki çekti.
Söz konusu program uzun süredir bazı seküler çevrelerde dile getirilen “örtünürse özgürlüğü gider”, “evlenirse kadın kaybeder” anlayışının medya diline yansıyan bir örneği. Genç kızlara “bağlanmamak”, “aynı anda çoklu ilişki yürütmek” ve “ilişkileri tüketim nesnesi gibi görmek” telkin edilirken; sadakat, sorumluluk ve mahremiyet gibi kavramlar böylece değersizleştiriliyor.
İslam'ın çizdiği sınırın önemi bir kez daha anlaşıldı
Böylece İslam dininin çizdiği sınırların ehemmiyeti bir kez daha ortaya çıktı. İslam, kadın-erkek ilişkilerine sınır koyarken kadını kısıtlamak için değil, onu korumak, yüceltmek ve değersizleşmekten muhafaza etmek için sınır çizer. Mahremiyet, iffetin baskılanması değil; kadının bedeniyle, duygularıyla ve onuruyla bir pazara sürülmemesinin teminatıdır. İslam’da kadın; beğeni nesnesi, vitrin ürünü ya da tüketilecek bir ilişki figürü değil, saygı duyulan, değeri sınırlarla muhafaza edilen bir şahsiyettir. Evlilik, kadının özgürlüğünün bittiği bir zincir değil; güvenin, sorumluluğun ve karşılıklı hakkın tesis edildiği bir koruma zeminidir.
Seküler zihniyet ise “özgürlük” söylemi altında kadını koruyan tüm sınırları yıkarak, onu duygusal ve bedensel bir tüketim döngüsünün içine iter. Çoklu flört, sınırsız ilişki ve geçicilik; kadını güçlendirmez, aksine değersizleştirir. Kadın, bu bakış açısında seçen değil sürekli seçilen, irade sahibi bir özne değil, talep edilen bir nesne haline gelir. Bugün ekranlarda “modernlik” diye pazarlanan bu anlayış, kadını erkek egemen bir arz piyasasının ortasına bırakırken, bunun bedelini yalnızlık, güvensizlik ve psikolojik yıpranma olarak yine kadınlara ödetmektedir.
Uzmanlar, gençlerin rol model olarak gördüğü isimlerin, “özgürlük” adı altında ilişkileri sıradanlaştıran ve insanı nesneleştiren bir bakış açısını meşrulaştırmasının, toplumsal sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiliyor.





