Gaziantep Milletvekili ve HÜDA PAR Genel Başkan Vekili Şahzade Demir, yaptığı basın açıklamasında gündemdeki kritik başlıkları ele aldı. Demir, özellikle muhafazakâr kimlikli gençlerin gözaltı süreçlerini, son dönemde artış gösteren IBAN üzerinden dolandırıcılık vakalarını ve internet üzerinden yürütülen bahis oyunlarının sosyal yapıda yol açtığı tahribatları değerlendirdi.

Toplumun geniş bir kesimini etkileyen bu sorunlara karşı köklü önlemler alınması gerektiğini savunan Demir, kumarın her türlüsünün hukuk dışı ilan edilmesinin ve her mecrada karşımıza çıkan tanıtım faaliyetlerinin durdurulmasının bir zorunluluk olduğunu dile getirdi.

Gençler, somut suç isnadı olmaksızın "terör" parantezine alınıyor

Son dönemde özellikle dindar-muhafazakâr gençlere yönelik gözaltı, soruşturma ve tutuklama süreçlerine dikkat çeken Demir, "Toplumu açık biçimde kin ve düşmanlığa sevk eden, nefret söylemleri üreten ve milletin ortak değerlerini hedef alan fiiller karşısında etkili bir hukuki refleks gösterilmemektedir. Buna karşılık, inanç temelli hassasiyetlere dayanan yorum ve açıklamaların, herhangi bir somut suç isnadı olmaksızın 'terör' parantezine alınıp muamele görmesi, milletin inancını ve medeniyet değerleri konusundaki hassasiyetini görmezden gelmektir." dedi.

"Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal ediliyor"

Sonuçlanmamış soruşturma süreçlerinin kişilerin geleceğini doğrudan etkileyen kalıcı kayıtlara dönüştürülmesinin masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının açık ihlali olduğunu vurgulayan Demir, "Şiddeti ve nefreti besleyen söylemler karşısında işletilmeyen hukuk ile inanç hassasiyetlerini potansiyel suç alanına yerleştiren güvenlikçi pratiklerin, aynı hukuk düzeni içinde meşrulaştırılması kabul edilebilir değildir." ifadelerini kullandı.

"IBAN dosyalarında yaş ile kuru ayrılmalı"

Aralık ayında gündeme getirdikleri IBAN üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık suçlarına da değinen Demir, mevcut ceza soruşturması ve yargılama pratiğinin ciddi hukuki sakıncalar ürettiğini söyledi.

Demir, "Mevcut uygulamada; fiilin planlayıcısı, yöneticisi ve ekonomik fayda sağlayanı olan asli failler ile çeşitli sosyal ve ekonomik nedenlerle banka hesabını üçüncü kişilere kullandıran kişiler arasında kusur derecesi gözetilmeksizin aynı cezalar verilmektedir. Bu durum, cezanın kişiselleştirilmesi, kusur sorumluluğu ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşmamaktadır." dedi.

"Yalnızca banka hesabını kullandıranlar, ağır nitelikli dolandırıcılık suçlarının faili gibi cezalandırılıyor"

Birçok dosyada yalnızca banka hesabını kullandıran kişilerin, suça iştirak iradesi bulunmadığı hâlde ağır nitelikli dolandırıcılık suçlarının faili gibi cezalandırıldığını belirten Demir, "Nitekim yalnızca banka hesabını kullandırma fiilinin, suçun icra hareketlerine bilerek ve isteyerek katılım anlamına geldiğinin somut delillerle ortaya konulamadığı birçok dosyada sanıkların, suça iştirak iradesi bulunmadığı hâlde, ağır nitelikli dolandırıcılık suçlarının faili gibi cezalandırıldığı görülmektedir. Bu yaklaşım, ceza sorumluluğunu fiil–fail ilişkisi yerine sonuç üzerinden genişleten ve objektif sorumluluğa yaklaşan sakıncalı bir uygulamaya yol açmaktadır." şeklinde konuştu.

"IBAN dolandırıcılığı suçunda kastı bulunmayan veya tali kusuru olan kişiler uzlaştırma kapsamına alınmalı"

Demir, çözüm önerilerini ise şu başlıklar altında sıraladı:

"Suçun organizasyonunu kuran, yöneten ve kazanç sağlayan asli faillerin tespiti için teknik takip, finansal analiz ve örgütlü suç soruşturması kapasitesi etkin biçimde kullanılmalı, 'Ara taşıyıcı' konumundaki kişilerin, suç örgütleriyle aynı cezai statüde değerlendirilmesine son verilmeli, Suça konu zararın giderilmesi hâlinde, kastı bulunmayan veya tali kusuru olan kişilerin uzlaştırma kapsamına alınmasına imkân tanıyan yasal düzenlemeler yapılmalıdır."

"Bu uygulamalar, suçla mücadele değil; yeni ve kalıcı toplumsal mağduriyetler üretmeye devam edecek"

Ceza adalet sisteminin, kusur ile cezanın orantılı olduğu bir yapı üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Demir, "Aksi hâlde bu uygulamalar, suçla mücadele değil; yeni ve kalıcı toplumsal mağduriyetler üretmeye devam edecektir." şeklinde konuştu.

"Kumar toplumsal bir felakete dönüştü"

Basın toplantısında kumar meselesine de geniş yer ayıran Demir, ocak ayında kumar borçları nedeniyle hayatına son veren üç vatandaşın, sorunun boyutunu açıkça ortaya koyduğunu belirtti.

Demir, "Kumar artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış, toplumsal bir felakete dönüşmüştür. Yasal ya da yasadışı olması, yol açtığı yıkımı değiştirmemektedir." dedi.

"Şans oyunu" adı altında sunulan ve teşvik edilen her türlü kumar faaliyetinin emeği değersizleştirdiğini, aile yapısını sarstığını ve özellikle gençleri umutsuzluğa sürüklediğini ifade eden Demir, "Alın terini hiçe sayan, haksız kazancı meşrulaştıran bu illet; inancımıza göre açık bir haram, toplum açısından ise zehirleyici bir tehdittir." diye konuştu.

"Kumarla mücadele hem imanî hem de insani bir zorunluluktur"

"Kumarın her türü, hiçbir istisnaya yer bırakılmaksızın yasaklanmalı; reklamı, tanıtımı ve teşviki derhâl durdurulmalıdır." diyen Demir, şu ifadeleri kullandı:

"Unutulmamalıdır ki kumar masasında kaybedilen yalnızca maddi imkânlar değildir; onur, gelecek ve nihayetinde insan hayatı da kaybedilmektedir. Bu vebale ortak olmamak adına topyekûn bir mücadele hem imani hem de insani bir zorunluluktur."

"Devletin görevi kumarı 'meşrulaştırmak' değil, vatandaşını zararlı alışkanlıktan korumaktır"

Konuşmasında Maide Suresi’nin 90. ayetine atıfta bulunan Demir, "Devletin görevi, yasal addetmek suretiyle kumarı 'meşrulaştırarak' vatandaşını bu tür bağımlılıklara yönlendirmek değil; onu her türlü zararlı alışkanlıktan korumak ve kollamaktır." diyerek konuşmasına noktaladı.

Kaynak: İLKHA