• DOLAR 5.629
  • EURO 6.342
  • ALTIN 261.018
  • ...
Ahireti hesaba kat!

“Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.” (Duha /4)

“Ve ahireti terk edip bırakıyorsunuz.” (Kıyamet /21)

“Eğer siz Allah`ı, Rasulü`nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” (Ahzap /29)

Ahiret hayatı! Asıl olan… Hayatın ikinci ve asıl gerçeği… İki hayat yüzünün en gerçek yüzü… İnsanın hayatındaki en doğru bakışı ve en önemli, en değerli ve tüm enlerin en mühimi!

Ahiret hayatı! Müslümanlığın ilanı, insanlığın davranış çizelgesini kontrol eden, düşünmelerin kenarına muhakkak ahireti de diken ve hep hatırlatan, dünyaya her dalışta ahiret iğnesiyle kendine getiren. Yani düşündüren, hayatı ona göre ölçüp biçen, bu dünyayı ahirette alacak mahsule göre ekecek olan…

Fakat hayatımız ve bizim için birinci mesele olan ahiret hayatı, ne yazık ki çok ötelerde kalıyor. Her ne kadar ikinci hayatımız olsa da her zaman birinciliğe göre yaşamak gerekli oluyor. Ki ahiret hayatının dünyadan daha hayırlı olduğunu buyuruyor Rab! Ve daha nice ayeti kerimeler ahiret hayatı önemi hakkında etkileyici dersler veriyor.

Oysa bizi oyalayan dünya hayatı, insana ‘ebediyet` duygusunu verince insanda ahiret düşüncesi olmasına rağmen amelleri dünyevi oluyor. Hayal ve emelleri hep dünya üzerine sonsuzluk mecrasında yüzüyor. Evet emel dedik. Dünyayı gönle daha bir yerleştirmenin iki sebebi vardır; doyumsuzluk ve emel.

Resulullah (sav)`ın “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun gözünü topraktan başkası doyurmaz.” hadisi, doyumsuzluğu ifade etmesi bakımından kâfidir. İnsanoğlu istedikçe ister, aldıkça alır, hep daha fazlası anlayışıyla dünya gafletinin ağına öyle bir yakalanır ki… Öncelik dünya olduğundan ahiretinden vazgeçer, vazgeçmekle kalmaz, ‘daha çok olsun` anlayışıyla ahirette aleyhine olacak durumla karşılaşacak ameller yapar. Dünyamız açısından bencilliğin, kibrin, paylaşamamanın, hep azalacağından korkup vermemenin gerisinde duran sebep budur.

Bir diğeri emeldir. İnsanın beklentisi ve bekledikleri hep bu hafta, gelecek ay, gelecek sene derken ve hayaller de bu minvalde ilerlerken bu durumda ahiretin hesaptan düşmesi tabidir. Dünyadaki emeller, geleceğinden emin olmadığın gelecekler içinse hele ve hayatta bu emellere göre yaşıyorsa; sadece dünya- ahiret arasındaki öncelik meselesi ne boyuttadır, varın siz düşünün.

Oysa Müslüman şuuruna yakışan emel anlayışı, ahiret öncelikli olmalıdır. Ahiretteki hesabın güzel geçmesi ya da cennet emeli güzeldir. Ancak bunu istemek, dünyada ahirete göre yaşamakla olur ancak. İşin hakikati, dünyada yapacağımız her ameli ahiret ölçüsünce biçmek ve dünyadaki en önemli emel de ahiretteki mutluluğa sahip olma düşüncesinde gizlidir.

Diğer türlü, insanın dünya hayatı içerisinde tabiri yerindeyse elini kolunu sallaya sallaya yaşama ahmaklığını göstermesi, en baştaki hatasıdır. İnsanı yaratan Allah, yaşayış noktasında da hayata müdahil olmuş ve Kur`an ile sünnetle de bize yol, yöntem, ışık olacak iki düstur vermiştir. Bu iki ışık, dünyayı yaşamamız kadarıyla yaşatacak ve gerçek olan ahireti de hep ön planda tutarak insanın nisyanına galebe çalacaktır. Dünyanın bir köprü vazifesi ya da gölgelik bir vakit olduğunu fehmettirip gerçek ve asıl olanı hesaba katmayı öğretecektir.

Fakat şu an toplumumuza baktığımızda en öncelikli sorunumuz ‘dünyevileşmedir.` Dünyayı bu kadar sahiplenme, ahireti hiç hesaba katmamaktan ileri gelir. Yaratılış neden ve niçinliğini unutan da dünyevi tehlikenin içinde yer alır.

Oysa ahireti hesaba katmak daha niyette başlar. Ne kadar uzak görünse de ahiret dediğimiz gayb, bize o kadar yakındır. Niyetlerin dünyevi mi yoksa ahiret amaçlı mı olduğu, ilk ölçmemiz gereken meseledir. Niyet kalbin temizliğine/kirliliğine vakıf olacaktır. Vücuttaki başkomutan kalp ise tüm azalarda kalbin dünyevileşmesi ya da ahirete önem vermesine göre hareketlenecek amele geçecektir.  Dolayısıyla ahireti her dem hesaba katmak zorundayız! Düşünürken, niyet ederken, birisiyle konuşurken, gülerken, dert edinirken, sevinirken, giderken, gelirken… Hâsılı her durum ve zamanda… Acaba yaptığım, konuştuğum tüm bu şeylerde ahireti hesaba katmamışsam, ahirette amellerim aleyhime olup da ben dünya hayatında hesaptan düşünce, o mu beni hesaba katacak?

Yani ahiretin öncelikli olması, dünyamızdan daha değerli olması, dünyamızı ona göre şekillendiriyor olmamız gerekiyor. Her dem hesaba katıp onunla yürüyüp, onunla yaşayıp, onunla ölmek gerekiyor. İstikamet üzere… Şartlar, durumlar, zamanlar değişse dahi ahiret hayatının insan üzerindeki önceliği, en başta dünyayı cennete çevirecektir.

Şuan ki haksızlık, yalancılık, dolandırıcılık, zulüm ve her türlü pisliğe baktığımızda ahiretin hesaptan düşüldüğü için durumun bu olduğunu görüyoruz. Dünyada yaptıklarının bir gün ahirette karşılarına çıkacağını unuttukları için… Dolayısıyla ahiret bilinci en başta topluma iyi insan kazandırır. Allah korkusu ve ahiret bilinci kötülüklerin olmadığı, iyiliklerin daha yoğun olduğu bir toplum hayal ettirir.

Dolayısıyla bugün her insanın sorumluluğu altında bulunan insanlar vardır. Hiç olmazsa bir annenin çocuğu vardır. Ve sorumlusu olduğumuz kişilere öncelikli ders; ahireti hesaba katmaları ve ahiret şuuru içinde yetişmeleri olmalıdır. Ahiret bilinci en başta verilmeli ki; dünya hayatında her geçirdikleri zaman ahirette karşılarına çıkan zaman olacaktır. Ve asıl yurdun, asıl yaşaması gereken yerin, ebediyet kokan yerin ahiret olduğunu anlatmak gerek.

Peygamberlerin davet çağrılarına baktığımızda da bunu görürüz. Ahiret yurdunun asıllığına vurgu etmişlerdir. Elbette ahirete iman etmeyen topluluklar içindi bu. Ama biliyoruz ki iman etmek yetmiyor ona göre yaşamadıkça… Dolayısıyla imanın şartlarındaki ahiret gününe inanmak, ezberi kadar hayata yaşanması gereken bir amel de olmalı. Ve bu bilinç, toplumda hep hatırlatılan birinci mesel olmalı.

“Kim de mümin olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra /19)

İşte, bu ayeti kerimede ahiret bilinci açıklanır. Öncelikle ahireti istemek, arzulamak, önemli görmek, önceliğe almak. Sonra ona ulaşmak için dünyada gereği gibi çalışmak, çabalamak, ameller biriktirmek. Ve sonrasında zerre iyiliğin hakkının verileceği ahirette yaptıklarının karşılığını almak!

Ne mutlu; ahireti isteyenlere, ona ulaşmak için gereği gibi çalışanlara ve çalıştığının karşılığını alacak olanlara! Ne mutlu bu bilinçte olup böyle yaşayanlara ve sorumlu olduklarına da bu bilinci aşılayanlara…

Esra Gülşahin | Nisanur Dergisi

Markanız bizimle şehrin markası olsun
ŞEHİR MARKALARI
Reklam İletişim 0212 562 60 06

Bu haberler de ilginizi çekebilir