Fenalığı kendinden iyiliği ise Allah'tan bil

Fenalığı kendinden iyiliği ise Allah'tan bil

İki kardeş uzun bir seyahate çıkarlar, gitgide yol ikiye ayrılır. İki yolun başında ciddi bir adam görürler ve ona sorarlar. "Hangi yol iyidir." Adam da onlara şöyle cevap verir. Sağ yolda kanun ve nizama uyma mecburiyeti vardır. Fakat o kanun ve nizam içinde de emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise özgürlük ve hürriyet vardır. Fakat o özgürlük içinde de bir tehlike ve şekavet vardır. Artık tercih sizin der ve adam kaybolur. Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş "Allah'a tevekkül ettim" deyip sağ yola gider. Kötü huylu kardeş ise sırf özgürlük için sol yola gider. İşte kötü huylu kardeş dereden, tepeden, aşıp gitgide büyük bir sahraya varır. Ansızın bir ses işitir. Bir de ne görsün! Dehşetli bir aslan meşelikten çıkıp kötü huylu kardeşe hücum eder. O da korkudan kaçıp kendisini altmış arşın derinliğinde olan susuz bir kuyuya atarken birden elleri kuyunun duvarında göyermiş olan bir ağaca yapışır. O ağacın iki kökünde biri beyaz diğeri ise siyah fare var. Yukarıya baktığında aslan, aşağıya baktığında ejderha, kuyunun duvarında ise ısırıcı haşereler var. Kötü huylu kardeş başını yukarıya kaldırdığı zaman bir ağaçta farklı farklı meyveler görür o meyvelerden yer ama bilmez ki o meyvelerin bir kısmı zehirlidir. Diğer kısmı ise muzırdır. İşte kötü huylu kardeş bu sol yolu hayal ettiği özgürlüğü basit zan etti. Güzel huylu kardeş ise "Allah'a tevekkül ettim" deyip sağ yolu tercih etmişti. Kötü huylu kardeşin başına gelenlerin aynısı güzel huylu kardeşin başına gelmiştir. Ama güzel huylu kardeş iyi düşünerek hareket etmiştir. Mesela şöyle: Aslan görür korkar ama kardeşi kadar değil şöyle düşünür, bu sahranın bir hakimi var ve bu aslan o hakimin tahtı emrinde bir hizmetkâr olması ihtimali var diye düşünüp teselli bulur. Yürümeye devam eder ve karşısına susuz bir kuyu çıkar. Aynı kardeşinin başına geldiği gibi. Yine korkmaz, şöyle düşünür. Bunların hepsi birbiriyle alakalıdır. Bu işlerde bir sır vardır. Evet bunlar bir gizli hakimin emri ile dönerler. Öyle ise ben yalnız değilim, o gizli hakim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor diye iyi düşünür. Sonra ağacın başına bakar incir ağacı fakat başında binlerce ağacın meyveleri var. O vakit bütün korkusu gider. Anlar ki bu incir ağacı bir sergidir, bir lütfedir. O hakim bağ ve bostandaki meyvelerin numunelerini bir mucize ile o ağaca takmış ve kendi misafirlerine ikram ettiği yiyecekler birer işaret suretinde o ağacı süslemiş olmalı, yoksa bir tek ağaç binlerce ağacın meyvelerini veremez. Daha sonra bu sırrın anahtarı ona ilham olana kadar dua eder. Ey bu yerlerin hakimi! Senin bahtına düştüm, sana hizmetkârım, senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum diyerek yol varır. Nihayet kuyunun duvarı yarılıp şahane nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açılır. Ejderha ve aslan iki hizmetkâr suretine girerek onu içeriye davet ederler. Bu iki kardeş: "Biri ruh-u mümin kalbi salihtir, diğeri ise ruh-u kâfir kalbi fasıktır. O iki yoldan sağ olanı: Kur'an ve imandır. Sol yol ise: İsyan ve küfrandır. O yolda ki bahçe ise: Cemiyeti beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayatı içtimaiyedir ki; hayır ve şer, iyi ve kötü, temiz ve kirli şeylerle beraber bulunur. Sahra: Arz ve dünya Aslan: Ecel ve ölüm Kuyu: İnsan, zaman, hayat altmış arşın derinliği ise: Ömrü vasati ve ömrü galibi olan altmış seneye işarettir. Ağaç: Ömür ve madde-i hayattır. Siyah ve beyaz iki hayvan: Gece ve gündüzdür. Ejdarha: Ağzı kabir olan ahiretin önündeki eşiktir. Fakat o ağız mümin için zindan bir bahçeye açılan bir kapıdır. Haşereler: Dünya musibetleridir. Zira mümin için gaflet uykusuna dalmasın diye tatlı bir ikazdır. Ağaçtaki meyveler: Dünya evi nimetleridir ki Cenab-ı Hakk mutlaka onları ahiret nimetlerine bir liste hem de cennet meyvelerini, müşterileri davet eden nümuneler suretinde yapmıştır.         

SÖZLER'DEN...

En Çok Okunanlar