İslam'ı kaynağından İÇMEK…

İslam'ı kaynağından İÇMEK…

İslam, mutlak su gibi temiz, berrak, duru ve tadı hoştur. Her canlının ihtiyaç duyduğu, onsuz yapamadığı yegâne zaruri hayat kaynağı, hayat membaıdır.

Bu hayat kaynağını, bu membaı anlamak ve tanıyabilmek için mutlaka kaynak başından anlamaya ve tanımaya çalışmak gerekir. Yani, nehirlere, çaylara, derelere, küçük su arklarına giden suyun kaynağına ulaşmak lazım.

İslam berraktır; anlaşılabilmesi kolay bir İlah-i nizamdır. Ancak kaynağından değil de, yetersiz Müslümanların yaşantılarından anlamaya çalışmak, yanlış ve hâşâ, sanki İslam yetersizmiş gibi algılanmaya sebebiyet verecektir.

İslam'ı öğrenmek isteyen,  İslam'ın temel kaynaklarına başvurmalıdır. Bir suyu kaynak başından içmek nerede, kaynağından binlerce metre uzağından içmek nerede? Bir meyveyi dalından koparıp taze taze yemek nerede, dalından koparıldıktan, onlarca el değdikten sonra bayat bayat semt pazarlarından alıp yemek nerede?

İslam'ı birinci elden, kaynağından, dalından almak gerekir. İslam'ın ana kaynakları Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve Resulallah Efendimiz (sav)'in sünnet-i seniyesi…

O halde, su içmek için küçük su arklarına, sebze ve meyve yemek için çürükçülere, islam'ı öğrenmek için de bilinçsiz İslam satıcılarına rağbet etmemelidir. Tüm rağbetler, her şeyin en iyisine en güzel ve idealine olmalıdır. Yeter ki, kişi kalbini ve yüzünü İslam'ın kaynak başına çevirebilmesini bilsin…

Ha, kaynağını bulmak veya ulaşmak zor geliyorsa tabii ki bu işin güvenilir erbaplarına danışmak, onlara kulak vermek ve asırlardır birikmiş tecrübelerden istifade etmek elzemdir…FADIL ŞANİ

Keşkül

Örümcek Ağı: 

Görmüş olmalısın, o kararsız örümcek ömrünü hayal içinde geçirir. İleri görüşlü aklına uyar da, evini bir bucağa yapar. Bir sinek düşer diye heveslenip, acayip bir tuzak kurar. Bir sinek tepetaklak tuzağına düşünce, o sersemin kanını emer. Sonra da onu orada kurutur, uzun zaman kendisine azık yapar.

Birden ev sahibi elinde sopayla ayakta belirir. O örümceğin evini ve o sineği bir anda yok eder, ortadan kaldırır. Dünya da, ondan rızıklanan da, o örümceğin ağına düşen sinek gibidir. Bütün dünyayı elde etsen de, o göz açıp kapamadan kaybolur.

Padişahliığa güvenip de yücelik taslarsan, bu hâlin sokak çocuğunun gölge oyunu oynatmasına benzer. Efendilik, yücelik gururu ile bu derece nazlanma. Kaplanın postunu yüzdükleri gibi senin derini de sonunda yüzecekler.

Yemekteki Mucize

Ebu Eyyüb El-Ensari(ra) anlatıyor:

“Bir gün, Allah Resulü (asm) ve Ebu Bekir (ra)'e yetecek kadar yemek yapıp getirmiştim. Efendimiz:

“Git, bana Ensar'ın önde gelenlerinden otuz kişi çağır!” buyurdu. Yanımda hazırladığım yemeğe ekleyecek bir şey bulunmadığından, bu bana çok ağır geldi. Biraz ağırdan aldım. Peygamber (asm), tekrar:

“Git, bana Ensar'ın önde gelenlerinden otuz kişi çağır!” buyurdu. Bunun üzerine, gidip onları çağırdım, geldiler. Gelince, onlara:

“Yemek yiyiniz!” buyurdu, yediler. Önlerinden, ancak bir kısmını yiyebildiler. Efendimiz (asm):

 “Git, bana Ensar'ın önde gelenlerinden altmış kişi çağır!” buyurdu. Altmış kişi beni otuz kişiden daha çok korkuttu! Gidip çağırdım. Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler! Bundan sonra, Efendimiz (asm):

“Git, bana Ensar'ın önde gelenlerinden doksan kişi çağır!” buyurdu. Beni, bu doksan kişi, altmış ve otuz kişiden daha çok korkuttu. Onları da gidip çağırdım. Yemekten yediler. Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler. İşte o zaman bu yemekten yüz seksen kişi yedi ki, hepsi de Ensardan kişilerdi.”

FETVALAR

✒SORU: Haram iş yapan biri, çok para kazanıp ev alırsa daha sonra tövbe edince haram yoldan kazandığı onca mal mülkü ne yapmalıdır? O haram parayla iş yeri açıp bundan sonra helalıyla çalışabilir mi?

CEVAP:  Haram olan her türlü kazançtan uzak durmak Müslümanın şer'î sorumluluklarındandır. Zira haram yollarla elde edilen mallar ya başkasının hakkına girerek ya da aynî itibariyle haram sayılan malların satışıyla elde edilmiştir ki her ikisi de toplum içerisinde ifsat ve anarşinin yaygınlaşmasına vesile olan kazanç türlerindendir.

Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Dünyadaki (rızık) talebinizi güzel yapınız! Şüphesiz herkes kendisi için yaratılan şeyi kolay elde edecektir!” (İbnu Mâce, Hakim, Beyhaki)

Başkasının hakkına girerek elde edilen mallar misli misline sahibine iade edilmelidir. Bunun için sadece tövbe yeterli değildir. Aynî olarak elde edilen mallar için ise yine samimi bir şekilde tövbe edilmeli ve zanni galiple bu kazanç belirtilip Müslümanların genel maslahatı için harcanmalıdır. 

Başkalarının hakkına girerek elde edilen kazançların sahibi bulunamazsa, mirasçıları araştırılması ve kendilerine teslim edilmelidir. Yakın akrabalarına ulaşılamazsa, o kişi adına hayır ve hasenat verilmelidir.

İbnu Kayyim El-Cevzî derki:

“Bir kimse haksız yere başka birinin malını alır da sonrasında bundan kurtulmak isterse ve çeşitli sebeplerden dolayı bunu sahibine iade edemezse; varsa, o kişinin borcunu öder. Yoksa mirasçılarına verir. O da yoksa onun adına başkalarına sadaka verir.”

Haram mallardan kurtulmak için Allah'a samimi bir şekilde tövbe edilmeli ve aynı fiil bir daha tekrarlanmamalıdır. Geçmişte söz konusu mallarla ev ve iş yeri gibi gayrimenkuller elde edilmişse bunları elden çıkarmak şart değildir. Bunun yerine tahmini olarak haram olan kısmı belirtilerek kişinin yaşadığı yerdeki ihtiyaca binaen nakit olarak elden çıkarılması kâfi olacaktır. Elden çıkarılan miktar birinci dereceden yakın akrabalara değil fakir, borçlu, yetim ve yoksullara verilmelidir. 

Elinde belli miktarda haram para bulunduran kimse parayı geciktirmeden sahiplerine vermelidir. Haram olduğunu bildiği halde bu parayı “sonradan veririm niyetiyle” çalıştırması caiz değildir.

SURELERİ TANIYALIM

HAC SURESİ:

Sure adını 25. Ayet ve devamında ele alınan hac ile ilgili pasajlardan alır.

Ayetlerin çoğu Mekke'de, Bir kısmı da Medine'de nazil olmuştur. Nüzul sıralamasında 103. Sure olup Nur suresinden sonra, Munafikun suresinden önce indiği rivayet edilir. Toplam 78 ayettir. Cihad ile ilgili ilk ayetler de bu surede bulunmaktadır.

Sure “Ey İnsanlar! Rabbinizden sakının; şüphesiz o kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, hâlbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir.” ayetleri ile tüyleri diken diken eden bir üslupla başlar. Akabinde bilgisi olmayan şeyler hakkında tartışanların şeytanın ardından gittiklerini vurgular ve tekrar dirilişin hak olduğunu kesin bir dille ikrar eder…

Akidevi bazı mülahazalar tekrarlandıktan sonra Hac ile ilgili malumatlara geçilir. Hz. İbrahim'den bahsedilir, insanları Kabe'ye çağırması emredilir. Kurban ayetinden sonra gelen şu ayet surenin en çarpıcı ayetlerdendir.  “(Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele. Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”

Birçok surede olduğu gibi geçmiş kavimlerin peygamberleri ile olan münakaşaları tablolar halinde sunulur ve insanların ibret alması istenir. Nuh, Ad, Semud, Medyen kavimlerden bahsedilir. Bununla birlikte İbrahim, Lut, Şuayb, Musa peygamberlerden de bahseder.

Devamında gelen ayetlerde Ahiret, kıyamet günü, cennet cehenneme olan iman tazelenir. Peygamberimize olan güven doruk noktaya çıkarılır…

Şehitlerden, Allah'ın lütfu olan nimetlerden, müşriklerin safsatalarından bahsedildikten sonra Müslümanlara şu tavsiyelerde bulunarak nihayete erer; “Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!”

EL-BÂSIT

Allah'ın güzel isimlerinden olan el Bâsıt, dilediğine bol rızık veren, genişleten, açan, kolaylaştıran, ruhları bedenlere yerleştiren ve kullarına imtihan için hazinelerinin kapısını açan anlamlarına gelmektedir.

Bu isim El-Kâbıd ism-i şerifinin karşı boyutudur. Yani El-Kabıd imtihan gereği daraltırken, El-Bâsıt imtihan gereği genişletendir.

Bu ismin tecellisiyle fakir zenginleşir, borçlu borcunu kolayca öder, işsiz iş bulur ve diğer bütün maddi sıkıntılar yok olur, yerlerini lütuf ve ihsana bırakır.

Yine Bâsıt ismi ile daralan gönüller genişler, ferah bulur, aşk ve muhabbet fedaisi oluverir.

O halde El-Kâbıd isminin yansımaları sabır ve güçlü bir irade gerektirirken, El-Bâsıt ismi ise şükür ve vefa gerektirir.

En Çok Okunanlar