İlim Kültür Eğitim Vakfı (İLKE), Türkiye’de aile kurumunun yaşadığı sosyolojik ve dijital dönüşümü ortaya koyan kapsamlı bir rapor yayımladı. Eğitimci, psikolog, hukukçu, ilahiyatçı ve şehir planlamacısı gibi farklı alanlardan 10 akademisyenin ortak çalışmasıyla hazırlanan raporda, aile yapısındaki hızlı değişimin toplumun temel yapısını tehdit edecek boyutlara ulaştığı vurgulandı. Rapora göre geleneksel yapının çözülmesiyle birlikte erkekler ev içindeki otoritesini kaybederken; kararları tek başına alan, sınırları çizen ve tüm yükü sırtlayan kadınlar yeni aile modelinin ana yöneticisi haline geldi.
Raporu değerlendiren Vakıf Başkanı Ahmet Sait Öner, mevcut tabloyu “kalp krizine” benzeterek aile kurumunda yaşanan çözülmenin artık yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güvenlik meselesi haline geldiğini söyledi. Öner, aile yapısındaki kırılmanın toplumun omurgasını zayıflattığını ifade etti.
Raporda yer alan istatistiklere göre Türkiye’de nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1 doğurganlık oranının altına ilk kez 2003 yılında düşüldüğü, bu gerilemenin ise 2014 yılından bu yana kesintisiz devam ettiği belirtildi. Boşanmaların evliliklere oranının yüzde 33 seviyesine ulaştığına dikkat çekilen raporda, tek kişilik hane oranının da yüzde 20’ye yaklaştığı kaydedildi.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Esin Tüccar ise Türkiye'de aile yapısındaki en büyük kırılmanın küresel kültür ve dijitalleşme kaynaklı rol çatışmalarından kaynaklandığını belirtti. Kadın ve erkek rollerinde belirgin değişimler yaşandığını söyleyen Tüccar, sosyal medyanın etkisiyle aynı evin içinde birbirine temas etmeyen, konuşmayan ve duygusal bağları zayıflamış yeni bir aile modelinin ortaya çıktığını ifade etti.
Genç erkeklerin ebeveynlik sürecine daha fazla katılmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak bunun zamanla “çocuk egemen” bir aile yapısına dönüştüğünü söyleyen Tüccar, hayatın merkezine yalnızca çocuğun yerleştirilmesinin eşler arasındaki ilişkiyi zayıflattığını vurguladı.
Tüccar, evlilik öncesi iletişim eğitimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek dijital ebeveynlik konusunda toplumsal bilinç oluşturulmasının zorunlu hale geldiğini ifade etti.
Raporda görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın da boşanmanın artık istisnai bir durum olmaktan çıkıp sıradanlaştığını söyledi. Geleneksel koruyucu aile yapısının çözülmeye başladığını belirten Akın, sadece ekonomik teşviklerin aile kurumunu korumaya yetmeyeceğini dile getirdi.
Akın, “Dünyadaki örnekler de gösteriyor ki sadece evlilik ve çocuk sayısı üzerinden para desteği sağlamak aile kurumunu kurtarmaya yetmiyor. Toplumun bu riskler konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rapordaki en dikkat çekici bulgulardan birini paylaşan Doç. Dr. Elyesa Koytak ise Türkiye’de dijital kullanım nedeniyle ebeveynler ile çocuklar arasındaki çatışmanın giderek arttığını söyledi.
Koytak, her 10 ebeveynden en az 5’inin çocuklarıyla dijital ekran süresi konusunda sorun yaşadığını belirterek, 7-12 yaş arası çocuk sahibi ailelerde bu oranın yüzde 59’a kadar çıktığını ifade etti. Daha dikkat çekici olanın ise 0-6 yaş grubunda bile dijital gerilim oranının yüzde 52 seviyesine ulaşması olduğunu kaydetti.
“Ebeveyn ile çocuk arasındaki dijital gerilim okul çağında değil, henüz bebeklik ve okul öncesi dönemde başlıyor” diyen Koytak, dijitalleşmenin aile içi iletişimi ciddi biçimde zayıflattığını ve çocukların sosyal gelişimini doğrudan etkilediğini söyledi.




