ABD dolarından uzaklaşma fikri, daha önce ABD'nin küresel hakimiyetinden olumsuz etkilenen ülkeler ve ekonomik bloklar tarafından hedef olarak dile getirilirken, bugün uluslararası para sisteminde hem fiili adımlarla hem de geleceğe yönelik beklentilerle somut ilerleme kaydetmeye başladı.
İran savaşı da bu dönüşümü hızlandıran unsurlardan biri oldu. Çünkü savaş, ABD'nin ülkeleri küresel ekonomiden izole etme kapasitesinin zayıfladığını ortaya koyarken, Çin de bu süreçten yararlanarak doları devre dışı bırakan alternatif bir küresel ödeme sistemini güçlendirmeye çalıştı.
Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu'nun (OMFIF) gerçekleştirdiği ve salı günü yayımlanan ankete göre, önümüzdeki 10 yıl içinde ilk kez dolar varlıklarını azaltmayı planlayan merkez bankalarının sayısının, dolar varlıklarını artırmayı planlayanlardan daha fazla olması bekleniyor. Bunun temel nedeni ise ABD dolarına bağlı siyasi risklerin giderek artması.
Yaklaşık 10 trilyon dolar büyüklüğünde varlığı yöneten merkez bankalarını kapsayan ankete göre, merkez bankalarının yüzde 79'u ve kamu fonlarının yüzde 60'ı küresel para sisteminin artık "çok kutuplu" bir yapıya doğru geçiş yaptığını düşünüyor.
ABD doları hala açık bir alternatife sahip değil. Dolar bu yıl, ABD'de faiz oranlarının yüksek seyretmesi, Amerikan varlıklarına yönelik güçlü talep ve ABD-İran savaşı nedeniyle güvenli liman arayışının artmasıyla yüzde 3 değer kazandı.
Buna rağmen merkez bankaları Norveç kronu ve Yeni Zelanda dolarındaki paylarını artırırken, İngiliz sterlinine olan ilgilerini de yükseltti.
Ankete katılanlar euro ve Çin yuanındaki varlıklarını artırmak istediklerini belirtirken, her iki para biriminin de yapısal sorunlar nedeniyle beklenen performansı gösteremediğini ifade etti. Buna rağmen ankete katılanların neredeyse tamamı yuanın portföy çeşitlendirmesi açısından etkili bir araç olduğunu değerlendirdi.
Anket ayrıca, rekor seviyelere ulaşan altının ve merkez bankalarının yüzde 82'si tarafından rezerv olarak tutulmasının, artık rezerv yönetimi stratejisinin merkezine yerleştiğini ortaya koydu.
Bu sonuçlar, ABD'deki siyasi belirsizlikler ve artan jeopolitik riskler nedeniyle doların küresel rezerv para statüsüne ilişkin dünyada süren tartışmalarla da örtüşüyor.
Pazartesi günü yayımlanan başka bir araştırma ise, toplam 29 trilyon dolarlık varlığı yöneten egemen varlık fonları ile merkez bankalarının yatırımlarını ABD doları ve geleneksel tahvillerden çıkararak yenilenebilir enerji, altyapı ve altın gibi reel varlıklara yönlendirdiğini gösterdi.
Invesco tarafından yapılan ankete göre, ABD'nin artan borç yükü ve doların jeopolitik baskı aracı olarak kullanılmasına ilişkin endişeler nedeniyle kamu yatırımcılarının yarısından fazlası servetlerini korumak amacıyla enerji sektöründe uzun vadeli koruyucu yatırımlara yöneliyor.
90 egemen varlık fonu ile 54 merkez bankasının katıldığı araştırma, özellikle gümrük tarifeleri, deniz taşımacılığı hatlarının kapanması ve Ukrayna ile Orta Doğu'daki savaşlar nedeniyle yatırımcıların çeşitlendirilmiş ve krizlere dayanıklı portföylere daha fazla önem verdiğini ortaya koydu.
Ankete katılan merkez bankalarının yüzde 61'i, ABD'nin borç seviyesinin doların uzun vadeli rezerv para statüsünü olumsuz etkilediğini belirtti. Bu oran 2024'te yalnızca yüzde 20 seviyesindeydi.
Doların yerine geçebilecek güvenilir bir alternatifin bulunmaması nedeniyle bu dönüşümün kademeli olması bekleniyor. Ancak Invesco anketine katılanların yüzde 29'u, doların rezerv para konumunun önümüzdeki beş yıl içinde zayıflayacağını düşünüyor. Bu oran 2022 yılında yüzde 12 seviyesindeydi.
Ekonomi Nobel Ödülü sahibi Paul Krugman da pazartesi günü blogunda, Donald Trump'ın başkanlığının 16 ayı sonunda ABD'nin dünyadaki güvenilirliğini ciddi biçimde zedelediğini yazdı.
Krugman şu ifadeleri kullandı:
"Buna yıkım listesine bir madde daha ekleyeyim: ABD'nin küresel finansal gücünün en önemli aracı olan doların egemenliği, alternatif ödeme sistemlerinin yükselişi nedeniyle ciddi biçimde zarar gördü. İran savaşı bu yükselişi önemli ölçüde hızlandırdı."
Krugman, İran'ın Çin, Rusya ve diğer ülkelerle ticaretinde petrolünü Çin yuanı veya kripto paralar karşılığında satarak ABD yaptırımlarını aşabildiğini ve elde ettiği gelirle Çin malları satın alabildiğini anlattı.
Krugman'a göre, "Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaş, diğer ülkelere dolar merkezli küresel ödeme sistemini aşabileceklerini gösterdi. Bunun gerçekleşmesinde en büyük pay ise Çin'e ait."
Bazı araştırmacılar doların giderek daha fazla siyasi amaçlarla kullanılmasının, uzun vadede çok kutuplu küresel para sistemine geçişi hızlandırabileceği uyarısında bulunuyor.
Ekonomist Catherine Schenk ise haziran ayı başında Project Syndicate platformunda yayımladığı analizde, beklenmedik siyasi gelişmeler, ticaret savaşları ile Avrupa ve Orta Doğu'daki çatışmaların dünya düzeninde yeni bir dönemi başlattığını ve bunun doların geleceğine ilişkin tartışmaları hızlandırdığını ifade etti.
Schenk, özellikle Trump'ın ikinci başkanlık döneminde bu sürecin daha da hızlandığını belirtti. Ancak doların uluslararası rolünün merkez bankalarının döviz rezervlerindeki payıyla ölçüldüğünü ve doların küresel rezervlerdeki payının yaklaşık yüzde 60 seviyesinde kalarak son 30 yıldır büyük ölçüde değişmediğini vurguladı.
Ayrıca 2025 yılında döviz piyasalarında günlük ortalama işlem hacminin 9,5 trilyon dolara ulaştığını ve bu işlemlerin yüzde 90'ının dolar üzerinden gerçekleştiğini belirtti.
Dünyanın en büyük ticaret ekonomilerinden biri olan Çin'e rağmen, Çin yuanının sınır ötesi ödemelerdeki kullanım oranının halen yalnızca yüzde 3 seviyesinde bulunduğuna dikkat çekti.
SWIFT sistemi, yaptırımlar ve bunların etkilerine ilişkin değerlendirmeler yapan Schenk, yakın gelecekte uygulanabilir güçlü alternatiflerin ve küresel ölçekte yoğun bir koordinasyonun bulunmaması nedeniyle doların küresel hâkimiyetini kaybetmesinin kaçınılmaz olmadığını ifade etti.




