Kaani, yıllar içinde farklı direniş gruplarının birleşerek güçlü bir cephe oluşturduğunu ve bu yapının sarsılmaz bir iradeye sahip olduğunu ifade etti. Aksa Tufanı operasyonundan bu yana yoğun baskı ve saldırılara rağmen faaliyetlerin kararlılıkla sürdüğünü dile getiren Kaani, Filistin ve Lübnan’daki gelişmelerin bunun en somut göstergesi olduğunu aktardı. Emperyalist güçlerin ve siyonist işgalcilerin tüm askeri ve lojistik üstünlüklerine rağmen sahada istedikleri neticeyi alamadıklarını belirtti.
Lübnan’da siyonist saldırılara karşı direnen Hizbullah’ın yalnızca askeri bir yapı olmadığını, toplumda geniş bir sosyal tabana sahip olduğunu vurgulayan Kaani, sahadaki askeri başarıların diplomatik alandaki kararlı tutumla desteklendiğini söyledi. İşgalcilerin bölgedeki planlarının boşa çıkarıldığını kaydetti.
Babülmendep Boğazı’nın direniş ekseninin elindeki en önemli stratejik kozlardan biri haline geldiğini hatırlatan Kaani, Yemen’deki direniş güçlerinin bölge denkleminde çok etkili bir konumda bulunduğunu savundu. Amerika’nın uluslararası arenadaki itibarının büyük zarar gördüğünü, siyonistlerin ise hızlı bir zayıflama sürecine girdiğini aktaran Kaani, “Lübnan konusunda gösterilen duruş, hem sahadaki hem de diplomasideki aktörlerin direniş anlayışı etrafında birleştiğini ortaya koydu.” dedi.





