Evrenin en büyük yıldızları, kendi güçlü ışımaları yaklaşan maddeyi itmesi gerekirken, nasıl bu kadar büyük kütlelere ulaşabiliyor? Şili’deki ALMA teleskobunu kullanan gökbilimciler bu gizeme şaşırtıcı bir yanıt buldu: devasa “kozmik akıntılar” (streamers), yıldızlara doğrudan madde taşıyan yıldızlararası otoyollar gibi davranıyor.

Güneş kütlesinin sekiz katından fazla olan yıldızlar “ağır kütleli yıldızlar” olarak sınıflandırılır. Bu dev yıldızlar hızla oluşur ve güçlü yıldız rüzgarları ile radyasyon salar. Normalde bu tür kuvvetler, madde birikimini engelleyerek yıldızların bu büyüklüklere ulaşmasını zorlaştırır. Ancak onları besleyen bir mekanizma var.

Yıllar boyunca gökbilimciler, genç yıldızların çevresinde bulunan devasa akresyon disklerinin (dönerek yıldızın etrafında oluşan toz ve gaz yapıları) onları büyüttüğünü düşünüyordu. Ancak Kyoto Üniversitesi ve Tokyo Üniversitesi’nden bilim insanlarının yer aldığı uluslararası bir ekip, farklı bir sonuca ulaştı.

Çalışmanın sorumlu yazarı Fernando Olguin şöyle diyor: “Çalışmamız bu yapıları besleyen akıntıların varlığını gösteriyor; bu akıntılar, bin astronomik birimden daha büyük ölçeklerdeki gazı taşıyan, adeta dev gaz otoyolları gibi davranıyor.”

Bu hipotezi test edebilmek için araştırmacılar, yıldız oluşum bölgelerini çok daha ayrıntılı şekilde gözlemlemeliydi. Çünkü yüksek kütleli yıldızların doğduğu yerler, küçük yıldızlara göre daha uzakta bulunuyor. Ekip, bu nedenle Şili’deki ALMA gözlemevini kullandı. Bu teleskop, milimetre dalga boyundaki toz ve moleküler ışımaları algılayabilen onlarca antenden oluşuyor.

ALMA’nın sağladığı hassasiyetle, araştırmacılar bir genç yıldızın çevresinde iki ayrı gaz akıntısı gözlemledi. Bu akıntılardan biri doğrudan yıldızın merkezine bağlıydı ve dönme hareketiyle birlikte çökmeye (madde birikimine) işaret eden bir hız modeli sergiliyordu. Bu da, akıntının yıldızdan gelen geri beslemeye rağmen yeterli miktarda madde taşıyarak yıldızın merkezinde yoğun bir yapı oluşturduğunu gösteriyor.

Araştırma ekibi birkaç yüz astronomik birim çapında bir toz diski ya da torus (halka) görmeyi bekliyordu. Ancak spiral kolların merkezi kaynağa bu kadar yakın uzandığını beklemiyorlardı.

Olguin şöyle diyor: “Akıntıların bir diski beslediğini düşündük, ama bizi şaşırtan şey şuydu: ya bir disk yok, ya da varsa da inanılmaz derecede küçük.”

Bu bulgular, merkezi yıldızın etrafında bir disk olup olmamasından bağımsız olarak, akıntıların büyük miktarda gaz taşıyabildiğini ve bu gazın, yıldızdan gelen güçlü geri besleme sinyallerine rağmen, yıldız oluşumunu sürdürebildiğini gösteriyor.

Kaynak: SciTechDaily